16.12.2013



"Hep beraber mutlu olduğumuz son cuma" adlı fotoğrafı çekileli onbir gün olmuştu.
Hüsam öleli sekiz gün.
Yirmi ocaklar fena halde peşimdeyken,yirmibeş bölüm çizgi film izlemiş dokuz yaşıma gelince iki de güzel rüya görmüştüm.Birinde Hüsam hala hayattaydı.
uyanınca sonra tekrar öldük.
Şiir okudum sonra kabahatler kanunu onikinci sayfada:
"saksıda aspirinleriz, boşlukta yelpaze/
ve matem ve matemler ve matemlerimiz/
hangi üzüntüyü kerteriz alayım söyle/
benden sana nasıl gidebilirim/
nasıldır mağlupların zalimliği söyle/
bir çaba fazlası ağustostur beynim/
bir çapa fazlası denizden gelen şehir/
alacakaranlık uykusuzluğunda ülkemin/
sabah yakın değil midir?"

bu gitgide yaklaşan ikibinondörtse sanırım iş buldum.



11.12.2013




Nurhayat üzgündü,evdekiler üzgündü.Hüsam ölmüştü.
Ben ağlıyodum.Durup dinlenip tekrar ağlıyodum.Uyuyup uyanıp tekrar ağlıyodum.
Düşünüp düşünüp tekrar tekrar ve tekrar ağlıyodum.Ağlama, üzülmeler,Allah'ın takdiri ömrü bu kadarmışlar,
sen kuşa bu kadar üzülürsen biz ölürsek ne yapacaksınlarla kovalandım.
Sanki içimi açmışlar ve beni tamire çalışmışlardı.Ama kapattıklarında bazı parçalar fazladan kaldı.
Onlar ağlama dedikçe daha çok ağladım.
Odama mahkum ettim kendimi.
Çünkü salonda hüsam vardı.Çünkü salonda Hüsam yoktu.
Hüsam ölmüştü ve benim içimde bir yerlere yerleşmişti.
Kalbimin üstünde oturdu bi müddet.Sonra diğer kahramanların yanına gitti.
Balkondaki önemsiz saksı önemli hale geldi.
Omzum önemsizleşti çünkü Hüsam ölmüştü.
Hep sağ omzuma konuyodu Hüsam.Sağ omzumdaki melek çok sevmişti onu eminim.
Babam çok sevme kaybedersin demişti,kaybettim.


Abartmıyorum,Hüsamdan bahsediyorum.


Hüsam benim Pokota'mdı.Himekonun Pokotası gibi.Belki sihirli kurdelam yoktu,saçım himeko'nun saçı gibi değildi ve hüsam konuşamıyordu ama olsun.Bu kadar yakınken kaybetmek.Başıma ilk kez geliyor.
Öteki dünyada tanıdıklar vardı ama bu kadar yakınım ilk kez gitti.
                                     

26.11.2013





Aslında ona Küf diyebilirdik.İsmi Küf olabilirdi.Küf'ü izlediğimiz gün aldığımızdan o da biraz Küf'le ilgiliymiş gibi yani.Ama Nurhayat oldu ismi çünkü evde onu bekleyen Hüsamettin'di.
Koskocaman Hüsamettin Tambay'a Nurhayat olurdu,oldu.Tamam,Tehlikeli Oyunlar'da böyle bişey yoktu ama ortaya Hikmet'in bir şekilde çıkması da gerekiyordu.Hatta Sevgi'nin ve Bilge'nin de.
Bir ilişkinin bütün gelişim aşamaları gözümün önünde bir kaç günde ceryan etti..Hangisi önceydi bilmiyorum.Önce tanıştılar mı yoksa önce birbirlerini yadırgadılar mı.Sırasını bilmiyorum.Ama önce kesinlikle şaşırdılar, şaşkındılar.Ben en çok ilk bakışmayı merak etmiştim.Hüsam'ın Nurhayat'ı ilk gördüğündeki halini yani.En büyülü anda o andı.Epeyce bakakaldı kafesindeki şirin beyaza,Hüsam.Evet, Küf şey yani Nurhayat babamın değişi ile Safinaz beyazdı hem de mavili.
Aslında onlarla ilgili bir fotoroman bile yapabilirdim ama yapmadım.

Ne diyodum Küf.

Ercan Kesal kimi oynuyorsa gerçekten o gibi.Karakterlerinden bir karakteri alıp seçemiyorum.Yavuz,Basri,muhtar ya da kan ağlayan doktor.Film bitse bile yaşamaya devam ediyo bi yerlerde sanki.
Film tren raylarınca devam etti.Sonra geldi bam diye bi yere vurdu.Olumsuz olarak değil ama.Beni uykudan uyandırdı geldiğimiz yer.
Sonra aklım orda kaldı,o odada...
Sinema salonunda daha doğrusu sinema odasında başka bir filmi de hatırladık.Kısa Süreli Gözümün Nuru Flasback'i.Çünkü yönetmeni de ordaydı.

Evet ne diyodum Küf.

Etrafındaki insanları gözleri pörtleyinceye kadar sıktırıp seven Elmayra kod adlı Irmak'ın mektubu bi de.Onunla ismimizin sonundaki sert ünsüzler ve 10 yaşında olmanın dışında pek benzer taraflarımız yok aslında.Ama yine de işten ayrılırken mektup yazmıştı bana.Belki zorla oynattığı oyunların karşılığı olarak.Şimdi okuma eve gidince okursun diye de sıkı sıkı tembihlediğinden Küf'e kadar kaldı.O da biraz Küf'le ilgili oldu ilgisi olmasa da.

p.s.kısaltılmış sadeleştirilmiş,yazılmak isteyip yazılamayanlar yazılamamıştır.

12.11.2013


Kardeşim tencere aldı.Annem sen de tencere al dedi.Kampanyası varmış.Seramik tencere seti almamız gerekmiş.Seramik tencere seti her eve lazımmış.
Sonra çatal/bıçak/tabak seti almak gerekirmiş.Bunları alana kahvaltı takımı da hediyeymiş üstelik.
Peki en uygun projeksiyonu nerden alabilirim anne?
Cevap gelmez...

             
Geçen gün Hüsam'a eş almaya gitmiştim.Kuşçu kendisini görmem gerek dedi.Hüsam geldiğinden beri ilk kez dışarı çıktı bu sayede.Kafesi sıkı sıkı tuttum.Karşıdan karşıya geçerken çok dikkat ettim.
Ve yolumuzu da hiç bir kedi kesmeden kuşçuya varabildik.Bence kuşçu kuşları pek tanımıyordu.Ayrıca ismi kuşçu diye aklınıza "Kuşçu" gelmesin.Öyle değildi.
Kuşları minik kafeslere kapatmıştı ve ortalıkta kaynayan bir çaydanlık da yoktu.
Kuşlar çok çaresizdi.Belki birer kanatları olduğunu bile unutmuşlardır.
Kafesler çok küçüktü ,kuşçu Hüsam'a çok küçüksün dedi. Daha büyümeliymiş.Kız bile olabilir dedi Hüsam için.O'nu tanımasak bizi inandırabilirdi ama Hüsam erkek.Biliyoruz çünkü ismi baştan beri Hüsam'dı
Ve burnu da yeterince mor.Vitamin alıp ordan bir an önce çıkmak istedik.Hüsam çok kızdı ama belli etmedi.
Giderken kafesteki kuşlarla vedalaştı."Sizi kurtarıcam "demiş olmalı.
Kuşlar gerçekten çok çaresizdi.
Aklımız onlarda kaldı...



6.11.2013



Hüsam,ikibinonüç yılında sanırım eylül başında bir muhabbet kuşçusu abinin tavan arasında doğan yüzlerce kuştan biriydi.Sonra hayal olmaktan çıkıp, kardeşlerinden ayrılıp ,mecidiyeköy üzerinden aktarmalı olarak bizim eve geldi.Kafesin en dışına,salonun ise baş köşesine geçti.Biz onu ilk geldiğinde kuş sanmıştık siz de öyle sanabilirsiniz.Evet bir kuştur ama sadece bir kuş değildir.
Kendisi Tehlikeli Oyunlar'dan tanıdığımız Hüsamettin Albayın adaşıdır.Yani bir yanıyla Hikmet'tir de.Ve zaten daha çok Hikmet gibi davranmaktadır ancak göbek ismi Gökhan'dır.
Bizim evdeki ismi ise kısaca Hüsam.
Hüsam,Arnavut Şevket amca gibi lezzetli çipetpetler çıkaramasa da söyleneni anlıyor.Uzun süre baktığınızda hipnotize eden boncuk gözleriyle büyüleyici bakışlar atabiliyor.
Bunu yanında zaten yenmiş tırnaklarınızı yiyebilir.Başınıza talih kuşu olarak konabilir.Bir çok kere kendini toka zannetmişliği bile var.

Sonra ,uzaya çıkan ilk kuş ünvanını alamasa da bizim evin lambasına takılan ilk kuş ünvanını kaptı kendisi.Üstelik henüz bir uzay filmi izlememiş ve ona Gravityi'i bile anlatmamışken.
Maceraperest olduğuna da biliyoruz çünkü annemin kıymetli çiçeklerini yiyerek hayatına heyecan katıyor.Bir çok kere uyarmama rağmen tehlikeli bölgeye uçmaktan vazgeçmedi.Evet ,ona adrenalin bağımlısı bile diyebiliriz."İkimizi de evden atarlar" yalvarmalarıma rağmen vazgeçmeyerek cesaretini de kanıtladı.
Ama zaten anne azarını çizmeli kedi bakışlarıyla savuşturabiliyor.


 Hüsam'dan haberler şimdilik bu kadar.Yasal olmayan uyarı olarak şu dizeleri de yazmam gerek ancak:

"yalan! bir kuş resmi çizmek istiyorsan kanatlarından değil sesinden başlamalısın
bir isim vermelisin seslere, seslerden isimler yapmayı öğrenemediysen hala"


21.10.2013



bu gif burada gülsün.

Bir filme giderken mezarlıkta yolunuzu kaybediyosanız,yolu gösteren amca birden ortadan yok oluyosa,tiyatroyu bulup,zamanında yetişip filme girecekken kapıdaki görevli abla ısrarla ikinci bilet mailini soruyosa,eve dönüş yolunda üstelik tam kapıya gelmişken bir arabayla burun buruna gelip kaza atlatıyosanız, bu gittiğiniz film ancak Onur Ünlü filmi olabilir.Ve zaten onun filminde rastlayabiliriz süper güçleri olan Cemal'le Yasemin'e...

Mezarlık dahil film çok ama çok güzeldi.
Zaten bu yüzden akla Beş Şehir'i getirdi.Eve gelip izlendi.Sonra tekrar en başa hop Yozgat Blues'a kadar getirdi.
Ben filmler arası gelgit yaparken bir de Cecilia çıktı karşıma.
Cecilia mutsuz ve umutsuz.Tek yaptığı ilk fırsatta sinemaya gitmek,film izlemek ve film izlemek.


The Purple Rose Of Cairo'yu izlemeye beşinci gidişinde olağanüstü şeyler oluyor ve
filmdeki karakter Tom Baxter ,perdeden çıkıp Cecilia'nın yanına geliyor.Filmdeki diğer karakterler dahil salondaki herkesin şaşkın bakışları arasında salondan ayrılıyolar birlikte...Sonra mı sonra gerçekle hayal birbirine karışıyor ve hatta bi ara Cecilia Tom'la filmin içine bile giriyor. Ve sonunda Cecilia gerçek dünya ve hayal arasında bir tercih yapmak zorunda kalıyor.
Yani yani The Purple Rose of Cairo'yu mutlaka izlemelisiniz.Kim bilir belki olağanüstü şeyler bile olabilir.
Mreyte ya Mreyte'yi de dineyin. Ama tüm zorlukları aşıp Sen Aydınlatırsın Geceyi mutlaka izleyin.

13.10.2013




Başıma bunların geleceğini bilemezdim.Yani bir çizgi film kahramanıydım sonuçta.Yüksek bir binadan atlasam bile bir bulutun üstüne düşüp paçayı sıyırabilirdim.
Bir brandaya takılıp geri zıplardım.
Asfalta çakılıp hemzemin olsam bile ayağa kalkabilirdim.
Coyote gibi işte.
Süper kahramanlık yapabilirdim.
Görünmez olur,zamanı durdurabilirdim.İnsanların ya da bazı insanların tamam sadece tek bir insanın düşüncelerini okusam da yeterdi.
(Süper kahramanlar güçlerini bazen kendileri için de kullanabilmeliler ama değil mi)
Evet bir çizgi filmdim ama işler hiç de öyle olmadı.
Süper güçlerim yoktu.
O yüksek yerden atlayıp zemine çakıldım.Ancak ayağa kalkamadığım yetmediği gibi ölmemiştim de.
Şanslı olsaydım ruhum bedenimden ayrılırdı ve bir melek tarafından bulutların üstündeki çizgi film cennetine götürülebilirdim.
Sonra da bir alarm sesiyle rüyadan uyanabilirdim mesela.
Ya da bana bir şans daha vermelerini ister geri dönerdim.
Olmadı işte.
Siz hiç beyoğlu göz hastanesine kaldırılan bir çizgi film kahramanı gördünüz mü?

12.10.2013



Ailede Adile Naşit rolleriyle tanıdığımız babanem, kolu kırıldığında kendine tek kollu Kimble demişti.İyi ama bu kimble da kimdi? 

Yaptığımız araştırmalara göre Kimble, Kaçak adlı filmin başrolündeki kaçaktı. Kimble'ın kaçak olmak dışında kolu da kırık mıydı bilmiyoruz ama babanem bu ismi unutmamıştı. 
ve bu her şeyi açıklıyor,babanemin de kahramanları vardı ve ben hastanede karışmamıştım.

p.s. görselin yazıyla ilgisi bulunmamaktadır.

p.p.s.görselin yazıyla Harrison ford dışında ilgisi bulunmamaktadır.Harrison ford kaçak ı oynayan kimble'dir ama yine de alakasız görsel çünkü yukarıda ki kare benim en sevdiğim indiana filmi, Indiana Jones and the Temple of Doom'dandır.

11.10.2013



Aslında daha ilk gün -500 t ile eve dönerken -nasıl olsa da ayrılsam dediğim bir iş için 1 sene.
Ayrılabilmek için ameliyat olmak zorunda kalmışım gibi görünebilir,tamam! böyle bir amaç da taşımış olabilirim ama bu işin en büyük katkısı ameliyatı hızlandırması.

Buna rağmen ve işi bırakmaya gittiğimde bile çalıştırmaya çalıştıklarını düşünürsek ,yine de ayrılabilmek,elemanın çoktan bulunmuş olması ve bulunan elemanın işi çok sevmesi hemen öğrenmesi,
daha ilk haftada masaya yerleşmesi büyük şans.

-kız koltuğundan bir an bile kalkmıyor-

Kırmızı gözlerle,rapor sonrası istifa dönüşü.Müşterilere karşı kalemlerle kuşattığım korunaklı masam her türlü tehlikeye açılmış.
Söktüğüm uğur böceği yerine takılmış.
Jack Skellington çıkartmam ve mezar taşı sökülmüş,sid kenara atılmış-neyse ki manny hala bende-
mary&max'li duvar kağıdının yerinde manzara resmi.
Fırat'lı bardak altlığım diğer masada sürgünde.
arşiv film listesi hala masaüstünde,silmemiş silmedim.
bazı karikatürlerin,çizgifilmsilerin olduğu melek dosyası da öyle.
Kaşla göz arası yer imlerinden blogumu sildim.
Zaten amacıma ulaşmıştım, blogumu görmeleri gerekmiyor.
(Yer imlerinde kahve falı sayfası.Bilmem kim ablaya kahve fincanının fotoğrafını çekip gönder,falını mailine gelsin temalı.
yaptılar ve inandılar.)
Olay mahalinden ayrılma vakti.Bir tuhafın yerine bir normal insan.
Koşa koşa uzaklaştım.Evde hüsam ve filmler beni beklerdi...

23.09.2013


stewie ile biz çok sıkılmıştık.Benim gözüm çok kırmızıydı ve film bile izleyemiyorduk.Hüsamcık yoktu ve gelmesine günler vardı.
Bu şekilde günleri geçirdik.Öldürmeyen sıkıntı süründürüyordu...

Sonra bi yere gitmemiz gerektiğini söylediler.Ama buraya melek olarak giremezsin,buraya girmenin yazılı olmayan belli kuralları var dediler.Önce melek'i dolaba kitledik.Çünkü çok tantana yapıyordu.Sonra gitmeye mecbur olduğunu anladı ve dolaptan çıktı.Ancak bu kez de kolundaki bileklikleri çıkarmak istemedi.Oy birliği ile bilekliklere onay verildi.Kardeşim hemen işe koyuldu ve  kendi bildiği şekilde bir maske yaptı.Ortaya yine kendisi çıkmıştı.
Şimdi iki tane kardeşim vardı ya da ben aynaya baktığımda öyle görüyordum.
Tedirgindim,ama en çok da ilk kez giyeceğim ayakkabılar tedirgindi.Zaten sonra bu gergin bekleyişe dayanamayıp bağımsız hareket edeceklerini bildirip,özgürlüklerini ilan ettiler.

Gelmemiz gereken yere gelmiştik.Alakalı alakasız insanlar.Hepsi de kurallara göre giyinmişlerdi.
Bi çoğu diğer insanları süzüyordu.Hayır! hepsi birbirini süzüyordu.
Sanırım kurallara uygun giyinmeyenleri arıyolardı neyseki onlar bilekliklerimi farketmeden kalabalığa karışmıştım.
İhtimallerden zayıf ihtimal bir ihtimal vardı,belki de yoktu.
Sonuç:olumsuz.
Zaten tüm kapılar tutulmuştu.
Saatler geçti.Kurallara göre oyunlar oynandı.Ancak ben oyunları bilmiyordum.Bu yüzden köşede oturmama izin verdiler.
Kardeşim gülüyordu,biz de gülüyorduk...

Bir gün geçti.
Şimdi,gözüm hala biraz kırmızı,kardeşim evli.
Stewie kirli çamaşırı sepetinde.Kardeşimi özledim.Dünkü kostum tam karşımdaki kapıda asılı ve bana bakıyor.Bir film izledim.Falling down.Ve bir film indirdim.

Sanırım işten ayrılacağım.


9.09.2013




-Kardeşim evlendi önemli,çiçeği ben kaptım ama bu önemli değildi.

-Hipotiroididen hipertiroidiye geçiş yapmışım pek önemli değil gibi gerçi ama her halukarda genel anesteziden lokale geçiş yapmıştım.Bu  önemli olabilir.

-Kendime hiç almayacağım türde bir elbise almak durumunda bırakıldım.Kişisel tarihim açısından önemli insanlık için son derece önemsiz.

-Bi kaç hafta sonra Hüsamettin adında-kendisi emekli albay değildir- bir muhabbet kuşum,ilk muhabbet kuşum,hayali olmayan ilk evcil hayvanım olacak bu da önemli. 

-İşten öyle ya da böyle ayrılacağımı dayı patronuna söyledim.Üstelik takvimler istifa edemeyeşimin birinci seneyi devriyesini gösteriyordu.Sanırım bu yüzden kendine ufaktan bir eleman aramaya da başladı bile.Henüz bir kurban bulamamış olsada önemli olabilir. 

-Carey Mulligan'a çok gıcık oluyorum,önemsiz.

22.08.2013




~Hastane koridorinda okunan Peri Gazozu üzüntüyü ve gözyaşını ikiye katlar.

 ~ belediye otobüsünde sean penn'e benzeyen ablayı gördüğümde anlamalıydım kötü bir kabus gördüğümü.

~Çok fazla ağladığında gözlerin şişme aşamasından sonra yani şakaklarından kocaman balyozlarla çiviler çakılmaya başlanır.Kafanı da hissetmez olursun ve sonra.

~beni o ilk öldüğümde zorla ağlatmayacaklardı ne güzel doğmamış numarası yapıyordum halbuki!

~Esma'nın yüzü,Esma'nın bakışı,Esma'nın gülüşü,Esma'nın duruşu... Esma gibi olamayacağımı/ölemeyeceğimi bilerek yaşamak ne kadar acı.

~belki de delirmemiz gerekiyordur,çıldırmalıyızdır hem de.Suriye'de bu kadar insan bu kadar çocuk ölürken ve hiç bir şey yapamazken aklımızı korumamalıyız.

3. "bir gün sana bir cuma ısmarlarım yürüyerek gideriz."

9.08.2013


İnsanın hafızasının iyi olması bazen acayip bir yalnızlığa sürüklenmesine neden olabilir.
Hatırladığın abidik gubidik ayrıntıları senden başka kimse hatırlamadığından ,kendini onları uydurmuş gibi de hissedebilirsin...Ama konu bu değildi.Zaten konu da var mıydı ki.Olmayan konuya bir giriş cümlesi olmuş oldu,evet.

Estopa.Estopa diye bir ispanyol grup vardı ama.Amcam , "almanyadan akrabaların getirmesi gerekenler listesi"nin dışına çıkıp bize cd getirmişti.Estopa nın cd'si.Sanırım bizim pınar aylin nin,itiraf ediyorum ki sırf ucuz diye,büyük marketlerin birinden,bir sepetten seçip aldığımız kaseti gibi bir durumla almıştı o cd'yi.Tamamen bilinçsizce.Dinleyin diye verdi bize.O dönemler her evin baş köşesinde devasa vcd'lerin bulunduğu ve madem aldık bunu kullanmalıyız dönemleri.Bizim 15~16 yaşımızdı,metro fm'den kaset doldurma dönemi de aynı zamanda.Aldık ,kabul ettik dinledik,dinledikçe dinledik ve çok sevdik.Ama bir şarkıyı daha da çok sevmiştik.Şimdi gecenin bu kör vakti aklıma geldi melodisi.Album elimde olmadığımdan ve ismini de bilmediğimden bi dolu Estopa albümü dinleyip o en sevdiğim şarkılarını buldum sonunda.İşte yukardaki bütün tırı vırı bu yüzdendi.

Şarkının ismi tu calorro.Ne anlama geliyo bilmiyorum ama özlemekle ilgili bir şeyler olabilir/olmayabilir de.






27.07.2013





Mutfak kanunları diye kanunlar çıkartıp süzme mercimek çorbasını yasaklayalım.Ülke genelinde pütürlü mercimek çorbasının yararlarından bahseden kampanyalar,pütürlü mercimek çorbası festivalleri,şölenler... 
Anneler üzülmesin,hain mutfak robotlarına karşı bilinçli olsunlar diye kendini bilmez blenderlar ve patlamaya hazır bomba olan gürültücü düdüklü tenceresinin tehlikelerinden bahseden paneller düzenlensin.Yeter ki mercimek çorbaları süzülmesin,anneler ellerini mutfak robotlarına kaptırmasınlar -ayrıca ellerini kesen anneler çocuklarını üzmeyip doktora gitsinler-

Sloganlarımız:"Yaşasın pütürlü mercimek çorbası"
"mercimek çorbası içindeki pirinci hissedin"


p.s.Rendeler,süzgeçler ve keskin bıçaklar da hem de ,masum değildirler.
 
p.p.s.Sıra sana da gelecek kızgın kızartma yağı!

10.07.2013

vandal yürek


 İsmet Özel okuyan çocuk Alper Kamu hala 5 yaşında.Ama şimdi eskisinden daha da bıcırık;

"… kitabının kapağına bir göz attım. Erbain. İsmet Özel’in, kırk yaşına kadar yazdığı şiirleri derlediği kitaptı bu.  
“Kincilik kötüdür,” dedi insanı aşka davet eden bir tavırla gözlerini iri iri açarak. 
 “Yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir,” diye karşılık verdim.
 Sonra onu taklit ederek gözlerimi kocaman açtım: 
“Öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir.” 
 Ve böylece ilk kez ona kahkaha attırmayı başarmıştım. “İsmet Özel okuyan bir çocuk!” dedi. “Kimin aklına gelir?"

27.06.2013





Hayatımla ilgili kötü sözler söylerken ben,yanımdaki kadın 360 derece lider diye bir kitap okuyordu otobüste.(Ya da onun gibi bir şey.)
"bu günün işini bugün yap" "bugün konuş" vs.gibi başlıklar vardı.iyi de o işler öyle olmuyor ki diyecektim de kötü kötü baktım sadece.Daha doğrusu yan yan baktım.Altını da çiziyordu üstelik teyze.Lider olma konusunda son derece kararlı.Tam da yerine denk gelmişim dedim içimden ya da dışımdan,bilmiyorum.Zaten sinirliydim de ve ağlamaklı.Bugün ilk kez isyan ettim.Planlanan şeylerin tıkır işleyeceğini düşündüğüm için en çok da kendime...

Lider olmak isteyen teyze de kocaman çantasına geri koydu kitabı.Ben de otobüsten inmek üzereydim zaten.O sırada işe dönüyordum, ağlamaklı...

20.06.2013





Çoktan uyumuş ve hatta uyanıp daha sabah olmamış diyip sevinçle tekrar uykuya dalmış olmam gereken zamanlarda abuk sabuk şeyler düşünüp uyuyamıyorum.(suçu çaya da atabilirdim aslında.Kupalar ve fincanlarca demli çay içtim lakin çaya bunu yapamam) Hani şu üç dilek hakkım olsa ne dilerdim diye düşünüp düşünüp karar veremediğim zamanlardaki kadar abuk.

Nerden aklıma geldiyse Apdi Şakrak abimizi hatırladım.Aslında iş yerinde bugün Çiçek Abbas'ı izlemiştik.Sessiz de olsa filmi ezbere bildiğimizden dublaj yaparak.Çiçek Abbas'da şakir'in minibüsü parçaladığı sahneleri izlemeye dayanamıyorum mesela.Çöpçüler kralında Abdi'nin gazinoda düştüğü durumları izleyemediğim gibi.Ordan hatırladım.Bazı filmlerde ki bu filmler çok komik de olsalar bazı sahneleri atlamak istiyorum.Zaten çok da sevmem ama Hanzo'yu da izleyemem ben mesela. işler sarpa sarınca,adile naşit cabbar sevdasıyla ortaya çıkınca.
Başka filmler de vardı ama aklıma gelmedi ben de zaten çoktan başka düşüncelere geçtim bile...

Çöpçüler Kralı demişken Apdi'nin Hacer için dediği şu replik var bi de:





6.06.2013

"kelimeleri yutarak konuşan bir çocuk olarak..."

 
Kandil perşembelere alıştırıp çarşambaya gelince, perşembe de ister istemez cumaya dönüştü bugün.
Her halukarda bana cumartesi cumartesi değilken ve cumanın haftanın içindeki yerinin bi önemi yokken
fazladan bir gün daha hafta uzamış gibi yani.
Halbuki sinek avlıyor bir haftadır iş yeri gerçi ben eti puf kutusuyla sinek avlamayı
bırakalı upuzun zaman oldu.Ama patron avladığı sinekleri çapulculara ve çapulculuğumuza bağlayıp söylendi durdu.
Zaten en yetkili abla da izne çıkacak zamanı buldu.
Yani hem melek hem yetkili/idareci abla hem de çapulculuk rolleri bana.
melek olup yetkili abla zor.melek olup çapulculuk tamam.
idarecilik konu dışı çapulculuktan mütevellit zaten.
İş yükü hafiledi böyle böyle biraz da.

Zaten kovulmak istiyorum da,bir faşo yazmadığım kaldı duvara, kovmuyor da kovmayacak.
Kime sorsam ama beş buçuk çalış diyor.
Ufukta ramazan var canım güzel ay ve yolların beş buçuğu aşkına.
sanırım bir kaç ay daha....
Sahi rüyalar... Alfred amcanın göründüğü sahnesi eksik hitchcock filmleri bu aralar.Hatta rüyanın esas sarışını bile var.


5.06.2013


"...ben öyle bilirim ki yaşamak
berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır
çünkü biz savaşmasak
anamın giydiği pazen
sofrada böldüğümüz somun
yani ıscacık benekleri çocukluğumun
cılk yaralar halinde;
yayılırlar toprağa
etlerimiz kokar
gökyüzünü kokutur
çünkü biz savaşmasak
uzak asya'dan çekik gözlerimiz
küba'dan kıvırcık sakallarımızla
savaşmasak
güm güm vurur mu kömürün kalbi kozlu'da
ke san'da, kandehar'da ümüğüne basılır mı vahşetin
ve sen boynunu öperken beni sarhoş
bir okyanusla titreten hayat
sevgilim olur musun.
ben savaşarak senin
bulanık saçlarından tutup
kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya
dünya
kirletilmez bir inatla dönüyor
altımıza yıldızlar seriliyor
yüzüm suya davranıyor koşaraktan.
ve inzal."

27.05.2013





Babanemle tom adlı cat birbirleriyle çok iyi anlaşmışlar, amcamın telefonunda tanışmışlar.
"Benim oğlumun telefonu" diyor babannem tom'a."Bu benim oğlumun telefonu", tom tekrarlıyor,
babanem kahkahalarla gülüyor,tabi tom da öyle.
Tom babanemi can kulağıyla dinliyor.
babanem amcamın telefonunu elinden düşürmüyor.
"Gel melek bak gel sen de konuş bu benim kedim" dedi babannem,
Tom salak salak tekrarladı.
Bu tom çok şebelek!
Babaneme gerçek kedi almalıyım.
Babannemle daha fazla konuşmalıyız.

23.05.2013


"Probis ister misiniz?" dedim sadece.
Kapının önündeki iki velede.
"ama ama, ananem tanımadığın insanlar bi şey verirse alma dedi" dedi bıcırık olan.
Bıdık olan da tekrarladı onu kafasıyla.
Ben bi elimde market poşeti -her zamanki gibi- bi elimde probisler -beşli- öyle kaldım kapının önünde.
Haklılardı haklı olmasına da ne diyeceğimi bilemedim o anda.
ee evet ananeniz çok doğru söylemiş diyip utanarak probisleri poşete geri attım.
Çocukları bu ikilemde bıraktığım için üzüldüm de.
Kapıda cam parçaları gibi bir şeylerle oynuyolardı ben yanlarından geçerken,onlarla oynarsanız elinizi kesebilir demiştim.
Belki de bıcırık olan ona kızdı.
Yoksa çok mu güvenilmez bi halim vardı.
Ya da ya da probisi hiç sevmiyolardı.-zayıf ihtimal-

Her halükarda anane sözünden çıkılmaz iyi biliyolar.
Üzgün probisler bana kaldı...

7.05.2013

"...şehri ispatlamaktan geliyorum."





..."işte yine o geliyor" diyorlardır ya da demiyorlardır ama diyorlarsa eğer,kesin ;"açılın,hergün koştur koştur yürüyen o kız geliyor" diyor olmalılar.
Ya da ya da,yolumu kuşatmış marketlere teslim olup abur ve cubur alışverişi ile eller kollar dolu görmüşlerse;
"aha,işte yine o ve marketten de alışveriş yapmış olduğu halde yine de hıphızlı yürüyebilen kız geliyor." diyor olmaları da mümkün.Ve sanırım benim iki ev dolusu insana baktığımı düşünüp halime acıyor da olabilirler.
 
Çünkü hep aynı güzergah ,hep aynı durak,hep aynı saatte, ordan geçerken.Hızlı adımlarla kalabalık caddeden yürürken,yürüyen ya da yürümeyen merdivenlerden üçer beşer koşarken...
Aklımda Wait for me'nin klibi ile.Level level atlarken günü.Eve gelince bir görev daha başarıyla tamamlandı edasında açarken kapıyı, geçerken odama,seçerken filmi...
 


18.04.2013







Ev:
-Çok rüya görüyorum. Hem de çok fazla.
Bazen hayatım, bazen izlediğim filmlerle paralel rüyalar.
Gri ya da renkli.Korkular,kaygılar ya da hayallerle karışık.Bazıları fantastik film gibi,bazılarından sağlam dramlar çıkar.Bazıları fredy'nin kabularından bile daha kabus,bazıları hayallerle harmanlanmış oluyor.Çok dolaşıyorum çok fazla.Bazen Lynch çekiyor bazen Tarantino, bazen de yönetmen koltuğuna ben oturuyorum.
Bazen ama.
(Çok bazen dedim biliyorum)
 Sanırım rüya sabiti diye de bir şey var ama.

Yol:
--Günaydın İstanbul kardeş diye bir dizi vardı,canımın İstanbul köşesi diye de bir şarkı.Kitap okumaya çalışıp uyuklarken aklıma birden bunlar geliyor.Kafamı çevirip dışarı bakıyorum da boğazdan geçiyoruz,boğazdan geçerken uyanıveriyorum.Sonrası durağı kaçırma çalışmaları.Bugüne kadar hiç başaramadım.

İş:
---Poğça ve çayla florasan ışık altında kahvaltıların en kötüsü iş kahvaltısı.
Her sabah sıcak poğçaya yenilmek, üstelik etrafta margarinden insanları görmekten de değil sadece kötülüğü.Zeytinsiz,peynirsiz kahvaltı mı olurdan kaynaklı ve çayı soğutan zır zır telefon daha ilk vakitlerden çalıyorsa bir de,dramlardan bir dram oluyor işte.
Şimdilik böyle.Yolların beş buçuk hali sağolsun.



7.04.2013



İnsan yazmak istediklerini ,yazması gerekenleri yazamayınca başka şeyler de yazamıyor. Hem yazsa bile ortaya sıkıcı yol durumları,otobüs manzaraları,hep aynı işsel sorunlar çıkıyor.
Dolayısıyla aynı şeyleri yazıp duruyorum.Günler de hep aynı koşturmayla geçip gidiyor.
Tek gerçek haftasonu.
Anlatılması gereken de o zaten.
Cumartesi fazlasıyla cuma iken şimdi bir miktar da kendisi.
Kahraman canım pazarlar zaten kurtarıcı ve bol filmle geliyor.
Haftaiçinin akşam beş buçuk yolları güzel.Evin altıbuçuk haline yetiştiriyor.
Sonra gelsin filmler...
Haftaya bir başlamayagör ,bazı hayaller de geçmesine yardım ediyor.
Döngünün de böylesi güzel.
Sonrası Yozgat Blues bu perşembe.
Perşembeye kadar ölmememiz gerek.


17.03.2013



Ev-iş arası uçar gibi gidip gelirken hayatım,sabah iki katlı otobüs konforunda,akşam 500T peşinde koşturmakla geçiyor.(Sana anlatmadım ama bir keresinde hareket halindeki bir otobüse atlamayı bile başardım.Otobüste ve bende hasar yok)
Kafamda bi dolu bilimkurgusal hayalle biniyorum her defasında otobüse.Işınlanma neden hala mümkün değil ki.Ve belki de onu bulan kişi bir 500T yolcusu olacak!
Ya da tamam hızlı yürüme süper gücümü geliştirsem de olurdu.Belki o zaman uçmayı da başarabilirdim,belki yani.
Böyle saçmalık düşünceler, hayallerle durakları geçiyoruz.Otobüste herkes yerli yerinde.İnsanlar farklı olsa da roller hiç değişmiyor.
Çok konuşkan kadrolu otobüs teyzeleri her zamanki korunaklı köşede.Otobüsün bağır çağır telefonla konuşan amcası görüşmesine başlamış bile.
"bu otobüs her gün çekilir mi"ciler gezmeden dönüyor. Söylenerek biniyorlar otobüse.
Oturabilen mutlu azınlık kıskanç bakışlar altında uyuklamaya çalışıyor.Telefonlarıyla hem hal olmuş otobüs gençleri başlar hep önde. Bir kısmısı telefonlarına bakıp gülümsüyor.
Camdan fırlamak üzere olanlar ve kapıyla bütünleşenler de yerlerini aldılarsa kadro tamamlanmış oluyor...
  
Yani,demek istediğim şu ki,işten ıstifa etmeyi başaramadım bu sefer.İşini sevmemek,mutsuz olmak ve başlı başına 500T yeterli bir istifa sebebi değilmiş.Şartları iyileştirme gibi bir şeyler zırvaladılar halbuki ben onlara şart koşmamıştım ki.Başarabilirseniz 500T'yi iyileştirin bakalım demeliydim aslında da neyseimdiler de eskisinden de şiddetli iş arıyorum ,bakalım yeni bir iş bulmak yeterli bir işten ayrılma sebebi olabilecek mı?



3.03.2013



Sevenleri mektuplar yazdılar Müslüm Baba'ya.Ben bir mektup yazamadım zaten yazsam da biraz ikiyüzlülük yapmış olurdum, yani onunla üç sene öncesinde tanışmış biri olarak.
Arabeski hiç sevmedim.
Küçükken küçük emrahlı küçük ceylanlı filmlere maruz kalmadım değil.
Hatta teypte çalmaya kaset olsun diye annemin teyzemden aldığı bir adet Ferdi Tayfur  kasetimiz bile olmuştu ,play tuşuna kirbit çöpü sıkıştırıp güç bela dinlenilen.
"Ya benimsin ya toprağın" kasetin adı.
Orhan babayla,Ferdi ile aram çok kötü olmasa da hiç ısınamadım bu melodilere. Müslüm Gürses ise bana daha uzak daha farklı bi yerlerdeydi hep.
Biraz korkutucu biraz tehlikeli gelirdi.Ergenliğin salak anlamsız kibirli hallerinde küçümsediğim bile olmuştur belki.
Şarkılarını zaman zaman duysam da ilk dinleyişim 2010 yılına tekabül etti.
İş yeri arkadaşları telefonuma göndermişlerdi şu şarkıyı.Sevmediğimi bildiklerinden ,senin telefondan daha iyi ses çıkıyor melek diyip kandırmışlardı.Tamam dinleyin ama hemen silerim demiştim.Benim telefonumda bu şarkı olamazdı.
Eve gittim ,bir kere de ben dinledim.
Silemedim şarkıyı.Anlatılanlar yabancı ama içindeki duygu çok gerçek geldi.Benim için bir anlamı olduğundan da değil ama dinledim işte.
Saygı duydum acısına.
Müslüm Gürses, Müslüm Baba olmuştu benim için de.
Sildin mi dediklerinde sildim demiştim ama sevmiştim.

Bunları anlatmanın,benim sevip sevmememin de bi önemi yok aslında.Onu sevenleri ona yeter.Ama umarım geç de olsa, Müslüm Baba beni evlatlığına kabul etmiştir.
Ve inşallah gittiği yerde acı değil hep mutlu şarkılar söyler.
Mekanı cennet olsun...
 


15.02.2013

 
Değerli bilge Kedi,

Bilmem hatırlar mısın, geçen sene bu zamanlarda,şikayet edip durduğum ve değerini şimdilerde anladığım denize komşu işimde,
iş-cami mescidsizlik koşturmalarında karşılaşmıştık seninle.
Evet evet o kıytırık telefonla fotoğrafını çeken şaşkın bendim.
Bana kızmadığın hatta tevazu ve anlayışla karşıladığın için tekrar teşekkür ederim.
Ama kayıtsız kalamamıştım sana.Yani mezarın yanında gözlerini kapamış dururken...
Bilmiyorum işte.Sanki insanlara bir şeyler anlatmak istermiş gibiydin.
Orda öyle kimbilir neler duyup görürken ,bambaşka alemlerden haber verir gibiydin.
Dünyaya gözlerini yummak böyle bir şey olmalı demiştim içimden.Sen daha ölmeye çalış melek!İşte böyle ölünür demiştim.
Bahçenin öbür tarafında diğer kediler...Neden diğer kedilerle değildin.
Belki de sorsam söylerdin.Beş Şehir diye çok sevdiğim bir film vardı duymuşsundur,ordaki kedi gibi.Şevket'ın bir kedisi vardı filmde.Sohbet edip,dertleştiği onun gibi.
Anlatsam dinlerdin...

Sonra seni göremedim orda.Sonra zaten ben de başka koşuşturmalar içinde farklı yerlerde buldum kendimi.Ama hep hatırlarım, hatırlatırsın anlatmak istediklerini.
Öyle işte.
Benim hiç kedim olmadı bilge kedi,isimler verdiğim hayali köpeklerim ve hiç göremediğim kuşlarım oldu.Ama bi yerlerde bilge bir kedim var.Belki yine karşılaşırız seninle
Görüşmek üzere...
 
 

10.02.2013

 

İşler-güçler,sızlanmalar ve yakınmalar hep aynı. Bahsetmeyeceğim.
Yollar ve yoruluşlar da öyle ,onlardan da.
Buraya da pek uğramıyorum bu yüzden.Bi bakıyorum arkama hep aynı şikayetler.
Sonra anlatacak pek bişey de kalmıyor.Zaten bazı şeyler de yazılamıyor.
Filmlere devam,filmlerle gidilen farklı yerler var.İyki de var.
Geçen hafta okyanusun başrolde olduğu iki filmle okyanusları aşmıştım mesela.(Master and Commander: The Far Side of the World ve Kon -Tiki )
İzlerken deniz kokusunu duyar gibi olmuştum.Yüzme bilmem ama bittiklerinde okyanusu yüzerek geçmiş kadar yorulmuştum.
Yani diyorum ki öyle oluyor işte.Bir film izliyosun ve hiç gitmediğin yerlere gidiyosun.Mesela bazı şarkılar da öyle.Cayman islands'ı ne zaman dinlesem oralarda bi yerlere bisiklete binerken(bisiklete binmesini de bilmem),denize paralel bir yolda giderken buluyorum kendimi.Orda doğup,büyüyüp,yaşlanıyorum.
 Bazen de çok ölüyorum.Mesela,House of Sand and Fog'u izlerken öyle oldu.Nefesimin kesildiğini hissettim.Ve bir kaç kez de öldüm.Cenaze için Birkaç Kilo Hurma'yı izleyip,Sadry'i tanıdığımdan beri kar yağsın istiyorum ama yağmıyor.Hava garip bir şekilde hep güneşli.Ve yazılmayan mektuplar,gitmesi gereken yere gidemiyor.
 
Ve bugün.Bugün, pazar değildi mesela bugün Django'ydu. Django'yu izleyeli yaklaşık olarak 7 saat oldu ama filmin etkisi geçmek bilmiyor.Eve dönüp bir film daha izlemeyi planlamıştım ama Django izin vermedi.Kafamda filmden görüntüler ve aklımda melodileri ile at üstünde yolculuk devam ediyor.