film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.12.2011


 ''bu savaşı hangi tarafın kazanacağı kimin umurunda? ne için öleceğini bilen var mı? böyle ölmeye değecek hiç bir şey olamaz.''

Taegukgi Hwinalrimyeo...
 Az önce bitti.Ama biterken bitiren filmlerden.Gözyaşlarıyla bitenlerden.Kendimi çok yorgun hissediyorum.Bu gün etrafımdan kurşunlar geçti,cesetler üzerime yağdı,arkadaşlarım parçalandı ve yüzlerce kere öldüm ben...
Canım Kardeşim vardı,Sleepers,İçimdeki Yangın.Ama hepsinin toplamından bile daha çok yıprattı,üzdü,ağlattı. Taegukgi Hwinalrimyeo...İzleyin ama izletikten sonra içinizde dinmek bilmeyen bir ağlama hissi ile kalakalıyosunuz hayatın ortasında.Bu filme savaşın tiksinçliğini en iyi anlatan film demek az kalır izlediğim en gerçek film.

İzleyin ama kendinize dikkat edin,yaralanabilirsiniz...

27.11.2011

"bazı hafta sonları sinemaya gidilir. "

Aylardır heyecan ve merakla beklediğim Onur Ünlü filmi,Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi'ne dün itibariyle kavuştum.
Öncelikle söylemeliyim ki filme dair tahminim, Polis gibi hatta belki ondan daha matrak,Güneşin Oğlu'na ise daha yakın bir film olacağı yönündeydi.
Aslında filmin ilk kısmı bittiğinde tam da bu civarlardaydık.Ve ikinci kısmından da epeyce umutluydum.
Ancak ikinci kısımda absürtlük dozu artarken beklemediğim bir şekilde küfür dozu da arttı -küfürlerin çok rahatsız edici olduğunu da söylemem gerek.-
ve alelacele ya da gelişigüzel mi demeliyim bir bitişle son buldu.Bittiğinde hayal kırıklığına uğradığımı da itiraf ediyorum.
Çünkü aslında kadro,konu,hatta müziklerden oluşan karışım ve tabiki Onur Ünlü unsuruyla bundan çok daha güzel bir film olabilirdi.
Ama yine de izlenmeyecek ya da vakit kaybı sayılabilecek bir film diyemem.


 
Aslında benim en büyük korkum Onur Ünlü'yü Leyla ile Mecnun sayesinde tanımış ve filme sırf bu yüzden gitmiş insanlar.
Film tanıtımlarında da Leyla ile Mecnun'nun yapımcılarından diyerek dizi izleyicisi de filme çekilmişti.
İşte filme dizi hürmetine giden ve beğenmeyen izleyicilerin yaptığı olumsuz yorumlarda nerdeyse dizinin başarısı tamamiyle senariste bağlanmış ve film kesinlikle beğenilmemiş.
Onur Ünlü'yü sadece dizi ve Celal Tan ile tanımış insanlar belki de ister istemez dizi ile film arasında kıyaslama yapıp,haksızlık etmişler.
Kabul Celal Tan iyi bir tanışıklık olmadı bu insanlarla ama Onur Ünlü'yü anlamak için kesinlikle Beş Şehir'den başlayarak diğer filmleri de izlenmelidir.
Aslında Leyla İle Mecnun nasıl bir aklın ürünü olduğunu daha iyi anlayabilirler böylece ve hatta Ah Muhsin Ünlü ile tanışmalılar.
 neyse,
Filme dair olumsuz yorumlarım umarım sizi etkilemez.Belki aylarca beklemenin ve fazla beklenti içine girmenin bir sonucu olabilir.Zira okuduğum yorumlarda filmi çok beğenen insanlar da yok değil.

 Ve bir uyarı.Film bittiğinde Erdal Bakkal hiç bir zaman o eski Erdal Bakkal olmayabilir gözünüzde.Sanki Erdal bakkal nurten ablayı aldatmış ve siz de yakalamışsınız gibi garip bir his ve tiksinme durumu.

17.08.2011

Uçar!



Agrin, atlarken elimden tuttu sanki;
Kaplumbağalar da uçar...
Aklıma geldikçe , ağlıyorum.

20.06.2011

 
 
 
Ne alaka demeyin ama ben Ajda Pekkan'ı hiç mi hiç sevmem.Hatta belki de bu ülkede onu sevmeyen tek kişi
bile olabilirim.Tıpkı Türk işi şeytan filminden korkan tek insan olduğum gibi :]
Mesela Burger Kingteki sufleyi seven tek insan da ben olabilirim.
Ciddi şüphlerim var bu konuda.
Sıcak kek üzerinde dondurma ve evet kime tavsiye ettiysem seven çıkmadı benden başka.
Aslında bu acayiplikler listesi uzayabilir de.ama benim anlatmak istediklerim bunlar değildi.
Geçen cumartesi Cihangirdeydim.Off bu arada cümle çok fiyakalı oldu.:)
Hani şu entel,insanların ve bi takım ünlülerin uğrak yeri olan kafelerden birinde vakit geçirme şansım oldu.
Birbirine karışan sohbetler arasında epeyce etrafı gözlemleme fırsatım da.
Çok garip geldi bana en başta.Yani yol kenarı ve ne biliyim öyle manzaralı falan bi yerde olmamasına rağmen tıklım tıklım masaları görmek.Ve böylesi mütevazi ortamda bi takım ünlülerle karşılaşmak.Sanırım onları cezbeden ortamın sadeliği ve rahatlığı.Ve Çay! Çayları çok ama çok güzel :)
Az daha unutuyodum.İki masa ötemizde Mazhar Alanson vardı.Hemen yanıbaşımızda tvnetteki Kadın spikerlerden bi tanesi ve yan masada Sermet Yeşil.:)
Biraz daha şanslı olabilseydim Tarık hocam'ı da görebilecektim.
Sonraa izlediklerime geçelim.Haftaya yine epeyce film sığdırabildim.
sırasıyla: "Bekleme Odası","Fried Green Tomatoes", "Black Cat,White Cat","Kara Köpekler Havlarken","Six Shooter",
"La Haine".Ve Gökhan'dan yeni aldığım filmler içinden de "Sonbahar","Süt" "Before The Rain" ,"Kader" ve en sonunda Beş Vakit'i izlemiş bulunmaktayım.
Hepsini ayrı ayrı anlatmaya benim kelimlerim yetmez sanırım.
Ama özellikle Sonbahar,Before the Rain,Kara Köpekler Havlarken,Kader ve Beş vakit beni benden alan filmlerdi.

13.06.2011




Tarihimin film izleme rekorunu 1 haftaya sığan 10 filmle kırmış bulunuyorum,
sadece benim katıldığım bi film festivalindeymişim gibi.
Bu hafta Dünya sinemaları arasında daldan dala atlama fırsatı da buldum.
Uzak doğu,Orta doğu,Balkanlar ve Avrupa sineması tabi türk filmleri ve hollywoodla birlikte.
Pazar günü Amelie tadında "Korkuyorum Anne".
Utanarak söylüyorum ki Reha Erdem'in izlediğim ilk filmi oldu.
Sonrasında "Beş Vakit","A Ay","Kosmos" filmlerini de izlenmek üzere listeye ekledim.
The life Of David Gale,Lemon Tree,Orphan,Donggam,Savrseni Krug,
Adam's Aebler,The Orfanato,Masumiyet ve my sassy girl (Yeopgijeogin geunyeo)
sırasıyla izlediğim diğer filmler.Çarşamba günü Leyla ile Mecnun'dan hemen sonra bi kez daha izlediğim
Uzak İhtimal'i de unutmayayım.Hepsinden ayrı ayrı bahsedip kafa ütülemiycem ama bazıları mutlaka izlenmesi gerekenlerden ve onlardan bahsedilmeli.
Onlardan biri,Savreni Krug (kusursuz çember)


Bosna savaşı,sırp kuşatması altındaki Saraybosna,
ailelerini kaybetmiş biri dilsiz iki çocuk ve onlarla yolu kesişen,
alkolik şairin hikayesi.
Savaştan kaçanlar,kaçmaya çalışanlar ve yokluk içinde sıkışmış insanların hikayesi.


 

Sonra Danimarka sinemasının bol ödüllü kara mizah örneği Adam's Aebler(adam'ın elmaları).Aynı zamanda İzlediğim ilk Danimarka filmi.
Filmi başlarda pek sevmediysem de çok değişik konusu ve süprizlerle dolu finali çok ama çok hoşuma gitti.Yer yer hüzünlü ama bi o kadar da komik.



Donggam ve Yeopgijeogin geunyeo filmleriyle de CHAN WOON PARK'tan sonra Uzak doğu sinemasının farklı bi yüzü ile de tanışmış oldum.Romantik,komik sevimli çekik gözlüler :]

Ve tabi Lemon Tree ve hala izlememiş olanlar varsa Masumiyet ve Uzak İhtimal de izlenmelidir.


 Hey, yine filmlerden bahsettim ya da bahsedemedim biliyorum ama film arası hayat gerçekten çok çekilmez.:|

4.06.2011

all is well




Hayatımı filmlerle anlamlandırmaya devam ediyorum.
Geçen cumartesiden beri Polis dışında izlediğim filmler sırasıyla;
Big Fish,
the nightmare before christmas,
Sevmek Zamanı,
chin jeol geumjassi[sympathy for lady vengeance ] ve
3 İdiots.

Haftaya Tim amcayla başlamak çok güzel oluyomuş ve Big Fish'i izleyip uykuya dalmakta öyle.Filmi izlemek güzel bi rüyadan uyanmak gibi.
Sonra jack skellington ve Sally...

Kendileriyle ilgili bi dolu tişört,çanta,vb. şeyleri görmüş olsam da tanışıklığımız yoktu:)
Corpse Bride tadında.O'nun kadar olmasada güzeldi.
oogie boogie man,dr finkelstein gibi karakterler ve hayalgücünü aşan ayrıntılar da öyle.

Ve 1965 yapımı Metin Erksan Filmi "Sevmek Zamanı"...Bambaşka bi film kesinlikle bambaşka.
Yıllar öncesinden sanki bugün çekilmiş gibi.İzlediğim en farklı Türk Filmi.
Yeşilçam'dan fazla,bağımsız,farklı bi anlatım.
İzlediğim en farklı aşk tanımı.
Uzun az diyaloglu sahneler,Yağmur,siyah beyaz eski İstanbul eşliğinde mükemmel bi film ve müşfik Kenter de öyle.
"Gelmiş geçmiş en iyi Türk Filmi" iddiasında bulunmakta mümkün ama ben "Gelmiş geçmiş en iyi aşk konulu Türk filmi" demeyi tercih ediyorum.
özellikle de "Muhsin Bey" aklıma gelince :)

Nerde kalmıştık Chan-wook Park filmi,chin jeol geumjassi.
İkincisi Old boy olan Chan-wook Park'ın intikam üçlemesinin son filmi.
Old Boy kadar rahatsız edici olmasa da O'nun kadar sert,hüzünlü,güçlü anlatım.
Benim gibi Uzak doğu filmlerine alışkın olmayan bünyelerde yan etkiler bırakabilir.
soundtrackler ise mükemmel.

ve bugün izlediğim 3 idiots.Hint filmlerini pek sevmem.
Bu yüzden biraz önyargılı yaklaşmıştım filme ve izlemeden önce de saatlerimi alacağını bilmiyodum.:)
Ama hiç sıkılmadan izledim.Zaman zaman gözlerimin dolduğu da oldu ama filmi kocaman bi gülümsemeyle bitirdim.Ve bu gülümseme hali bütün güne yayılabilir.:)
Hint filmlerine özgü dans sahneleri dışında mükemmeldi,anlamlıydı da üstelik.
Rancho karakterine hayran kaldım bir de.
Benim için Marty Mcfly'dan sonra en sevdiğim,unutamayacağım ikinci hayal kahramanı ünvanına sahip oldu kendisi.
Evet Üç saat uzun bi süre ama bence vakit kaybı değil.

Şimdilik bu kadardı işte,
Güzel bi haftanın özeti.

29.05.2011



“öldürmek kesin konuşmaktır ama bir insanı tabanca ile öldürmek teorik olarak mümkün değildir.”
"biliyorum beni biraz kaba buluyorsun ama şiddete meyyalim vallahi dertten "
“yoksa mezarcıların emekli olurken küreklerini gömdüklerini mi düşünüyorsun?”
"hazırlayabildiğin kadar bomba hazırla, bulabildiğin kadar silah bul, edebildiğin kadar dua et; allah bizimledir oğlum
 
Musa Rami.

Cumartesi'den bu yana çok değerli bir film arşivinin küçük bi kısmını elimde bulunduruyorum.
Daha da iyisi diğer kısmının da listesinin elimde olması :)
Çok daha iyisi de izlemem gereken,not aldığım filmlerinde aralarında olması.
Bence define gibi bişey buldum diyebilirim.
Bu yüzden biraz heyecanlıyım.
Hepsini bi çırpıda izleyip bitirmemek için kendimi zor tutuyorum.
Ama zor da olsa ilaç niyetine her gün bi tane izlemeye ikna ettim kendimi.
Ya da iki tane diyelim.:)
Üstteki replikten de anlaşıldığı gibi Polis Filmini dayanamayıp izledim bile.
Harikaydı bence.Zaten Onur Ünlü yazıp yönetmişse ve Haluk Bilginer de oynamışsa kötü olması beklenemezdi.
Ancak tabiki beğenmeyenler ve eleştrilenler olmuş ve hatta
Haluk bilginer filme sahip çıkıp,bi takım eleştrilere de şöyle cevap vermiş;

"...bu film Türk sinemasına ayrı bir tür kazandırmıştır. Onur Ünlü özgün bir adamdır ve çok cesur bir adamdır.
Bu filmin değeri eminim daha sonra anlaşılacaktır zaten ne zaman sanatçılar
döneminden farklı ve/ya da ileri bir eser verseler dışlanmaz mı alın işte size günümüzde ki örneği.
Onur daha çok film çekecek, çok güzel filmler çekecek…
Ve ne olursa olsun hepsinde oynamak istiyorum.
Onur’a da bunu söyledim.
Bir rol olması gerekmiyor; figüranlık yapacağım her filminde; sette olacağım,
zorla…
Zorla gireceğim o filme…"


Evet bence de izlemelisiniz ve dahası "Tekvir suresi
"
 

ve son olarak;  

Mayıs ayında olabilecek gelmiş geçmiş belki de en soğuk ve kasvetli cumartesi gününe,çok ama çok üşümemize rağmen,
Çengelköy eşliğindeki güzel sohbet ve filmler için Gökhan'a
ve Jack ki blogu şudur,

(http://tehlikeliaklinitirafi.blogspot.com
 
tekrar teşekkür ederim :)


14.05.2011

bir artı bir , bir eder mi..




“…beni tabuta koymadan ve dua etmeden çıplak bir şekilde dünya’ya sırtımı çevirmiş, yüzüm toprağa bakar 
şekilde, bir isim ve mezar taşının olmadığı vaziyette defnedin… size vereceğim mektuplar yerine ulaştığı zaman; 
suskunluğumu bozmuş sözümü tutmuş olacağım… işte o zaman mezarıma taş koyup güneşe bakacak şekilde adımı 
yazabilirsiniz.”

etkilendiğim filmler çoktur,bu etkiyi uzun süre sürdüren filmler de.
Defalarca izlememe rağmen ilk kez izlermişçesine sarsıldığım filmler de.
Ama bazılarının etkisini anlatmak için sarsılmak kelimesi yetersiz kalır.Bunu ilk defa oldboy da yaşamıştım.Film 
bittiğinde dayak yemiş gibi hissediyodum.Beynim ağrıyodu ve şok geçirmiştim.Uzun süre etkisinden 
kurtulamadım.Ve bi kez daha izlemeye asla cesaret edemedim.İşte hayatıma böyle bi film daha eklendi dün gece.

‘içimdeki yangın – incendies..’

bi sayfada tanıtımını görmüştüm.Hemen incelemeye başladım.
Film Nawal marwan adlı kadının(ki bence kahraman) 
ikizleri Jeanne ve Simon ‘a bıraktığı vasiyetle başlar ve onlardan soylarını araştırmak için Ortadoğu ‘ya gitmelerini 
ister.Film newal marwan'ın lübnan’da hıristiyan ve müslümanlar arasındaki mücadelede yaşadıkları ve iç savaştan kesitlerle ilerler.

Sonra yorumları okudum.İzleyen herkeste benzer etkiler bırakmış.Yarısında bırakanlar olmuş,dayanamayanlar...
İzledim.
Gece yarısıydı ve karanlık oda daha da karardı.
Bu filmi izlemek yüksek bi yerden mütemadiyen düşüp ve sonra yere 
çakılmak gibi.Paramparça oluyosunuz.İzlerken insan olmaktan utanabilir,dünyadan bi kez daha nefret 
edebilirsiniz.

Acı,acı,acı,zulüm,savaş,sevgi...

sayfada,yazının sonunda , 
"aynalara bakamıyorum artık..."
yazılmıştı.
aynalara bakamayabilirsiniz.



20.07.2010



"Lacan'ın bakış açısını anladınız mı?
fanteziler gerçekdışı olmak zorundalar.
çünkü istediğiniz şeyi elde ettiğiniz anda artık onu istememeye başlarsınız.
İsteğin devam edebilmesi için objesinin sürekli olarak eksik olması gerekir.İstediğiniz o şey değildir.onun fantezisidir.
İstek çılgınca fantezileri destekler.
Sadece gelecekteki mutluluğumuzun hayalini kurarken gerçekten mutlu oluruz." derken pascal'in anlatmak istediği de buydu.
Bu nedenle "avlanmak, öldürmekten daha zevklidir." deriz.
ya da "ne dilediğine dikkat et."Ona sahip olacağın için değil.
çünkü ona sahip olduğun zaman artık onu istemeyeceğin için.
lacan'ın verdiği ders şu:İstekleriniz doğrultusunda yaşamak sizi asla mutlu etmez.Gerçek anlamda insan olmak demek fikirler ve idealler için yaşamak demektir.Hayatınızı istediklerinizin ne kadarını elde ettiğinizle değil yaşadığınız samimiyet, şefkat ve özveri anlarıyla ölçmek demektir.
çünkü sonunda kendi hayatlarımızı önemli kılmanın tek yolu diğer insanların yaşamlarına değer vermektir." 

Dr. David Gale/The Life of David Gale

15.07.2010

Sonunda bulabildim! Günlerdir kafayı yemek üzereydim. Lili gibi çook küçükken izlediğim ve hayal meyal hatırladığım bi film vardı ancak filmin adı,tarihi ya da oyuncuları hakkında hiçbişey hatırlayamadığım için bulmam epey zor oldu.Hatta bi ara umudumu kesmiştim.Anlattığım çoğu kimse de filmi hatırlayamayınca cidden uydurduğumu düşünmeye başlamıştım :)

Evett filmimizin adı Little Princess (1939) küçük yıldız Shirley Temple başrolde adını hatırlayamasam da bu sevimli suratı hiç unutmamıştım ve mimiklerini :)Babasının savaşa katılmasıyla Sara'nın değişen hayatı,lüle saçlı bebeği ,zengin mutlu bi çocukken hizmetçilik yapmak zorunda kalması,tavan arasındaki odası,çatılara açılan büyük penceresi aklımda kalanlar....
Sonra bu filmi ararken başka hayali filmlerimi de hatırladım.Bi tanesini daha buldum ve yine Shirley Temple!


The Blue Bird(1940);Bu sefer de fakir iki küçük kardeş peri Berlyune tarafından geçmişe ve geleceğe gider ve mavi kuşu ararlar...
Şimdi rahat bi uyku uyuyabilirim :)

3.09.2009

Hi-lili Hi-lili Hi-lo

 
Rüyamda bir kız vardı şirin bir kuklayla el çırpıp şarkı söylüyodu.7~8 yaşlarında trt 2 de lili'yi ilk gördüğümde:
- "aa bu benim rüyamda ki kuklayla kız"...demiştim.
Sanırım bebekken annemin susmam için tv karşısına oturttuğu sıralar izlemişim bu filmi pek de farkında olmadan.Şimdilerde bu filmi ne zaman izlesem ya da düşünsem rüya mı gerçek mi algılayamam,umut doluverir içim ve şarkıya eşlik ederim liliyle birlikte...
 
On every tree there sits a bird
Singing a song of love
On every tree there sits a bird
And every one I ever heard
Could break my heart
Without a word
Singing a song of love

A song of love is a sad song
Hi-li Hi-lili Hi-lo
A song of love is a song of woe
Don't ask me how I know
A song of love is a sad song
For I have loved and it's so

Hi-lili Hi-lili Hi-lo Hi-lo
Hi-lili Hi-lili Hi-lo
Hi-lili Hi-lili Hi-lo Hi-lo
Hi-lili Hi-lili....Hi-lo

A tear for him, a tear for me
A tear for the love he swore
A tear for him and one for me
And one for under the tree
And one for wherever my love may be
And then I shall weep no more

A song of love is a sad song
Hi-lili Hi-lili Hi-lo
A song of love is a song of woe
Don't ask me how I know
A song of love is a sad song
For I have loved and it's so

Hi-lili Hi-lili Hi-lo Hi-lo
Hi-lili Hi-lili Hi-lo
Hi-lili Hi-lili Hi-lo Hi-lo
Hi-lili Hi-lili....Hi-lo



1.06.2009

Akım Kapasitörü...hani deloreanimiz olcaktı!


Yıl 1955... Dr.Emmet Brown tuvalette kafasını sifona çarpmıştır ve tam o esnada bi şekil belirmiştir kafasında "Akım kapasitörü" ve böylece zaman makinasını yapmaya karar verir...
Neden bahsettiğimi anlamışsınızdır.Geleceğe dönüş...Kaç kere izlediğim hakkında bi fikrimin olmadığı,her izlediğimde aynı heyecanı yaşadığım ve hayranlıkla izlediğim harika yapıt.
Benim için bu filmin bi önemi daha var aslında.İlkokul yıllarıydı ve o zamanlar Starda cuma günleri popcorn film kuşağı vardı.Her cuma farklı bi çocuk filmi...İşte geleceğe dönüşü ilk o zaman izlemiştim.Fazla kanal seçeneği olmayışından veya popcorn sinema kuşağında gerçekten çocukları cezbeden filmlerin olmasındanmıdır bilmem bütün çocuklar filmden bahseder olmuşlardı.Ve üstelik öbür haftayı iple çekiyoduk çünkü devamı vardı!


neyse...

İlk okul yılları demiştim ya,sınıfta bi arkadaş grubmuz vardı.Asuman,Vedat,tolga ve ben.(Sanırım 3 lemenin hepsini izledikten sonraydı tam hatırlayamıyorum) tenefüste vedat eciş bücüş şekillerin olduğu bi kağıt parçasını heyecanla çıkarttı biz ne olduğunu anlamaya çalışırken:

-akım kapasitörü!,akım kapasitörünü çizdim geçmişe gidicez! dedi (Tam olarak hatırlamasam da buna benzer bişeyler dedi:)

Niye gelecek değil de geçmiş onu da bilemiyorum neyse tabi biz önce epey gülüştük.(O zamanlar tarih dersinde lale devrini işliyoruz.İlk istikamette belli:))alaylı heves kırıcı sözler ve bolca gülüşmeden sonra kızdı bize epey..Akım kapasitörü çizdiği kağıtı özenle katladı ve kararlı bi şekilde cebine koydu.Onun tavırları bizi de etkilemişti ee çocuğuz ve hayalperestlikte hat safhada tabii.Tamam dedik ama zaman makinasını yaptığında bizi de alıcaksın adreslerimizi biliyoduk zaten birbirimizin. Söz sizi de alıcam dedi ve hep beraber gidicez...

Şimdi geleceğe dönüşü ne zaman izlesem o arkadaş grubumu ve vedatı hatırlarım...
Belki hala uğraşıyodur zaman makinası için... kimbilir!