27.05.2013
Babanemle tom adlı cat birbirleriyle çok iyi anlaşmışlar, amcamın telefonunda tanışmışlar.
"Benim oğlumun telefonu" diyor babannem tom'a."Bu benim oğlumun telefonu", tom tekrarlıyor,
babanem kahkahalarla gülüyor,tabi tom da öyle.
Tom babanemi can kulağıyla dinliyor.
babanem amcamın telefonunu elinden düşürmüyor.
"Gel melek bak gel sen de konuş bu benim kedim" dedi babannem,
Tom salak salak tekrarladı.
Bu tom çok şebelek!
Babaneme gerçek kedi almalıyım.
Babannemle daha fazla konuşmalıyız.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
23.05.2013
Kapının önündeki iki velede.
"ama ama, ananem tanımadığın insanlar bi şey verirse alma dedi" dedi bıcırık olan.
Bıdık olan da tekrarladı onu kafasıyla.
Ben bi elimde market poşeti -her zamanki gibi- bi elimde probisler -beşli- öyle kaldım kapının önünde.
Haklılardı haklı olmasına da ne diyeceğimi bilemedim o anda.
ee evet ananeniz çok doğru söylemiş diyip utanarak probisleri poşete geri attım.
Çocukları bu ikilemde bıraktığım için üzüldüm de.
Kapıda cam parçaları gibi bir şeylerle oynuyolardı ben yanlarından geçerken,onlarla oynarsanız elinizi kesebilir demiştim.
Belki de bıcırık olan ona kızdı.
Yoksa çok mu güvenilmez bi halim vardı.
Ya da ya da probisi hiç sevmiyolardı.-zayıf ihtimal-
Her halükarda anane sözünden çıkılmaz iyi biliyolar.
Üzgün probisler bana kaldı...
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
7.05.2013
"...şehri ispatlamaktan geliyorum."
..."işte yine o geliyor" diyorlardır ya da demiyorlardır ama diyorlarsa eğer,kesin ;"açılın,hergün koştur koştur yürüyen o kız geliyor" diyor olmalılar.
Ya da ya da,yolumu kuşatmış marketlere teslim olup abur ve cubur alışverişi ile eller kollar dolu görmüşlerse;
"aha,işte yine o ve marketten de alışveriş yapmış olduğu halde yine de hıphızlı yürüyebilen kız geliyor." diyor olmaları da mümkün.Ve sanırım benim iki ev dolusu insana baktığımı düşünüp halime acıyor da olabilirler.
Çünkü hep aynı güzergah ,hep aynı durak,hep aynı saatte, ordan geçerken.Hızlı adımlarla kalabalık caddeden yürürken,yürüyen ya da yürümeyen merdivenlerden üçer beşer koşarken...
Aklımda Wait for me'nin klibi ile.Level level atlarken günü.Eve gelince bir görev daha başarıyla tamamlandı edasında açarken kapıyı, geçerken odama,seçerken filmi...
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
18.04.2013
Ev:
-Çok rüya görüyorum. Hem de çok fazla.
Bazen hayatım, bazen izlediğim filmlerle paralel rüyalar.
Gri ya da renkli.Korkular,kaygılar ya da hayallerle karışık.Bazıları fantastik film gibi,bazılarından sağlam dramlar çıkar.Bazıları fredy'nin kabularından bile daha kabus,bazıları hayallerle harmanlanmış oluyor.Çok dolaşıyorum çok fazla.Bazen Lynch çekiyor bazen Tarantino, bazen de yönetmen koltuğuna ben oturuyorum.
Bazen ama.
(Çok bazen dedim biliyorum)
Sanırım rüya sabiti diye de bir şey var ama.
Yol:
--Günaydın İstanbul kardeş diye bir dizi vardı,canımın İstanbul köşesi diye de bir şarkı.Kitap okumaya çalışıp uyuklarken aklıma birden bunlar geliyor.Kafamı çevirip dışarı bakıyorum da boğazdan geçiyoruz,boğazdan geçerken uyanıveriyorum.Sonrası durağı kaçırma çalışmaları.Bugüne kadar hiç başaramadım.
İş:
---Poğça ve çayla florasan ışık altında kahvaltıların en kötüsü iş kahvaltısı.
Her sabah sıcak poğçaya yenilmek, üstelik etrafta margarinden insanları görmekten de değil sadece kötülüğü.Zeytinsiz,peynirsiz kahvaltı mı olurdan kaynaklı ve çayı soğutan zır zır telefon daha ilk vakitlerden çalıyorsa bir de,dramlardan bir dram oluyor işte.Şimdilik böyle.Yolların beş buçuk hali sağolsun.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
7.04.2013
Dolayısıyla aynı şeyleri yazıp duruyorum.Günler de hep aynı koşturmayla geçip gidiyor.
Tek gerçek haftasonu.
Anlatılması gereken de o zaten.
Cumartesi fazlasıyla cuma iken şimdi bir miktar da kendisi.
Kahraman canım pazarlar zaten kurtarıcı ve bol filmle geliyor.
Haftaiçinin akşam beş buçuk yolları güzel.Evin altıbuçuk haline yetiştiriyor.
Sonra gelsin filmler...
Haftaya bir başlamayagör ,bazı hayaller de geçmesine yardım ediyor.
Döngünün de böylesi güzel.
Sonrası Yozgat Blues bu perşembe.
Perşembeye kadar ölmememiz gerek.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
17.03.2013
Ev-iş arası uçar gibi gidip gelirken hayatım,sabah iki katlı otobüs konforunda,akşam 500T peşinde koşturmakla geçiyor.(Sana anlatmadım ama bir keresinde hareket halindeki bir otobüse atlamayı bile başardım.Otobüste ve bende hasar yok)
Kafamda bi dolu bilimkurgusal hayalle biniyorum her defasında otobüse.Işınlanma neden hala mümkün değil ki.Ve belki de onu bulan kişi bir 500T yolcusu olacak!
Ya da tamam hızlı yürüme süper gücümü geliştirsem de olurdu.Belki o zaman uçmayı da başarabilirdim,belki yani.
Böyle saçmalık düşünceler, hayallerle durakları geçiyoruz.Otobüste herkes yerli yerinde.İnsanlar farklı olsa da roller hiç değişmiyor.
Çok konuşkan kadrolu otobüs teyzeleri her zamanki korunaklı köşede.Otobüsün bağır çağır telefonla konuşan amcası görüşmesine başlamış bile.
"bu otobüs her gün çekilir mi"ciler gezmeden dönüyor. Söylenerek biniyorlar otobüse.
Oturabilen mutlu azınlık kıskanç bakışlar altında uyuklamaya çalışıyor.Telefonlarıyla hem hal olmuş otobüs gençleri başlar hep önde. Bir kısmısı telefonlarına bakıp gülümsüyor.
Camdan fırlamak üzere olanlar ve kapıyla bütünleşenler de yerlerini aldılarsa kadro tamamlanmış oluyor...
Yani,demek istediğim şu ki,işten ıstifa etmeyi başaramadım bu sefer.İşini sevmemek,mutsuz olmak ve başlı başına 500T yeterli bir istifa sebebi değilmiş.Şartları iyileştirme gibi bir şeyler zırvaladılar halbuki ben onlara şart koşmamıştım ki.Başarabilirseniz 500T'yi iyileştirin bakalım demeliydim aslında da neyse.Şimdiler de eskisinden de şiddetli iş arıyorum ,bakalım yeni bir iş bulmak yeterli bir işten ayrılma sebebi olabilecek mı?
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
3.03.2013
Sevenleri mektuplar yazdılar Müslüm Baba'ya.Ben bir mektup yazamadım zaten yazsam da biraz ikiyüzlülük yapmış olurdum, yani onunla üç sene öncesinde tanışmış biri olarak.
Arabeski hiç sevmedim.
Küçükken küçük emrahlı küçük ceylanlı filmlere maruz kalmadım değil.
Hatta teypte çalmaya kaset olsun diye annemin teyzemden aldığı bir adet Ferdi Tayfur kasetimiz bile olmuştu ,play tuşuna kirbit çöpü sıkıştırıp güç bela dinlenilen.
"Ya benimsin ya toprağın" kasetin adı.
Orhan babayla,Ferdi ile aram çok kötü olmasa da hiç ısınamadım bu melodilere. Müslüm Gürses ise bana daha uzak daha farklı bi yerlerdeydi hep.
Biraz korkutucu biraz tehlikeli gelirdi.Ergenliğin salak anlamsız kibirli hallerinde küçümsediğim bile olmuştur belki.
Şarkılarını zaman zaman duysam da ilk dinleyişim 2010 yılına tekabül etti.
İş yeri arkadaşları telefonuma göndermişlerdi şu şarkıyı.Sevmediğimi bildiklerinden ,senin telefondan daha iyi ses çıkıyor melek diyip kandırmışlardı.Tamam dinleyin ama hemen silerim demiştim.Benim telefonumda bu şarkı olamazdı.
Eve gittim ,bir kere de ben dinledim.
Silemedim şarkıyı.Anlatılanlar yabancı ama içindeki duygu çok gerçek geldi.Benim için bir anlamı olduğundan da değil ama dinledim işte.
Saygı duydum acısına.
Müslüm Gürses, Müslüm Baba olmuştu benim için de.
Sildin mi dediklerinde sildim demiştim ama sevmiştim.
Bunları anlatmanın,benim sevip sevmememin de bi önemi yok aslında.Onu sevenleri ona yeter.Ama umarım geç de olsa, Müslüm Baba beni evlatlığına kabul etmiştir.
Ve inşallah gittiği yerde acı değil hep mutlu şarkılar söyler.
Mekanı cennet olsun...
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
15.02.2013
Değerli bilge Kedi,
Bilmem hatırlar mısın, geçen sene bu zamanlarda,şikayet edip durduğum ve değerini şimdilerde anladığım denize komşu işimde,
iş-cami mescidsizlik koşturmalarında karşılaşmıştık seninle.
Evet evet o kıytırık telefonla fotoğrafını çeken şaşkın bendim.
Bana kızmadığın hatta tevazu ve anlayışla karşıladığın için tekrar teşekkür ederim.
Ama kayıtsız kalamamıştım sana.Yani mezarın yanında gözlerini kapamış dururken...
Bilmiyorum işte.Sanki insanlara bir şeyler anlatmak istermiş gibiydin.
Orda öyle kimbilir neler duyup görürken ,bambaşka alemlerden haber verir gibiydin.
Dünyaya gözlerini yummak böyle bir şey olmalı demiştim içimden.Sen daha ölmeye çalış melek!İşte böyle ölünür demiştim.
Bahçenin öbür tarafında diğer kediler...Neden diğer kedilerle değildin.
Belki de sorsam söylerdin.Beş Şehir diye çok sevdiğim bir film vardı duymuşsundur,ordaki kedi gibi.Şevket'ın bir kedisi vardı filmde.Sohbet edip,dertleştiği onun gibi.
Anlatsam dinlerdin...
Sonra seni göremedim orda.Sonra zaten ben de başka koşuşturmalar içinde farklı yerlerde buldum kendimi.Ama hep hatırlarım, hatırlatırsın anlatmak istediklerini.
Öyle işte.
Benim hiç kedim olmadı bilge kedi,isimler verdiğim hayali köpeklerim ve hiç göremediğim kuşlarım oldu.Ama bi yerlerde bilge bir kedim var.Belki yine karşılaşırız seninle
Görüşmek üzere...
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
10.02.2013
İşler-güçler,sızlanmalar ve yakınmalar hep aynı. Bahsetmeyeceğim.
Yollar ve yoruluşlar da öyle ,onlardan da.
Buraya da pek uğramıyorum bu yüzden.Bi bakıyorum arkama hep aynı şikayetler.
Sonra anlatacak pek bişey de kalmıyor.Zaten bazı şeyler de yazılamıyor.
Filmlere devam,filmlerle gidilen farklı yerler var.İyki de var.
Geçen
hafta okyanusun başrolde olduğu iki filmle okyanusları aşmıştım
mesela.(Master and Commander: The Far Side of the World ve Kon -Tiki )
İzlerken deniz kokusunu duyar gibi olmuştum.Yüzme bilmem ama bittiklerinde okyanusu yüzerek geçmiş kadar yorulmuştum.
Yani diyorum ki öyle oluyor işte.Bir film izliyosun ve hiç gitmediğin yerlere gidiyosun.Mesela bazı şarkılar da öyle.Cayman islands'ı
ne zaman dinlesem oralarda bi yerlere bisiklete binerken(bisiklete
binmesini de bilmem),denize paralel bir yolda giderken buluyorum
kendimi.Orda doğup,büyüyüp,yaşlanıyorum.
Bazen de çok ölüyorum.Mesela,House of Sand and Fog'u izlerken öyle oldu.Nefesimin kesildiğini hissettim.Ve bir kaç kez de öldüm.Cenaze için Birkaç Kilo Hurma'yı izleyip,Sadry'i tanıdığımdan beri kar yağsın istiyorum ama yağmıyor.Hava garip bir şekilde hep güneşli.Ve yazılmayan mektuplar,gitmesi gereken yere gidemiyor.
Ve bugün.Bugün,
pazar değildi mesela bugün Django'ydu. Django'yu izleyeli yaklaşık
olarak 7 saat oldu ama filmin etkisi geçmek bilmiyor.Eve dönüp bir film
daha izlemeyi planlamıştım ama Django izin vermedi.Kafamda filmden
görüntüler ve aklımda melodileri ile at üstünde yolculuk devam ediyor.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
20.01.2013
biraz bilmediğim dilde bir uğultuyla tezahurat yapılan şampiyonlar ligi maçlarının özetleri,
ya da güzel dublajlı trt1 filmleri ile.Ama garip bir güvendesin duygusuyla uykuya dalıyor.
Cumartesi günlerinin güneşli sabahlarına uyanmak için.
Sarelleli ekmek tadında hep çizgi filmler,rocksteady ve bebop da var,kuşlar da cıvıldıyor o zamanlar...
Büyümek,işe gitmek hiç sevmediğin bir programı izlemek zorunda kaldığın bir misafirlik gibi.
Sohbete de yabancısın ve o programı izlemekten başka çaren yok.Ve bunu her gün yaşıyorsun.Her gün o asla izlemeyeceğin diziyi,filmi ya da programı izlemek için
bir sürü yolları aşıp ve sabahın da köründe kalkıp geliyosun.
Sohbet sıkıcı,insanlar yabancı, program saçma ama oturup bitmesini beklemek zorundasın.
Eve gelip filmlerine dönüyosun sonra.İyileşmek için.Saçma sapan hayallerini hatırla.Dualarını unutma.Çünkü ancak böyle korunursun...
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
8.01.2013
birbiriylebağlantılıyüzbinlerceyılım vor -3-
Sevgili ikibinoniki,
Birazcık arkandan konuşmak gibi olacak ama yüzüne karşı söyleyemediğimden ,beni yanlış anlamayacağını umarak yazıyorum.
Öncelikle seni hep iyi hatırlayacağımı bilmeni isterim.Yani şimdi düşününce ne biliyim iyi bir yıldın benim için.Tamam başlarda bir yaş daha yaşlanıyor olmanın üzüntüsüyle hakkında ön yargılı davranmış olabilirim.Ama sonra kıyamet ihtimalini bile sevdim senin.
Memur olamadım,yararlı işler yapadım,sözüm ona kariyer merdivenlerini(!) tırmanamadım,annemin istediği bir evlat olamadım belki ama sayende bir sürü film izledim,bir sürü güzel film izledim hem de.C'est Pas Moi, Je Le Jure! ile başlamıştım sana Maboroshi no hikari ile bitirdim.Kahramanlarıma kahramanlar ekledim.Çok güzel kitaplar okudum.Hiç almadığım kadar kitap aldım günlerinde.Güzel insanlarla güzel yerlerde bulundum...
Bana bir oyun oynayıp en miskin zamanlarımda ve hiç çalışmak istemezken bir işle çıkageldin ama bir sürü tatil de getirdin.
Yaz tatili yapıp belki de ilk defa kalıcı bir iş buldum .Şikayet edip sızlanıyorum belki ama olsun sen sağol yine de.
Söyleyemediğim bazı şeyler de var ama sen onları da biliyosun zaten.Mutlu günlerin için de teşekkür ederim.
Keşke dünya için de biraz iyi olabilseydin.Ve üzgünüm ama hakkında yapılan 2012 adlı film de berbattı.
Söyleyeceklerim bu kadardı.İnşallah şu yerine gelen yıl herkes için yaşadığı en güzel yıl olur ama yine de seni unutmayacağımı bilmeni isterim.
Tekrardan hoşçakal.
p.s:Yazının resimdeki İvy teyze ile hiç bir ilgisi yoktur.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
15.12.2012
kısa, kısa ,kısalar- 4
-Ne zaman mandalina soysam aklıma bebek mandalinalar gelir.Bir keresinde minicik bir mandalina dilimi için öyle demişti babam.
"bak bebek mandalina" onu yemeye kıyamamıştım.Amma da yaptın demeyin ama öyle işte.
Küçük her şey gerçekten de küçüktü benim için yavruydu.yıllarca serçeleri yavru kuşlar sanmıştım.
Kuzuların yenmesine her zaman karşı oldum.
Annemi balık ayıklarken ne zaman izlesem,araya karışmış minicik balıklara içerledim.
Hayat böyle böyle daha da zorlaşıyor.
-Evde geçirebildiğim uyku dışındaki en çok üç saatin en iyi ihtimalle bir buçuk saatini bir filme
kalan bir buçuk saatinde ise ısrarla yedirilen yemek,su yerine içtiğim çayla salonda oturup;
hala hayatta,sağ salim ve tek parça olduğumu
annemlere ispat için değerlendirirken izlediğim Kelime Oyunu ile geçiyorum.
Bence Kelime Oyunu'na katılanlar evde ,soruları bildikçe aile eşrafı tarafından verilen gazla soluğu programda alanlar.
Aslında çok gaza gelen bir insanımdır ama yok baba ben adımı bile unuturum orda diyip odama gidiyorum sonra.
-Otobüsteki amca yanındaki, çok bunaldığını söyleyen diğer amcaya:
"boşver zaten altı gün kalmış" dedi."Kıyametin kopmasına."
Sonra güldüler ve boşverdiler yorgun argın eve dönüş yolunda.
Onları bilmem ama benim kıyametim her halukarda kopacak.Belki bir mektup yazarım 21 aralığa.
21 aralıkta kıyamet kopmazsa açma
diye de not düşerim.Ancak bu kadar cesur olabilirim.
-Mor çerçeveli bir gözlüğüm vardı.Kenarlarında süsleri de olan.O zamana kadar başıma gelen en güzel şeydi o gözlük.
Muhtemelen ssk'nın karşıladığı en muhteşem gözlüğü kapmıştım.
Hala şu çok bilmiş bıdıklara benzeyebiliyorken aynı zamanda kendimi iyi de hissettirebiliyordu o gözlük.
Gözüm gibi bakıyordum.
Gerçi bir kere camdan aşağıya sarkarkan, tam dördüncü kattan yere düşmüştü.
Az daha peşinden gidiyodum kurtarmaya.
paramparça olduğunu sanarkan camı bile çizilmemişti.
Sonra ne oldu da başka bir gözlük aldım orasını hatırlamıyorum,büyüdüm müydü o ara.Sanırım öyle sandılar.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
9.12.2012
Evden hamam böceğimi getirdim ben de. onu iliştirdim önce klavyeye sonra monitörün tam köşesine.ay o ne diyip irkilmeleri de yetiyor...
Onların gözünde garip olmak bana iyi geliyor.
Bana hep öğreneceksin diyorlar.Her afallayışta.İşin kurallarını öğreneceksin.Arkasından konuşup yüze gülmeyi,nefret ederken seviyormuş gibi yapmayı öğreneceksin.Dedikodudan sorumlu açıkgöz muhasebe müdürü de öyle söyledi.O da benim gibiymiş de onbeşyılda bu işi çok iyi öğrenmiş.
Paranoyaklıktan ve şüpheden sorumlu müdür ,bana gelip gidip dikkatli ol diyor yanındakilere güvenme.Kasa bu çok önemlidir.Ona göre herkes hırsız çünkü.Gelip gidip para sayıyor.Aptal olduğumu düşünüyor.
Yanımdaki pek yetkili sorumlu ve sorunlu abla bu aralar bana çok iyi davranıyor.Korkuyorum.Anlaşamadığım insanlarla anlaşmaya başlamak korkutucu geliyor.Aramızdaki iletişimi en aza indirmeye gayret ederken,çantamdaki kitabı gördü ,izlediğim filmleri sordu,telefon numaramı aldı,hayatımla ilgili sorular sorup akıllar verdi,korktum.
Bazen yoğunluğun en yoğunluğunda sessizce kapıya yaklaşıp çaktırmadan dışarı sıyrılıp ,hıphızlıca koşsam diyorum.
Çok hızlı koşarım ben.ThunderCats'teki Cheetara kadar olmasa da çok hızlı koşarım.Onlar yokluğumu anlayana kadar epey uzaklaşmış olurum.
Bir gün deneyeceğim galiba.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar,
işler güçler
16.11.2012
"Dur gevşeme. Zulüm, Allah’tan hariç!"
Bazen ve hatta çok sık olarak Anadolu'dan Görünüm mü Perde arkası'nın mı net olarak hatırlayamadığım o programın
köy manzaraları eşliğindeki acıklı mı acıklı melodisi çalıyor arka fonda.
Taş Devri'nin Körfez Savaşı ile kesildiği ve haber uzadıkça tekrar çizgi filme dönülmeyeceğini anladığımız zamanların
spontene çevirili umutsuzluğuna tekabül ediyor hüznü.
Petrole bulanmış kuş ve o meşhur üzüntülü şarkıya bırakıyor yerini.
Cama yüzümüzü dayamış karla gelecek tatilin nöbetini tuttarken yere düşen her kar tanesinin erimesini görmek gibi.
yine de bembeyaz bir sabaha uyanma duası ediyoruz.
Susam sokağı başlasın artık!
Ve zalimler yakamıza yapıştığında,bunaldığımızda Gazze,Suriye,ölen gencecik çocuklar,görmezden gelinen ölüm oruçları ve daha bir çok acı etrafımızı kuşatmışken
insan bir süper kahraman bekliyor.Gelip her şeyi yoluna koysa,sükün bulsak,sahipsiz olmadığımızı anlasalar zalimler günlerini görseler diye!
Mesala Çağrı'daki gibi uzaktan atıyla heybetle Hamza gelse.Korku salsa zalimlere.Gölgesine saklansak,ferahlasak.
Melek orduları olsa yine.Bu sefer Vahşi de olmasa...
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
13.11.2012
Melek aşağı melek yukarı,melek sağa ve melek solayken,telefon çalıyor ben o sırada çok konuşan amcanın ardı ardına sorularına yetişmeye çalışırken
bir de mail geliyor.Maile söylenenler ve amcaya yazılanlar.Birbirine karıştı.
Yanlış fiyat verdik!
Tam o sırada içeriden birileri bana sesleniyor.
Ben orada değilim aslında tam o sırada çok farklı bir yerde
bir şeyleri değiştirmeye çalışıyorum.Bu filmi de nerden çıkardım.Affet beni Sparky,Allah'ım affet.
Telefon ısrarla çalmaya devam ediyor,kulağı tırmalayan o mekanik delirtici melodi tüm mekanı kaplıyor.
Yetkili abla telefona yakın ama bakmıyor.
Telefona bakmayı sevmezmiş.Arananın kendi olduğunu bile bile benim infilak etmemi bekliyor.
Saat 11:11.Safsata bunlar!
Ben küçük bir çıldırış geçirip bin parçaya ayrılıyorum.
Ortaya saçılan milyonlarca melek parçası ve arka fonda tabiki Where is My Mind çalıyor.
" Yama… Sadece bir yama… Bunu hiç unutma, Tusya, her şey bir yanılsama…"
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
28.10.2012
Annemlerin evde bıraktığı çocukluk günlerinden bir sıkıntı var aklımda.Çaresizlikle karışık yalnızlık duygusu öyle.Televizyon açık,henüz hava kararmamış dışarıdan çocuk sesleri gelirken biz camın kenarından dışarıyı izliyoruz.Annem tembihlemiş dışarı çıkmayın,vakitlice yatın.Perdeleri çekme vakti gelirken akşam ezanı okunuyor.Perdeleri çekiyorum.Holün ışığı yanıyor.Holün ışığı yanarken salon karanlıksa çok sıkıntılı olur.Televizyon salonda.Yataklarımız da öyle.The Last Emperor var Son İmparator.Trt 1'de.Onu izliyoruz.Dokuzda uyumuş olmalıyız,film devam ediyor sıkılsam da kanal değiştiremiyorum.Kardeşlerim çoktan uyumuş.Film amma da uzunmuş bitmedi diyorum saat dokuza yaklaşırken sıkıntı artıyor yarın okul var uyumam gerek telaşı başlıyor.Film bitmek bilmiyor saat 10 olmuş annemler şimdi gelir diyorum,ben uyuma numarası da yapamam gözlerimı kıpraştırırım biliyorum.Televizyonu kapatamam bu filmle uyukuya dalmak zorundayım,uyuyamıyorum.Sıkıntı çaresizliğe dönüşüyor.Salonun ışığını açmalıydım diyorum,sıkıntı korkuya dönüşüyor.Film korkunç değil de çocuk çok çaresiz.Ağlamaklı sıkıntı bir anahtar sesiyle uykuya dönüşüyor.Bernardo Bertolucci,beni affet.
Yarın iş var ve ben uyuyamıyorum,film bitmiyor.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
17.10.2012
“Kendime bir otomobil çarpsın coşkusu…”
Bunu söylediğimde etrafımdakilerin " ama onun işi bu!" tepkisinde gidip kendim de alamıyorum dolayısıyla çay içemiyorum,muzdaribim.
Ama çaycı teyze etrafı da temizleyip, süpürüp, bardakları da yıkayıp çay yapıp, çay dağıtıyor. O benden daha muzdarip.
Çaylarımı eve saklıyorum bundan.Hem böylelikle eve dönmenin bir anlamı bir önemi de oluyor...
Sabah yola çıkmanın da Tutunamayanlar tesellisi var,kıta değiştirmenin boğazdan geçiyorum'u.İki katlı otobüsle hem de.
Sonra iş-sayılar.Sayılar da sayılar.
Faturanızın da Allah cezasını versin irsaliyenizin de diyorum .Ve kdv'nin de bin türlü.
Bu kadar çok sayı ,bu kadar çok hesap benim başımı döndürüyor.Bu hesap kitap bana fazla .Çokça hesap ortada kitap da yok.Kitap olsa canım feda.
Bir de bu hesaplar sadece rakamlardan da değil.Bir avuç insanın saçma salak çıkar hesapları (ne kadar da çok hesap dedim),ego hesapları.
Birbirinin arkasından konuşmalar.Benim aklım ermiyor ermesin.Neymiş böyle ortamlarda safa yatıp takip etmeliymişim insanları.
Herkesle aramı iyi tutmalıymışım da ne olup bittiğini anlamaya çalışmalı, insanlara ona göre davranmalıymışım.
Ben yapamam ki.Hesaplayıp planlayıp konuşamam ki.Hiç bir zaman yapamadım ki.Beni dışlamalarını ,beceremeyeceğimi anlamalarını bekliyorum.İstifa edilemeyen,kaçılamayan iş yapmışlar kovulmayı bekliyorum.Erdal bakkala dönüşmeden,Amin.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
7.10.2012
Bazı kitapları okumayı, bazı filmleri izlemeyi sonralara ertelemek ,yaşamak için bir nedenin olması ya da elindeki mevcut nedenlerin bitmemesi için...
Korkuyu Beklerken aklımda,Tehlikeli Oyunlar her daim yanı başımdayken -geç de olsa -Tutunamayanlar da elimde şimdi.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar,
kitap
29.09.2012
" ben dünyaya karşı 'durmak' ile meşhurum"
Ben Papillon olamazdım belki Luis Dega belki de daha baştan kaybeden Clusiot'umdur dedim kendi kendime.
Bazen olur öyle kafamdan geçeni farketmeden seslice de söyleyiverdiğim.
Geçenlerde pazar günü de çalışıyor musunuz diyen bir telefon sesine de sarı tuvalet terliğini bilir misin demişim.Hani kenarı kopuk olur ya.
Halbuki ben bunu da düşündüğümü sanmıştım.
Pardon anlamadım dedi.Allah'tan anlamadı.Anlasaydı daha çok üzülebilirdim.
Bazen etrafımdakiler anlamaz gözlerle yine ne diyo bu salak der gibi bakıyorlar.Baksınlar!
Ben onların saçmalıklarına karışıyor muyum.Bir de ayıp olmasın diye söylediklerini dinler gibi yapıyorum pek anlamasam da.
Yoksa banane avon'dan bilmem neden.
Ben bunları düşünürken kadın telefonda bir şeyler anlatıyor birilerine.
Hiç kemkümlemiyor.Ben hiç beceremedim böyle konuşmayı.
Kadın ,olur olmaz -ki bu konuşma başlı başına yerli yersiz- her cümleyi gereksiz bir sahiplenme eki ile sahipleniyor.
"bilmemkim hanımcığım,kaşecime de söyledim,elemanım yok,kuryem de şimdi çıktı"
buralar hep benim demeye çalışıyor sanki.
Buralar benden sorulur.
Ya da belki de işini sahipleniyor.Ben hiç bir işi böyle sahiplenemedim hayallerim dışında.
Hala düşünüyor muyum yoksa bütün bunları söyledim mi ikileminde melek diye bir ses duyup istemsizce hoop diyorum.Ya da demiyorum.Kendimi bir keşmekeş trafiğin içinde buluyorum dalıp giderken.Sonra bi bakmışım tekrar sabah olmuş ve ben aynı yoladüşüncelere tekrar koyuluyorum.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
8.09.2012
"bu duygu bana çok çok bana beliğ"
pazarlamacı ses tonlu soğuk merhabalı-günaydınlı insanlar arasına.
Varsayıyorum ki ben,yanıbaşımda bir tanıdıkla gurbetteyim.Kısa ya da belki uzun süreli hayat seyahati.Sabah 6.00-20:00 arası Erdal Bakkaldan halliceyim.
İyimser bir bakışla Rotring kalemler,tombo uçlar arasında belki de bir cennetteyim.
Hayallerimin ülkesinden ,filmlerimden kısa süreli ayrılık.Tüm kahramanlarımla birlikte mesaideyim.
Geri geleceğim.Bir takım saçma salak hayallerime kavuşmak için para biriktirip hem de;mücadele edeceğim,karalıyım.
O zamana kadar;kredi kartlarından,eşyalardan,tabak tencere takımlarından,otomatik salata kurutucusundan,eşyalardan,plastik çiçeklerden,
yapmacık gülümsemelerden,rakamlardan,boyunlarında zincirleriyle plaza insanlarından,kırık dökük dualarımı kaybetmekten,dünyanın üzerime yapışıp kalmasından O'na sığınırım,amin.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
25.08.2012
Yedinci Gün
Ben şanslıydım.Yeni kitabı uzun süre bekleyenlerden değildim.Suskunlar'ı,Amat'ı ve Puslu Kıtalar Atlası'nı arka arkaya yalayıp yutup ve tam da özlemeye başlamışken geldi yeni kitabın müjdesi.Bugün de kendisi.
Alır almaz sayfa sayısına baktım sadece 240 sayfacık.Başlarsam iki güne biter korkusuyla bakışıp duruyoruz epeydir.Ama bir yandan da deli gibi merak ediyorum.Sanırım artık dayanamayıp başlayacağım ben,hadi bana eyvallah.
"Aklıyla olduğu kadar gözleriyle de gördükleri kendisine fazlaca ağırlık vermiş olacak ki Ulu Hakanımız havagazı lambasını kapattı ve o karanlıkta bir sayepuşun altındaki yaldızlı koltuğa oturdu..."
İçindekiler:
bensel saçmalıklar,
ihsan oktay anar,
yedinci gün
23.08.2012
"hoop gitti kafa"
Bir işle uğraşırken,yolculuk yaparken ya da uyumaya çabalarken düşündüklerimi,aklımdan gelip geçenleri hemen anında kaydeden bir zımbırtı olsaydı bir kitap dolusu saçmalığım olurdu;
İzlediğim filmlerden bazı kahramanlar zaman zaman bir vesileyle ortaya çıkıp kendilerini hatırlatıyolar.Uxbal,Amador Fiorya,Lilja ve Volodya,Axel,Grace ,Yuji,Madi,Agrin,Chobo ve niceleri... Bazen sanki onlar bir yerlerde yaşamaya devam ediyolamış ya da hala hayattalarmış gibi.Napıyolardır acep diye salak salak düşünceler içine bile girebiliyorum.
Onlardan biri de bu aralar sıkça hatırladığım Gelsomina.La Strada'yı yeniden izlemelisin sinyali olmalı.
Hazirandan-ağustosa bakınca daha çok varmış gibiydi.
Şimdi ağustostan hazirana geri dönüp bakıyorum da daha dün ordaymışım ,yeni gelmişim gibi.Çabucak gelip geçti.Aslında yaz mevsimini sevmiyorum ama yaz tatiline saklanmak iyiydi.
Erteleyip,erteleyip ertelemek bir bahaneyle sonraya bırakmak güzeldi bazı şeyleri.
Şimdi yeniden yapmamız gerekenleri,mecburiyetleri hatırlatan mevsimler kapıda ya da değil.
Şimdi ağustostan hazirana geri dönüp bakıyorum da daha dün ordaymışım ,yeni gelmişim gibi.Çabucak gelip geçti.Aslında yaz mevsimini sevmiyorum ama yaz tatiline saklanmak iyiydi.
Erteleyip,erteleyip ertelemek bir bahaneyle sonraya bırakmak güzeldi bazı şeyleri.
Şimdi yeniden yapmamız gerekenleri,mecburiyetleri hatırlatan mevsimler kapıda ya da değil.
Yaşadıklarımı tekrar tekrar yaşamak,beynimin içinden geçmişten geçmemişten konuşmak,konuştuklarımı tekrar tekrar konuşmak."neden öyle dedim ki","neden öyle demedim ki","neden öyle yaptımki'li cümlelerle,bu kafa sesiyle yaşamak çok yorucu.
İnsan ne kadar ölmek istese de ,ölümden korkmadığını söyleyip ve hatta intiharı düşünse bile bazı şeylere cesaret edemez gibi geliyo bana.
Örneğin rus ruleti.Filmlerde bile izlemek çok zorken o sahneleri, bir silah alıp beynime dayayamazdım.(13 Tzameti'yi izlerken neler çektim)
Ya da ölümden korkmadığımı söyleyip dursam da o oyunu oynayamazdım ben.
Sanırım daha yeterince delirmedim.
Bebeklerle konuşma becerisi diye bir şey varsa ben de ondan zerre yok.Onları çok çok sevsem de hanimiş de hanimiş,agucuk da agucuk şeklinde konuşmaları hiç beceremiyorum.Bundan ilk tanışıklık sırası biraz stresli,nasıl iletişim kursam stresi.Hem de yanındaki arkadaşın bebek dilinden türlü seslenmelerle bebeği havalara atıp kahkalar attırırken,senin "hey nasılsın bebekcik" şeklindeki yaklaşımın başta bebek olmak üzere herkese garip gelebilir.Ama yine de onları gülümsetebiliyorum bu garip yaklaşımla hem de :)
Sight&Sound, yönetmenlerin en iyi 10 film listelerini inceleyip duruyorum öğleden beri.İzlemem gereken filmleri tespit ediyorum.Sevdiğim yönetmenlerin listelerine bakıyorum.Kendi listeme de baktım.Bir Zamanlar Anadolu'da var.Muhsin Bey var,Masumiyet var,Sevmek Zamanı var,idi i smotri var,Arizona Dream var,Akahige var.Sonra Geleceğe Dönüş göz kırptı ordan.Hiç favori film listesinde Geleceğe Dönüş olan bir yönetmen olurmuymuş olmazmış olmamış da zaten.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
19.08.2012
Anane evi bayram şekeri hüznü.Her bayram şekerlikte o sütlü ,kakaolu ,sevimsiz şekeri bulmanın verdiği hüzün.
kadrolu anane şekeri.
Babannemde Lord.Şirin içi hindistancevizli gibi yumuşak,diş ağrıtıcı tabir ettiğimiz çok tatlı yarı çikolatalardan.Sevimli,şirin şekerlik içinden göz kırpan.
Amcamlarda minik tadelle ve minik hobi mutluluğu.Babamın inatla her bayram aldığı tadı kötü çıkar mı gerimli badem şekeri ya da nikah şekeri şekerleri.
Komşumuz,akrabamız Kemal amcalarda istisnasız her bayram renkli ambalajlı,iri kıyım sakızımsı&çikolatamsı isimsiz şekerler.Bence bir bayramda alınmış ancak hiç bitmediğinden diğer bayramlar için de kullanılan.Şekerlik uzatılınca almamak olmaz,eve gidince anne ihtarıyla yenmez.Ya da bir ısırık alıp atıldığı da olmuştur.Bütünüyle yenmezse fena değildir.
Bir bayram eziyeti olarak ev yapımı baklava çilesi."Bayramda kusana kadar baklava yenmelidir" yazısız kanunun soncu.Bir baklavayı bugüne kadar bütünüyle yediği görülmemiş biri için en zorlu dakikalar.Üst kabuğu yenip gerisi anne ya da kardeş en kötü ihtimalle baba tarafından süpürülür.
Yanında yaprak dolması varsa dolmaya sığınılır.
Aslında bu bir bayram yazısı değildir.Zaten Bayramların ikinci günü de pek bayram gibi değil.Bayram,bayram sabahından ibaretken ikinci gün ,bayramı umutsuzca sürdürme çabası gibi değil mi.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
30.07.2012
kısa, kısa ,kısalar- 3
>Toplu aile yemeklerinde o büyük sofranın yanına kurulmuş çocuk sofrası vardır ya hani.
Küçükken hüzünlüdür,dramdır.Orda ,o büyük sofrada türlü süslü yiyecekler içinde büyükler! Sen,yaşıtların ve senden küçük veletlerle özensiz ve zaten çoktan talan edilmiş çocuk sofrasında.Dudak bükülür,içten içe darılırsın ya hani.Büyümek istersin istemesen de.
Aradan seneler ve seneler geçer.Lafa gelince büyüdün yaşlandın diyenler seni yine o çocuk sofrasına gönderirler.
Diğer çocuklar ,irili ufaklı kuzenlerle kafa dengi sofrada bu sefer hala büyümemiş olmanın tesllisini yaşarsın,gariptir
>>Sanırım sadece kış olimpiyatlarında oynanan bir oyun var.2012 olimpiyatlarında var mı diye baktım da göremedim.
eurosport da ne zaman görsem mantığını anlamasam da saatler boyu izleyebilirim o oyunu küçüklüğümden beri.
Böyle buz üstünde ellerinde süpürge olan insanlar piknik tüpe benzer bir topun yönünü değiştirmeye çalışırlar
ya da ben öyle olduğunu sanıyorum.
Amaç nedir bilmiyorum ama hipnotik bir şekilde izleyebilirim ben o oyunu ve hatta oynamak isterim.
Tamam ismini de buldum,"Curling!"
Olimpiyatlar demişken,sanırım benim idrak ettiğim ilk olimpiyat Barcelona olimpiyatlarıydı.trt 1 de tanıtım filmlerini ,maskotları hatırlıyorum.
Aslında Seul olimpiyatlarını da hatırlıyo gibiyim.
Naim süleymanoğlu onunla ilgili bir sürü hayal meyal bir şeyler ya da sonradan duyduklarım mı bilmiyorum ama tanıdık gibiler.
Bu arada 2000 sidney olimpiyatları sırasında da rüyamda Avustralya'da olduğumu ve olimpiyatları izlediğimi görmüştüm.
Ama artık böyle rüyalar görmüyorum.
>>> Zaman zaman abilik görevini de -üstüne vazife olmasa da - üstlenen erkek kardeşlerle ilişkiler kimi zaman çok zordur.
Onlarla iyi geçinmek gerekirken arkadaş olmaya çalışmak kesinlikle yanlıştır.
Çünkü anlattığın şeyleri aleyhinde delil olarak kullanma olaslıkları vardır. Bunu aranızda yaşanan ve kendi çıkarına aykırı en ufak bir sorunda
imalı sözlerle belli eder zaten.O kardeştir ve öyle kalmalı.
Kimi zaman anne-babayla işbirliği içine de girebilirler dikkat edilmelidir!
Ayrıca arayı biraz seyrek tutmak her zaman daha iyidir.
Böylece onun ütü gibi ayak işlerini de yapmak zorunda kalmazsınız :P
>>>> Arkadaşlarıma film tavsiye ederken ya da aile eşrafına bir filmden bahsedip izleme yönünde baskı yaparken ki halim yukarda gördüğünüz Umut Sarıkaya karikatüründen pek de farklı değil çoğu zaman :)
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
23.07.2012
kısa, kısa ,kısalar- 2
Houdi'nin (ki Tony Curtis abidir) tehlikeli numaralarını
nefesimi tutup izlemiştim.Sanki buzulların altında rekor denemesi yapan,su dolu cam fanusa üstelik de eli kolu kilitli deli gömleği ile dalan benmişim gibi.Filmde bir de ruh çağırma sahnesi vardı yanlış hatırlamıyosam. Pencerelerin kapanıp açıldığı,perdelerin uçuştuğu,korkarak izlediğim.
Ne güzel ne büyülü filmdi Houdini!
--Geçen sene bu gün ne yapmıştım gereksiz bilgiler veri tabanına göre geçen sene bugün
Fanny och Alexander -ki izlediğim ilk Ingmar Bergman filmidir- ve/veya The Romanovs: An Imperial Family
-Romanovy: Ventsenosnaya semya-izlemiş olabilirim.
Geçen sene bugününün iki gün öncesinde ise Mary Poppins'i izlediğimi net bir şekilde söyleyebiliyorum.
Ancak ondan sonraki günü hatırlayamıyorum ve hangi filmi izlediğim muamma.
Evet sabaha karşı bunu düşünüp uyuyamıyorum!
---"Melek senin adın neden melek" demişti bakkal amca.Her ekmek almaya gidişimizde kafa karıştırıcı zor sorular sorardı.
"meleklerin cinsiyeti yoktur ki.erkeklere neden melek ismi verilmiyo bunu düşün.Annenlere sor bakalım."
Sordum neden diye.Çünkü babanem istemiş.çünkü çok severmiş,kura çekmişler melek çıkmış.
"ee peki neden erkeklere de melek ismi verilmiyo,meleklerin cinsiyeti yokmuş ki" dedim..
"??%&!! "cevabını aldım.
Sonra epeyce bir süre ekmeği başka bakkaldan almak zorunda kaldım.
Sahi neden erkeklere melek ismi verilmiyodu.
Tamam buldum onlara rıdvan,cebrail ya da israfil gibi büyük önemli meleklerin ismi uygun görülmüş vakti zamanında.
Sonra o isimler erkek ismi olarak kazınmış hafızalara,erkeklere verilmiş.
Bir toplumun bakış açısı işte.Dinen doğru mudur değil midir bilmiyorum bakkal amca.
---- Looney Tunes kahramanlarının en iticilerinden Foghorn Leghorn adlı çok konuşan iri horozu hiç ama hiç sevmezdim.Hep onun düşmanı köpeğin tarafındaydım.Her zaman ona haddini bildirirdi köpekciğimiz.Bir de tam olarak ne olduğunu bilmediğim minik bir kuş cinsi tarafından yerden yere vurulurdu.Yukarda resmini gördüğünüz çok bilmiş civciv oğlu her zaman ona zor sorular sorardı.
Neyse neyse o zaman;
yaşasın Speedy Gonzales diyoruz. "yepa, yepa, yepa!
andele, andele!" diyerek uzaklaşıyoruz.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
18.07.2012
En iyi açılışa sahip filmler diye bir yazı gördüm şurda 12 tane film seçmişler.
Bir kaç tane de ben ekliyim dedim.
Bir kaç tane de ben ekliyim dedim.
Birinci ,Saving Private Ryan'nın açılışındaki Normandiya çıkarması sahnesi ki gerçekten çok fazla etkileyiciydi.Kafamı eğdiğimi hatırlıyorum kurşunlar yağarken o dehşet anlarında.
İkincisi, Tom Waits-Dead and Lovely ile wristcutters a love story'nin muhteşem açılışı.
İnsanı intihara özendiren bir tarafı da yok değil bu sahnenin. Bence eğer insan intihar edecekse böyle intih... öhöm, evinizde denemeyiniz.
İnsanı intihara özendiren bir tarafı da yok değil bu sahnenin. Bence eğer insan intihar edecekse böyle intih... öhöm, evinizde denemeyiniz.
Üçüncü daha dün izlediğim Ghost World filminin başındaki çılgın dans sahnesi bence çok şeker bir başlangıçtı filme.
Kimbilir unuttuğumuz başka hangi filmler vardır demişken İnglourious Basterds da aklıma geliverdi şimdi.
Aslında sıkı bir çalışma ile sağlam bir dosya da hazırlanabilir en iyi başlangıca-en muhteşem finala sahip filmler ve hatta en etkileyici sahneler diye...
Neyse bunlar birden aklıma gelenlerdi.
Unutmadan,yüzlerce ve yüzlerce kere bıkmadan izlediğim Çağrı filminin başlangıcı da harikadır.Çağrı'nın sadece başlangıcı değil aslında her sahnesi ayrı etkileyici ayrı önemlidir.Onu ayrı bir yere koymalıyız başlı başına baş köşeye.Ancak Çağrı'yı sadece Uhud Savaşı'na kadar izleyebildiğimi de söylemem gerek.Hamza'nın şehit edildiği sahneye ve büyük imtihan Uhud'a yürek dayanmaz.:|
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
Geçenlerde ironik bir şekilde zaman makinem Delorean ile birlikte lise arkadaşları yatılı toplantısına gittik.
Gitmek zorunda kaldık,kaçamadık.Halbuki tek isteğim Delorean'i eve sağ salim ulaştırmaktı.
Bu arada Delorean derken gerçekten bir Delorean'den bahsediyorum.Delirdiğimi düşünmeyin.Tamam onun bir oyuncak olduğu ayrıntısını söylemedim ama
inanın bana zamanda yolculuk yapabiliyor üstelik plütonyum olmadan.Ya da inanmayabilirsiniz :)
Ne diyodum,arkadaş yatılı toplantısı ,
Maruz kalabileceğim sohbetleri az çok tahmin etmiştim giderken.
Tahminimde yanılmadım.
Bol abur cubur eşliğinde dertlenmeler dertleşmeler,geçmişle gelecek arasında kapana kısılmış insanların
sabaha kadar süren sonuçsuz sohbetleri.Hadi benim zaman makinem var ama bu insanlar zaman makinası olmadan gelecek ve geçmiş arasında mekik dokudular.
Ben kalabalığın arasına karışmayı denedim önce.Orda olanlar ve olmayanların kalabalığına.
Bir süre bu şekilde idare etsem de hop diye ensemden yakaladılar.Herkes teslim olmuş şu saçma hayat kuralları bıdı bıdılarına.
Yaşı kaç olursa olsun anne-baba söylemlerine.
Hayatımda hiç topuklu ayakkabı giymemiş olmam bile beni onların gözünde anormal yapmaya yetterdi yetti.
Ve daha böyle bir sürü şey...
Kendimi hem iyi hem kötü hissettim.
İyi hissettim her ne kadar umutsuz olsam da bu dünyanın gerçek bir dünya olmadığını biliyorum.
Bu düşünceye sığınıyorum ben bu düşünce bana teselli veren.
Ve benim kaçıp saklanabileceğim bir şeyler var tam olarak ne olduğunu bilmesem de.Belki filmler belki hayaller
belki hiç gerçekleşmeyecek olağanüstü olaylar ama varlar.
Üzüldüm çünkü hayat çoğunlukla onların anlattığı gibi bi şey.
Uyum sağlamak bir şekilde kabul etmesek de bazı şeylere katılmak ya da maruz kalmak zorundayız çoğu zaman.
Bunun güçlüklerini düşündüm.
Bir şekilde bizden istenen yapmak istemesek de kendimizi yapmaya zorunlu hissettiğimiz şeylerin varlığı ,
günün birinde bunlara teslim olmak düşüncesi insanı korkutan.
Hayallerine ulaşamamış insanlar bir şekilde mantık dediğimiz şeyden bahsedip ama aslında hiç mantıklı olmayan bu şeyleri istemeye başlıyolar.Bunlara şahit olmak üzücü...
p.s. Yukarıyı okudum da şimdi amma da laf salatısı yapmış aynı şeyleri evirip çevirip yazmışım.O kısımları boşverin.Eğer Mulholand Drive'ı bir kere izleyip anlamayıp ve sevmediyseniz ona bir şans daha verin.Bir bulmacayı çözer gibi.İnanın bana bu sefer anlamaya başlayıp seveceksiniz.Hatta üçüncü kere izlemeyi bile düşünebilirsiniz.
İçindekiler:
bensel saçmalıklar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















