17.08.2011

Uçar!



Agrin, atlarken elimden tuttu sanki;
Kaplumbağalar da uçar...
Aklıma geldikçe , ağlıyorum.

15.08.2011

6- yaz olunca karıncalara basmamalıyız.


Bizim mutfakta yaşayan sevimli karınca kardeşlerim,minik ev arkadaşlarım:
Sanırım bu aralar macera yaşamak istiyosunuz ya da hayattan çok sıkıldınız.
Yoksa lavabo çevresindeki sulak kesimlerde dolaşmanızı başka türlü açıklayamıyorum.
Ancak anlamalısınız ki sizi öldüremem.
Tamam küçükken eti puf kabında sinek ve arı dövüştüren bi kısım velete özenip sinek yakalamaya kalkıştığım doğrudur.
Ancak hiç bi zaman sinek ve arıyı aynı anda kapta tutamadım.Kaldı ki siz karıncalara karşı da hep saygılı olmaya çalıştım.
Hatta bi ara karınca çiftliği kurup size düzenli kırıntı vererek yaşamınızı izlemeyi bile düşünmüştüm.
Hal böyle iken lütfen serinlemek için başka bir yol seçin.eğer niyetiniz gerçekten ölmekse nolur intihardan ve üstelik bu toplu ölümden vazgeçin.
Hayat güzel,yaşamaya değer falan demiycem ama daha yemeniz gereken kırıntılar,hazırlanmanız gereken kışlar var ve üstelik intiharında ne kadar günah olduğunu
bildiğinizi sanıyorum.Lütfen ama lütfen küçük su birikintilerinden uzak durun bi kaçınızı kurtarmış olsam da
hepinizi birden kurtarmayı başaramayabilirim öyle değil mi?
Hem yeterince günahkar biri olarak günahlarıma karınca ölümlerini de eklemek istemiyorum.
Yani bi canlının ölümüne sebep olmak istemiyorum.
Umarım beni anlamışsınızdır.
Atom Karınca'ya saygılarımla,
Sizi seven bulaşıkçı başı melek...

2.08.2011

Yeraltından Notlar



Tahmin edebileceğiniz gibi Dostoyevski'nin bu notlarla ilgisi yok .
İstifa ettiğim hatta arkama bakmadan uzaklaştığım son işimden;arşivden,arşiv günlerinden arşivlediğimiz bi takım dökümanlar.
Yerin bi hayli dibinde,üstelik havasız ortamda ve üstelikte acayip insanlarla çalışıyosanız ve
etrafta iş gereği bi dolu kalem ve kağıt da bulunuyorsa saçma sapan şeyler çizmek olağandır.
Bi takım komiklikler çizilir,notlar düşülür ve elden ele dolaşır.
Aslında bu çizgiler ruhumuzun derinliklerindeki imdat çağrılarıdır da.
Ya da oksijen eksikliğine bağlı,beyne giden oksijenin azlığından kaynaklı delirmelerdir.:)

Şöyledirler: :)


içten gelimsel dışa vurumsal..Arkadaki ayıcık sıkılmış bir ruhun özgürlüğünü temsil ederken ...
çocuğun koca kafasının günün yorgunluğuyla şiştiğini görüyoruz...
evet berbat bir gündü.Çizdiğim günü net olarak hatırlayabiliyorum...
Yukarıdakiler işten kaçma sebebimiz komedi dans üçlüsü.
Bu robot resmi buraya ekledim çünkü bu üçünü herhangi bi yerde görmeniz halinde
panik yapmadan ortamdan en kısa sürede uzaklaşmalısınızdır.Şef bozuntusu ve yaverleri ellerde telefon ve baskın kolonya kokusuyla belirirler.Laf taşıma,dedikodu ve iki yüzlülük en belirgin özelliklerindendir.
Asuman Ülkü... oraya katlanma sebebim ve işten birlikte ayrıldığımız bi kaç arkadaşımdan biri olup O'na neden bunu çizdiğimi hatırlayamıyorum.
Sanırım bir gönül alma çabası olabilir.

Bu ucubelerden sadece alttakini ben çizdim.Ama  makyajı yapan ben değilim. :))

1.08.2011



Şu aptal,manasız,çekilmez hayat bir oyunsa madem;
hayatımızın bonus günleri,üstelik şeytanlara da nanik yapabildiğimiz,kutlu mutlu,en anlamlı otuz günü,sıcaklara da rağmen,yine tam vaktinde yetişti.
Ayların süper kahramanı daha gelirken bile gidişinin,yerini alelade günlere bırakışının hüznünün yaşatsa da,tadını çıkartmamız gereken günler bizi bekler.
Dua ederiz,çok,pek çok dua eder,değişir ve hatta umut bile ederiz.
Hey ,çok iyi çocuklar olursak şirinleri bile görebiliriz.:)
Yani, mutlu Ramazanlar ...

21.07.2011



Hayatıma eşlik eden fon müzikleri vardır hep.Bunlar arada sırada dilime dolanan şarkılardan farklı olarak hep bi yerlerde çakılı ve ortaya çıkmak için uygun zamanı bekleyen melodilerdir.Aralarına yenileri katılsa da pek değişmezler.

Neşeli zamanlarda hep bi çizgi film aroması.Susam Sokağı başlarken ki tarifsiz mutluluk.Clementine'li heyecan,merak ve endişe,Dinozor Denver - ki gelmiş geçmiş en iyi çizgi film müziğidir bence- başlarken hissettiğim coşku ve Mock&Sweet müzipliği.

Hüzünlü zamanlarda ille de İncesaz,ille de ney.Yeni Türkü,Le moulin ile Yann Tiersen.Yalçın Tura'nın Umutsuzları bazen.Bazen de Canım Kardeşim filminin insanı perişan eden melodisi.Old Boy-The Last Waltz sonra.to bid you farewell ya da iki yol. Tom Waits amca var bi de.Ve bir de Khan Baji.

Sonra,sonra o muhteşem melodi çıkar ortaya.Kemal sunal filmleri içinde beni en çok etkileyen filme dair. En büyük Şaban ve  Cahit Oben tabiki.Filmle birlikte parça tesirli bomba etkili o melodi.Mutlu ya da mutsuz zamanlar diye ayıramazsın ama.Umut ve hüznü bir arada barındırır ve her daim fon müziği olabilir hayata.

9.07.2011

Aslında Jigglypuff'ın Bunla Hiçbir İlgisi Yoktu...


Memurus olma hayallerim adım adım suya düşerken,
Fenerbahçe zor günler geçirirken,
işsis,güçsüz,avareyken,
bilgisayarım da bozulmuşsa
tüm bunlar yetmez gibi Leyla İle Mecnun sezon finali yapmış,tatile girmişse,
üstüne üstlük izlediğin filmlerde buram buram acı varsa,
dikkat!
Sigaraya başlar gibi arabeske başlayabilirsin.
Hem de benim gibi bu abartılı müziği hiç sevmeyen biri olsan bile.
Hal böyleyken,Leyla ile Mecnun'nun sezon finalinde,zaten üzgünüz,İsmail abisiz naparız diye düşünüyoruz,al sana daha da üzül der gibi fonda beliren Ferdi Tayfur'un ağlamadan uyumayanlara tercüman olduğu şu şarkı öldürücü darbeyi vurmuştur.
Tebrikler!
Artık sen de arabesk dinleyicisi olmuşsundur.
Tarihimin sevdiğim ilk arabeski,tüm nakavt olanlara gelsin,gölgedekilere gelsin.
Hep beraber ağlayalım diye.:)


Arabeskten nefret edenler için muadil damar: :)

3.07.2011



...Her zamanki yerimizde oturmuş etrafı incelerken kapıda Zeki Demirkubuz belirdi.
Kalabalık kafede boş masa arıyordu ve yanımızdaki masa bomboş O'nu bekliyodu.
Etrafa bi göz attıktan sonra,
Bingo!
Evet oraya oturuverdi işte.Ünlü yönetmen yanıbaşımızda çay içiyodu şimdi.
Az sonra Mete Çubukçu teşrif etti mekana ve dosdoğru Zeki Demirkubuz'un yanına, dolayısıyla yanıbaşımıza.
Etraf bi anda ünlülerle dolmuştu sanki.Biz bi umut Tarık Hoca'nın izini sürerken hoca aramasın mı üstelik.
off tamam dedim şimdi gelicek ve yan masayla birlikte muhteşem bi sohbetin şahitleri olucaz.
Acaba gelecek mi,heyecan hat safhada.
Sonra kafenin uzak köşelerinin birinde- ufukta- Ufuk Bayraktar belirdi.
işte tam o sırada uyanmışım diyeceğimi sanıyosanız yanılıyosunuz çünkü bütün bunlar gerçekti.:)
Yani dün Cihangirdeki film teslimatı kafesinde cereyan etti.
Tarık Hoca bizi teğet geçse de -ki işlerinden ve yoğunluğundan dolayı -yine de olağan dışı bi cumartesiydi .

Sonra Cihangir Camii vardı bir de bak,süpriz gibi insanın karşısına çıkan boğazla birlikte...
Cemaati bi hayli az olduğundan biraz boynu bükük dursa da Boğaz'ın arkadaşlık ettiği ve üstelik
kıblesi denize doğru olan O camiye gidip,muhteşem manzarasını seyreyleyin kesinlikle.
Ayrıca namaz kılıp,dua edebilir ve hatta bahçesinde kitap da okuyabilirsiniz :)



26.06.2011

Hatırlatma (!)

 
 "Hatırlat da haziranın sonlarında çocukluğumu yakalım!"
Ah Muhsin Ünlü.

evet,
kiminkinden başlıyoruz?

20.06.2011

 
 
 
Ne alaka demeyin ama ben Ajda Pekkan'ı hiç mi hiç sevmem.Hatta belki de bu ülkede onu sevmeyen tek kişi
bile olabilirim.Tıpkı Türk işi şeytan filminden korkan tek insan olduğum gibi :]
Mesela Burger Kingteki sufleyi seven tek insan da ben olabilirim.
Ciddi şüphlerim var bu konuda.
Sıcak kek üzerinde dondurma ve evet kime tavsiye ettiysem seven çıkmadı benden başka.
Aslında bu acayiplikler listesi uzayabilir de.ama benim anlatmak istediklerim bunlar değildi.
Geçen cumartesi Cihangirdeydim.Off bu arada cümle çok fiyakalı oldu.:)
Hani şu entel,insanların ve bi takım ünlülerin uğrak yeri olan kafelerden birinde vakit geçirme şansım oldu.
Birbirine karışan sohbetler arasında epeyce etrafı gözlemleme fırsatım da.
Çok garip geldi bana en başta.Yani yol kenarı ve ne biliyim öyle manzaralı falan bi yerde olmamasına rağmen tıklım tıklım masaları görmek.Ve böylesi mütevazi ortamda bi takım ünlülerle karşılaşmak.Sanırım onları cezbeden ortamın sadeliği ve rahatlığı.Ve Çay! Çayları çok ama çok güzel :)
Az daha unutuyodum.İki masa ötemizde Mazhar Alanson vardı.Hemen yanıbaşımızda tvnetteki Kadın spikerlerden bi tanesi ve yan masada Sermet Yeşil.:)
Biraz daha şanslı olabilseydim Tarık hocam'ı da görebilecektim.
Sonraa izlediklerime geçelim.Haftaya yine epeyce film sığdırabildim.
sırasıyla: "Bekleme Odası","Fried Green Tomatoes", "Black Cat,White Cat","Kara Köpekler Havlarken","Six Shooter",
"La Haine".Ve Gökhan'dan yeni aldığım filmler içinden de "Sonbahar","Süt" "Before The Rain" ,"Kader" ve en sonunda Beş Vakit'i izlemiş bulunmaktayım.
Hepsini ayrı ayrı anlatmaya benim kelimlerim yetmez sanırım.
Ama özellikle Sonbahar,Before the Rain,Kara Köpekler Havlarken,Kader ve Beş vakit beni benden alan filmlerdi.

13.06.2011




Tarihimin film izleme rekorunu 1 haftaya sığan 10 filmle kırmış bulunuyorum,
sadece benim katıldığım bi film festivalindeymişim gibi.
Bu hafta Dünya sinemaları arasında daldan dala atlama fırsatı da buldum.
Uzak doğu,Orta doğu,Balkanlar ve Avrupa sineması tabi türk filmleri ve hollywoodla birlikte.
Pazar günü Amelie tadında "Korkuyorum Anne".
Utanarak söylüyorum ki Reha Erdem'in izlediğim ilk filmi oldu.
Sonrasında "Beş Vakit","A Ay","Kosmos" filmlerini de izlenmek üzere listeye ekledim.
The life Of David Gale,Lemon Tree,Orphan,Donggam,Savrseni Krug,
Adam's Aebler,The Orfanato,Masumiyet ve my sassy girl (Yeopgijeogin geunyeo)
sırasıyla izlediğim diğer filmler.Çarşamba günü Leyla ile Mecnun'dan hemen sonra bi kez daha izlediğim
Uzak İhtimal'i de unutmayayım.Hepsinden ayrı ayrı bahsedip kafa ütülemiycem ama bazıları mutlaka izlenmesi gerekenlerden ve onlardan bahsedilmeli.
Onlardan biri,Savreni Krug (kusursuz çember)


Bosna savaşı,sırp kuşatması altındaki Saraybosna,
ailelerini kaybetmiş biri dilsiz iki çocuk ve onlarla yolu kesişen,
alkolik şairin hikayesi.
Savaştan kaçanlar,kaçmaya çalışanlar ve yokluk içinde sıkışmış insanların hikayesi.


 

Sonra Danimarka sinemasının bol ödüllü kara mizah örneği Adam's Aebler(adam'ın elmaları).Aynı zamanda İzlediğim ilk Danimarka filmi.
Filmi başlarda pek sevmediysem de çok değişik konusu ve süprizlerle dolu finali çok ama çok hoşuma gitti.Yer yer hüzünlü ama bi o kadar da komik.



Donggam ve Yeopgijeogin geunyeo filmleriyle de CHAN WOON PARK'tan sonra Uzak doğu sinemasının farklı bi yüzü ile de tanışmış oldum.Romantik,komik sevimli çekik gözlüler :]

Ve tabi Lemon Tree ve hala izlememiş olanlar varsa Masumiyet ve Uzak İhtimal de izlenmelidir.


 Hey, yine filmlerden bahsettim ya da bahsedemedim biliyorum ama film arası hayat gerçekten çok çekilmez.:|

4.06.2011

all is well




Hayatımı filmlerle anlamlandırmaya devam ediyorum.
Geçen cumartesiden beri Polis dışında izlediğim filmler sırasıyla;
Big Fish,
the nightmare before christmas,
Sevmek Zamanı,
chin jeol geumjassi[sympathy for lady vengeance ] ve
3 İdiots.

Haftaya Tim amcayla başlamak çok güzel oluyomuş ve Big Fish'i izleyip uykuya dalmakta öyle.Filmi izlemek güzel bi rüyadan uyanmak gibi.
Sonra jack skellington ve Sally...

Kendileriyle ilgili bi dolu tişört,çanta,vb. şeyleri görmüş olsam da tanışıklığımız yoktu:)
Corpse Bride tadında.O'nun kadar olmasada güzeldi.
oogie boogie man,dr finkelstein gibi karakterler ve hayalgücünü aşan ayrıntılar da öyle.

Ve 1965 yapımı Metin Erksan Filmi "Sevmek Zamanı"...Bambaşka bi film kesinlikle bambaşka.
Yıllar öncesinden sanki bugün çekilmiş gibi.İzlediğim en farklı Türk Filmi.
Yeşilçam'dan fazla,bağımsız,farklı bi anlatım.
İzlediğim en farklı aşk tanımı.
Uzun az diyaloglu sahneler,Yağmur,siyah beyaz eski İstanbul eşliğinde mükemmel bi film ve müşfik Kenter de öyle.
"Gelmiş geçmiş en iyi Türk Filmi" iddiasında bulunmakta mümkün ama ben "Gelmiş geçmiş en iyi aşk konulu Türk filmi" demeyi tercih ediyorum.
özellikle de "Muhsin Bey" aklıma gelince :)

Nerde kalmıştık Chan-wook Park filmi,chin jeol geumjassi.
İkincisi Old boy olan Chan-wook Park'ın intikam üçlemesinin son filmi.
Old Boy kadar rahatsız edici olmasa da O'nun kadar sert,hüzünlü,güçlü anlatım.
Benim gibi Uzak doğu filmlerine alışkın olmayan bünyelerde yan etkiler bırakabilir.
soundtrackler ise mükemmel.

ve bugün izlediğim 3 idiots.Hint filmlerini pek sevmem.
Bu yüzden biraz önyargılı yaklaşmıştım filme ve izlemeden önce de saatlerimi alacağını bilmiyodum.:)
Ama hiç sıkılmadan izledim.Zaman zaman gözlerimin dolduğu da oldu ama filmi kocaman bi gülümsemeyle bitirdim.Ve bu gülümseme hali bütün güne yayılabilir.:)
Hint filmlerine özgü dans sahneleri dışında mükemmeldi,anlamlıydı da üstelik.
Rancho karakterine hayran kaldım bir de.
Benim için Marty Mcfly'dan sonra en sevdiğim,unutamayacağım ikinci hayal kahramanı ünvanına sahip oldu kendisi.
Evet Üç saat uzun bi süre ama bence vakit kaybı değil.

Şimdilik bu kadardı işte,
Güzel bi haftanın özeti.

29.05.2011



“öldürmek kesin konuşmaktır ama bir insanı tabanca ile öldürmek teorik olarak mümkün değildir.”
"biliyorum beni biraz kaba buluyorsun ama şiddete meyyalim vallahi dertten "
“yoksa mezarcıların emekli olurken küreklerini gömdüklerini mi düşünüyorsun?”
"hazırlayabildiğin kadar bomba hazırla, bulabildiğin kadar silah bul, edebildiğin kadar dua et; allah bizimledir oğlum
 
Musa Rami.

Cumartesi'den bu yana çok değerli bir film arşivinin küçük bi kısmını elimde bulunduruyorum.
Daha da iyisi diğer kısmının da listesinin elimde olması :)
Çok daha iyisi de izlemem gereken,not aldığım filmlerinde aralarında olması.
Bence define gibi bişey buldum diyebilirim.
Bu yüzden biraz heyecanlıyım.
Hepsini bi çırpıda izleyip bitirmemek için kendimi zor tutuyorum.
Ama zor da olsa ilaç niyetine her gün bi tane izlemeye ikna ettim kendimi.
Ya da iki tane diyelim.:)
Üstteki replikten de anlaşıldığı gibi Polis Filmini dayanamayıp izledim bile.
Harikaydı bence.Zaten Onur Ünlü yazıp yönetmişse ve Haluk Bilginer de oynamışsa kötü olması beklenemezdi.
Ancak tabiki beğenmeyenler ve eleştrilenler olmuş ve hatta
Haluk bilginer filme sahip çıkıp,bi takım eleştrilere de şöyle cevap vermiş;

"...bu film Türk sinemasına ayrı bir tür kazandırmıştır. Onur Ünlü özgün bir adamdır ve çok cesur bir adamdır.
Bu filmin değeri eminim daha sonra anlaşılacaktır zaten ne zaman sanatçılar
döneminden farklı ve/ya da ileri bir eser verseler dışlanmaz mı alın işte size günümüzde ki örneği.
Onur daha çok film çekecek, çok güzel filmler çekecek…
Ve ne olursa olsun hepsinde oynamak istiyorum.
Onur’a da bunu söyledim.
Bir rol olması gerekmiyor; figüranlık yapacağım her filminde; sette olacağım,
zorla…
Zorla gireceğim o filme…"


Evet bence de izlemelisiniz ve dahası "Tekvir suresi
"
 

ve son olarak;  

Mayıs ayında olabilecek gelmiş geçmiş belki de en soğuk ve kasvetli cumartesi gününe,çok ama çok üşümemize rağmen,
Çengelköy eşliğindeki güzel sohbet ve filmler için Gökhan'a
ve Jack ki blogu şudur,

(http://tehlikeliaklinitirafi.blogspot.com
 
tekrar teşekkür ederim :)


26.05.2011


Galatasaraylı genlerle doğduğumu saklayacak değilim.6 yaşına kadar da Gs 'li fanatik bi velet gibi davrandığımı da.Öyleydim,öyle yetiştirilmiştim.
Ağzımda emziğim( evet 1. sınıfa kadar da emzikliydim :/ ) maçları takip eder,babamlarla birlikte marşlar söylerdim.Galatasaraylı olduğum yetmiyo ve hem de fanatiktim.6 yaşında bi bebek ne kadar fanatik olursa.(Sanırım bu dönem hayatımın en yanlış dönemiydi diyebilirim ,hıhım evet. :l )
Aslında Fenerbahçeli olmamda bu fanatikliğin payı büyüktür.Tabi dayımın sarı-laci propagandalarını da es geçmemek gerek,ve türlü rüşvetleri de.
öhöm,neyse.
ne diyodum hayatımın dönüm noktası diyodum.
Altı yaşında bi velet için geçerli takım değiştirme nedenlerim vardı işte.
Üstelik dayım türlü çikolatalar alıyodu ve puan durumu en somut başarı ölçümdü ve ve Fenerbahçe'nin galatasaraydan daha çok puana sahip olduğunu öğrenmiştim.Bunu öğrendiğim o anda galatasaraya kızgınlıkla kafamda şimşekler çaktı, fabrika ayarlarıma geri dönüverdim.Ve artık Fenerbahçeliydim.

Bu ani karar ailede özelliklede babamda şok etkisi yaratmıştı.Babam gibi birinin kızı nasıl olur da Fenerbahçeli olabilirdi.? Nasıl,nasıl?
Epeyce tepki aldım.Onların gözünde dönektim ve hep öyle kalacaktım ve hala bile.Hayatımın iki sezonu bocalamakla geçti.Artık ailedeki sarı-kırmızı sevinç gösterilerine uzaktan bakıyodum.Fenerbahçeli ve yalnızdım da.Ama pes etmedim.İnsan hayatında bi kere takım değiştirebilirdi ve takım değiştirme hakkımı kullanmıştım.
Sonra Fenerbahçeye daha çok bağlandım evdeki azınlık olma halim beni fanatikleştirmişti.Zor dönemler geçirdim.galatasaraylı olmak bi yana Fenerbahçe düşmanlarıyla aynı evde yaşıyodum (derbi maçlarında gülen hep ben olsam da) kaybedilen her maç gözyaşına dönüşüyodu.Ve alaycı tezahuratlara maruz kalmakta var tabi.
Biz kazandığımızda spor programları izlenmezdi evde.ancak onlar kazandıklarında türlü spor programları izlenir de izlenirdi.Onlar yenildiğinde ben sesimi çıkarmazken,biz yenildiğimizde türlü alaylara mazruz kalırdım.Dedim ya böylece daha da koyu bi taraftar haline dönüştüm.

Yani Fenerbahçe'nin her galibiyeti,her başarısı benim için çok daha fazla önemlidir işte.
Bu evde,bu ailede.
Bu kadar laf kalabalığı bunun içindi,bunu anlatmak içindi evet.:)

Son maçta babamın türlü taktiklerine rağmen(günler öncesinden trabzon'nun şampiyon olması halinde bi fakire bi miktar para vericeni söylemiş ,adakta bulunmuştu.Yo trabzonlu değildi ama Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsundu.),Fenerbahçe'nin rakibi kimse onu destekleyen,renkten renge giren bukalemunumsulara rağmen,Şampiyon olduğumuz için,yüzümü güldüren bi tanecik Fenerbahçeme çok ama çok teşekkür ederim.:)

17.05.2011

De ki; olsun, bunlar da geçer!



"Bir tek sen kaldın hayatımda, dualarımı sırtına yasladığım.


Neden sustuğumu soruyorlar bütün gece. Artık neden konuşmadığımı.
Onlara bilmediğimi söyle. Söyleyecek çok şey kalmadığını anlat. Kadınların ahlarının üzerimizde kaldığını ve utangaç bir yüzle kelimeleri gizlediğimi söyle. Kurumlarının aşkına, şirketlerinin aşkına, okullarının, televizyonlarının aşkına incittikleri çocukların gazabından sözet. Ödeyemeyecekleri ağır bir hesabın kesileceği günü hatırlat.


Bir de deki; sakalları ıpıslak olana kadar ağlayan bir peygamberleri vardı. Bir parça onur, bir parça merhamet işte o kadar.


Yalnızca sen varsın, sözlerimi film karelerinden araklayıp da konuşmadığım. Hep sahici kaldığım...


Bu kargalar ne kadar yalnız kuşlar. Bunu yeni fark ettim. Yani hep tekbaşlarına dolaşıyorlar. Başka kuşlar kargalarla pek dolaşmıyorlar.Bir de şunu fark ettim; ben hiçbir karganın yüzünü net olarak görememişim bu güne kadar. Gözlerini hiç fark etmemişim.Bu sokakta ne kadar da çoklar? Bir de ıhlamur kokan bir yer var. Tam oraya geldiğimde duruyorum ve derin derin kokluyorum.


fark ediyorsun yine canım sıkılıyor.


Teksas ve Tommiks’i İtalyanlar çiziyormuş.
Biraz Otis Redding, biraz da Glenn Miller.
Öylece geçiyor zaman.


Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır!
Ancak…"



kraliÇenin pireleri,okuyup bitiremeyeceğimiz kitaplardandır.Tekrar tekrar okuyorum...

14.05.2011

bir artı bir , bir eder mi..




“…beni tabuta koymadan ve dua etmeden çıplak bir şekilde dünya’ya sırtımı çevirmiş, yüzüm toprağa bakar 
şekilde, bir isim ve mezar taşının olmadığı vaziyette defnedin… size vereceğim mektuplar yerine ulaştığı zaman; 
suskunluğumu bozmuş sözümü tutmuş olacağım… işte o zaman mezarıma taş koyup güneşe bakacak şekilde adımı 
yazabilirsiniz.”

etkilendiğim filmler çoktur,bu etkiyi uzun süre sürdüren filmler de.
Defalarca izlememe rağmen ilk kez izlermişçesine sarsıldığım filmler de.
Ama bazılarının etkisini anlatmak için sarsılmak kelimesi yetersiz kalır.Bunu ilk defa oldboy da yaşamıştım.Film 
bittiğinde dayak yemiş gibi hissediyodum.Beynim ağrıyodu ve şok geçirmiştim.Uzun süre etkisinden 
kurtulamadım.Ve bi kez daha izlemeye asla cesaret edemedim.İşte hayatıma böyle bi film daha eklendi dün gece.

‘içimdeki yangın – incendies..’

bi sayfada tanıtımını görmüştüm.Hemen incelemeye başladım.
Film Nawal marwan adlı kadının(ki bence kahraman) 
ikizleri Jeanne ve Simon ‘a bıraktığı vasiyetle başlar ve onlardan soylarını araştırmak için Ortadoğu ‘ya gitmelerini 
ister.Film newal marwan'ın lübnan’da hıristiyan ve müslümanlar arasındaki mücadelede yaşadıkları ve iç savaştan kesitlerle ilerler.

Sonra yorumları okudum.İzleyen herkeste benzer etkiler bırakmış.Yarısında bırakanlar olmuş,dayanamayanlar...
İzledim.
Gece yarısıydı ve karanlık oda daha da karardı.
Bu filmi izlemek yüksek bi yerden mütemadiyen düşüp ve sonra yere 
çakılmak gibi.Paramparça oluyosunuz.İzlerken insan olmaktan utanabilir,dünyadan bi kez daha nefret 
edebilirsiniz.

Acı,acı,acı,zulüm,savaş,sevgi...

sayfada,yazının sonunda , 
"aynalara bakamıyorum artık..."
yazılmıştı.
aynalara bakamayabilirsiniz.



28.04.2011


Nasıl mıyım?
iyiyim bence yani biliyosun işte evdeyim artık ve evde hayat çoğu zaman güzeldir.
Ancak ne derler bilirsin;"rutin hayat bu en büyük girdap,dikkat et sempatik başlar." aynen öyledir.
Dikkat etmezsen eğer ,kendini acayip bi döngünün içinde akşama kadar uyur ya da kadın programları izler halde bulabilirsin.
Dedim ya dikkat etmelisin.Benden sana tavsiye ne kadar geç yatarsan yat öğleden önce uyanmaya çalış.
Mesela ben bu kurala genellikle uyarım.hayır hayır bunda yanı başımda bangır bangır çalan televizyonun payı yoktur.tamam! ya da vardır :) neyse.
ama eğer benim koşullarım gibi salonda uyumak zorundaysan,müge anlı denen şu kadının programından önce uyanmalısın.yoksa cinayetlerle ilgili kabuslar görebilirsin :s
Sonra evde sabah programlarını izleme eğilimi varsa mümkün olduğunca bu programları küçümsemelisin.Örneğin "aaa bunu mu izliyosun?",
"iykk bu program da izlenir mi?",
" aaa inanamıyorum anne sende mi bunları izliyosun?hiç beklemezdim."
 gibi türlü küçümseme sözcüklerini kullanmalısın.böylece aile fertlerini yıldırabilirsin.
Bu yöntem işe yaramazsa Planet çocuk süper bi çözümdür bak.öğlene doğru süper çizgi filmler başlar.aptalca programlar izlemek zorunda kalmak yerine taş devrini ve hatta Laff-A-Lympics olimpiyatlarını izleyebilir güne süper başlayabilirsin.

İlerleyen saatlerde türlü evlendirme programları,yemek programları,kayıp bulma programları v.s.karşılaşabilirsin.bu saatlerde yapılacak en güzel şey kitap okumaktır.ya da yapılması gereken temizlik,ve benzeri işler varsa -ki mutlaka vardır- :/ bu saatlere denk getirebilirsin.böylece bu programlara maruz kalmadan üstelik bi angaryadan da kurtulmuş olursun.Dışarı çıkmak iyi fikirdir ama ben nedense pek çıkmıyorum .sadece kitaplarımı okuyup bitirdiğimde yenilerini almak için kitapçıya gidiyorum.Tabi sen ikindi yürüüşlerine çıkabilirsin mesela.gelgelelim akşama.akşamı atlatmak daha kolaydır.Ben izlemek istediğim filmleri liste yapıyorum ve bi gün önceden de belirliyorum.bilgisayarımın başına sığınıp film izliyorum.Tabi yanında pc için kuyruk oluşturan ev ahalisi sana biraz gıcık kapabilirler,sinir olabilirler bu konuda dikkatli olmalısın.

Böylesi bi yaşam tarzı işsiz günlerinde paranı idareli harcamana da yardımcı olur.Evle başetmek yerine,sıkılıp hergün dışarı çıkmak iş sonrası elinde kalan son paralarını bi çırpıda harcamana neden olur ki bu aileye yeniden mali açıdan bağımlı olmak anlamına gelir ve yeniden iş bulmak zorunda kalabilirsin :))
şimdiden bunu istemeyiz öyle değil mi? hehe O.o
şimdilik aklıma gelenler bunlar.Yeni taktikler buldukça paylaşırım seninle :)
demin de söylemiştim sana,sen de yap güzel oluyor = )

18.04.2011

“İnsan kalın” !



Şöyle haykırıyordu:

“Lütfen, birisi bu kâbusu durdursun! Sessiz kalmayı seçmek şu an yaşanan soykırıma çanak tutmaktır. “Medeni” dünyanın her başkentinde, her şehrinde, her meydanında, öfkenizi bağırın, öyle bağırın ki bizim acı ve korku çığlıklarımızı bastırsın! İnsanlığın bir parçası, bu işe yaramaz sessizlikte hazin şekilde katlediliyor.”


Katledildi. Rachel gibi.

10.04.2011

Aramızda Tartışıyoruz: Yaşamak mı zor, Çince mi?


 

"Madem ki kimyamızı ezberimizi bozuyor şiirleri o halde çekip gitmeli artık...
varoluş kendini assın plazalarda...."(A.M.Ü)


görüşemediğimiz zaman içinde dayanamayıp
proje bitmeden işte ayrıldım.
böylece kurtulduğum bi takım şeyleri listeledim.
şöyle ki:

kötü arşiv ortamından,
iğrenç,pis dosyalardan,
çok bilmiş arşiv memuru kel Salih abi,
telefon müziği eski türk filimlerinde havuz başı partilerindeki şarkı gibi çalan ne iş yaptığını bi türlü anlayamadığımız acayip amcadan,
evini işgal ettiğimiz ve bize bi zararı dokunmadığı halde ısrarla öldürmeye çalıştıkları,yediği bi dolu zehire rağmen ölemeyip etrafa pisleyen inatçı fare speedy ve ailesinden,
botoxlu memur teyze ve onun ürkünç bakışlarından,
şaşkınlıkla şahit olduğumuz acayip çıkar ilişkilerinden,
bi takım çifte kumrulardan,
ve en önemlisi konuşmaktan aciz, aptal şef bozuntusundan,
onun yalaka yaverlerinden,
lila rengi gömlek üstüne yine lila rengi sünmüş süveter giyebilen ve şık olduğunu zanneden ispiyoncu kıvırcık dörtgözden ,

kurtuldum.!

daha önce çıkmadığım için de kendime kızıyorum.Oraya katlanma nedenim 2 arkadaşımla olay yerinden hızlıca uzaklaştık.

şimdilerde ortalama beş gün de bir bitirdiğim Hakan Günday kitaplarıyla kendime geliyorum.Hakan günday kitaplarının üzerine bağımlılık yapar yazılmalı bence.
Azil,piç ve zarganayı okudum.Piç ve zargana özellikle zargana beni bi hayli ürpertmiş,rahatsız etmiş,zorlamıştır.kinyas ve kayra'yı en sona saklıyorum.bu ara nilgün maramara'nın daktiloya çekilmiş şiirler'ini okuyorum.anlamaya,hissetmeye çalışıyorum.
bu kadardı işte,hoşçakal.

p.s. Çalıştığım yeri anlatan kısa film de varmış.  :)
"ideotheque"
teşekkürler  @evvah :)

13.03.2011


"sanıyorum hayat insanın doğasına ters. En azından, benimkine."

Oğullar ve Rencide Ruhlar...Son okuduğum kitap.Mükemmeldi.Okumalısın.
 
Zaten hayat kitaplarla,filmlerle ve en önemlisi de dualarla biraz olsun çekilebilir.
Yoksa gerçekten çok boş ve çekilmez.

Çok sıkılıyorum bu aralar.İşten sıkıldım.
Hayattan.
Proje bitmek üzere ama her an bırakıp gidebilirim.
Lakin nereye?
Ev hayatı da çok farklı sayılmaz ki.
Ne yapmalıyım.?
Başka bi iş?
Yeni insanlar.Yeni tuhaflıklar.
Tekrar kendini anlatma çabası,anlaşılma beklentisi,
yeni kurallar ve salaklıklar mı.?
Kafamda bi yığın soru... seni de çok merak ettim.
üstelik şu aptal yasak var.
Umarım çabuk aşılır.

sonra sigara.
sigara berbat bişey.
 biliyo musun,bu yaşıma kadar hiç sigara içmemiştim ama tek tük içmeye başladım.
İçime çekmeyi beceremiyorum henüz ve hala tadını sevmiyorum ama içiyorum bazen yine de.Ama söliyim hiç efkar dağıtmıyo bence.bırakıcam alışmadan.bişeyin bağımlısı olma fikri canımı sıkıyo...

yarın iş olmasından nefret ediyorum.

bu kadardı. 
Belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma.
- Ah Muhsin Ünlü
hoşçakal.

21.02.2011

sen vincent price değil, vincent malloy'sun!


vincent malloy yedi yaşındadır.
her zaman söz dinler ve kibardır.
o yaştaki bir çocuğa göre nazik ve saygılıdır.
ama tek isteği vincent price gibi olmaktır.

memnundur yaşamaktan kız kardeşi, köpek ve kedilerle
aslında örümcekler ve yarasalarla bir evi paylaşmayı tercih edeceği halde.

orada düşünebilir icat ettiği korkunç şeyler üstüne
ve gezebilir karanlık koridorlarda yalnız ve azap içinde

vincent, teyzesi onu görmeye geldiğinde iyi davransa da
onu müzesi için balmumuna batırmayı hayal eder aslında.

deney yapmayı ister köpeği abercrombie üstünde
korkunç bir zombi yaratmak ümidiyle
böylece o ve korkunç zombi köpek
londra sisinde kurban aramaya çıkabilsinler diye.

oysaki tüm düşüncesi korkunç suçlar değildir
zaman geçirmek için resim yapar ve okur
diğer çocuklar “git jane git” gibi kitaplar okurken
vincent’in en sevdiği yazar edgar allan poe’dur.

bir gece, tüyler ürpertici bir hikâye okurken
rengini solduran bir paragraf gördü
haberler dayanmayacağı kadar kötüydü
çünkü güzel karısı canlı canlı gömülmüştü!!!

onun ölü oduğundan emin olmak için mezarını kazdı,
bihaber mezarın olduğundan annesinin çiçek tarhı

annesi vicentı odasına gönderdiğinde,
vincent sürüldüğünü biliyordu kıyamet kulesine,
hayatının geri kalanını orada geçirmek üzere
baş başa güzel karısının portresiyle

kapatıldığı mezarda yalnız ve delirmişken
vincent’ın annesi içeri girdi aniden.
“eğer istersen dışarı çıkıp oynayabilirsin.”dedi.
“dışarıda çok güzel, güneşli bir gün var.”

vincent konuşmaya çalıştı, ama tek kelime çıkmadı ağzından
yalnız geçen yıllar vincent’ı oldukça zayıf düşürdüğünden.
o da biraz kâğıt aldı ve bir kalemle karaladı sözcükleri.
“bu ev bana hükmediyor artık ve terk edemem bir daha asla onu.”

annesi “ev sana hükmetmiyor ve ölmek üzere falan da değilsin”dedi.
“oynadığın bu oyunlar sadece kafanda.”
“sen vincent price değil, vincent malloy’sun.
azap içinde veya deli de değilsin.
sen sadece küçük bir çocuksun”
“yedi yaşındasın ve benim oğlumsun
şimdi dışarı çıkmanı ve biraz eğlenmeni istiyorum.

öfkesi şimdi geçmişti, odadan çıkıp koridorda yürüdü
ve vincent yavaşca gerileyip duvara yaslandı.
oda sallanıp titremeye ve inlemeye başladı
korkunç deliliği zirveye ulaştı.

zombi kölesi abercrobie’yi gördü
ve karısının mezarından seslendiğini duydu.
tabutundan konuşup iğrenç isteklerde bulunuyordu.
çatırdayan duvarlardan ona uzanırken iskelet eller

rüyalarından emekleyerek çıkan tüm korkuları
çılgın kahkahalarını, korkunç çığlıklara çevirdi.

çılgınlıktan kaçmak için kapıya uzandı
ama sendeleyerek cansızca yere düştü.

sesi yumuşak ve yavaştı
edgar allan poe’nun “kuzgun”undan bir alıntı yaparken,
“yerde süzülerek yatan bu gölgeden çıkan ruhum kaldırılmamalı—bir daha asla.

12.02.2011

Kurdeşen...Daha önce deyim anlamıyla bile pek kullanmadığım bu kavramı terim anlamıyla yaşıyorum.Evet kurdeşen döküyorum sanırım yani, öyle dediler.İhtiyar heyeti işte.
Önce anneme gösterdim.Annem sen kızamık,su çiçeği çıkardın değil dedi.Babaannem bu çiçek dedi.Telaş etti.Yengeme göre ne kızamık,ne su çiçeği ne de çiçek değilmiş ne olduğunu bulamamış çünkü çocuklar büyüyeli uzun zaman olmuş.Doktora git dedi.Ağlamaklı bi suratla onlara bakarken kapıdan öteki yengem girdi ve noktayı koydu.Kurdeşen dedi.Kurdeşen döküyosun sen dedi.kuzenim de bundan çıkarmış kafana ne takıyosun ki atarax iç geçer dedi,kafana bişey takma dedi.Kolaydı sanki.Hem eğer bu kurdeşen dedikleri kafaya bişey takınca çıkıyosa eğer, benim bugüne kadar kurdeşen dökmemiş olmam garipti.Neyse.Dediklerini yaptım.Kafaya bişey takmamaya çalıştım ki tamamiyle yalandı.Hem öyle söyleyince insan en takılmaması gereken şeyi bile kafaya takardı.Ama yine de denedim.Bol bol Kings of Convenience – Cayman Islands dinledim.Bol miktarda Alper Canıgüz, tok karnına Tatlı rüyalar ve gizliajans'ı okudum .Sonra atarax da içtim.İçtim ve bol bol uyudum.Dolayısıyla hiç bişey düşünmemiş oldum.

 
Ve sonuç; kolumda o sevimsiz kızarıklıkları hala görebiliyorum.Doktora neden gitmiyosun a salak dediğinizi duyar gibiyim.Cevap veriyorum.Hastaneleri sevmem,doktora gitmeyi de öyle.Kendi kendilerine geçmelerini bekliyorum.İyileşirsem reçete belli olcak:)

23.01.2011

Hey bayım; şu var ya; şu koca London Bridge…

Hey ben geldim.Yo yo tahmin ettiğin gibi değil ölmememiştim ki hatta bi yaşına daha bile girdim geçen perşembe ne akla hizmet olduğunu bilmesem de...
Ölmedim dedim de eee yorgunluktan ölmeyi saymıyorum tabi.Evet çok yoğun geçiyo günler.İş işte...Bu aralar daha da yoğun.Çünkü projenin marta kadar bitmesi gerekiyomuş da ama hala yapılacak çok iş varmış da veee bunun içinde hafta içi mesai yapmamaız gerekiyomuş da hatta da cumartesileri de çalışmamız gerekiyomuş  da vs. Ondan pek uğrayamadım, daha doğrusu uğradım da yarı uykulu bişey yazamadım.Öyle işte. Zaten anlatılacak da pek bişey yoktu ki.
Ne demiştim heh doğum günüsü.hiç sevmem kutlamayı yahu insan doğduğu günü niye kutlar ki. Vasiyet ettim herkese benim öldüğüm günü kutlayın diye.Evet evet aynen böyle dedim. Kızdılar tabi.Ama niye ki ?? insan gerçek yurduna geri dönüyo bence kutlanmalıdır.Ama onlar doğum günümü kutladılar.pasta almışlar bi de sağolsunlar. Kocaman ben pasta üfledim güldüm de kendime.Ama en çok sevindiğim de aldığım hediye.Murat Menteş'in "Dublorün dilemması" 'nı amışlar bi sevindim ki anlatamam.Hem işe geldiğimde masamda buldum, harikaydı. Başladım  okumaya ama ancak toplu taşıma araçlarında okuyabiliyorum şimdilik evde uyuklamaktan vakit kalmıyo.Okuduğum en güzel roman bence.Sonra korkma ben Varım'ı da alıcam tabiki.
Sonra ben de hediye aldım kendime. Alper Canıgüz'ün "Tatlı Rüyalar'ını aldım.Dayanamayıp Ona da başladımsa da iki kitap aynı anda iyi sindiremiyorum diye merakımı yenip bıraktım.sonra Gizli ajansı da alıcam tabi.Kitaplara boğucam kendimi böylesi hayat çok daha çekilir yeniden anımsadım.

20.12.2010



Sabah 05:50'de kalk,
06:45 gibi evden çık.
Eğer minibüse bi kaç dakika geç kalırsan trafiğe kalabilir ve işe geç kalabilirsin.He tabi bi de minibüslerin 10 dk'lık yolu bile yarım saatte gittiklerini unutmamak gerek.En geç 07:10 gibi metrobüste olmalısın.Metrobüs yolculuğu 20 dakika sürmekte ve indikten sonra yürüyeceğin yolu ve soluklanma payını da hesap edersen en geç 07:45 de inmiş olmalısın zira mesai 08:00 da başlıyor.Geç kalırsan o geri zekalı,cahil,konuşmaktan aciz şef bozuntusunun nutuklarına katlanmak zorunda kalırsın ki inan bana katlanılmaz :|

Son bi kaç aydır yaşadığım süreç tam da yukarda anlattığım gibi...Ben hayattan kaçarken,tam da hayatın içine düştüm.Bu tıp bi yaşam ve koşuşturma en son istediğim şeydi! sanki kurulu bi robot gibiyim.Bu tehlikeli yaşam biçiminden bi an önce kurtulmalı, özgürlüğüme kavuşmalıyım...

19.12.2010


Sevgili Mary...

Gönderdiğim Noblet koleksiyonumu seni affettiğime dair
bir işaret olarak gör.Kitabını aldığımda,aklımdaki duygular sanki çamaşır kurutma makinesinin içindelermiş, çarpışıyorlarmış gibi hissettirdi.Acı, dudaklarımı birbirine
kazara zımbaladığım zamanki gibiydi.Seni affetmemin nedeni mükemmel olmamandandır.Sen mükemmel değilsin,
ben de öyle.Hiçbir insan mükemmel değildir...hatta apartmanımın dışındaki darmadağın olan adam bile.
Gençken, kendimin dışında kimse olmak istemezdim.Dr Bernard Hazelhof,eğer bir ıssız adaya düşseymişim ancak o zaman kendi arkadaş çevreme alışabileceğimi söylemişti
yalnızca ben ve hindistan cevizleri.Dediğine göre kendimi ve
kendi detaylarımızı seçemeyeceğimizi kabullenmem gerekiyormuş,hem de her şeyimle.Onlar bizim birer parçamız
ve onlarla yaşamak zorundayız.Neyse ki arkadaşlarımızı seçebiliyoruz...ve seni seçmekten çok mutluyum.Dr Bernard Hazelhof çok uzun bir yola benzer bir yerde yaşadığımızı da söylemişti.Bazıları iyi asfaltlanmıştır.Diğerleri ise benim gibi çatlaklara, muz kabuklarına ve izmaritlere sahiptir.Senin yolun da benim gibi, ancak muhtemelen benim ki kadar çatlak değildir.Umuyorum ki, bir gün yollarımız kesişecek ve bir kap konsantre sütü paylaşabileceğiz.
Sen benim en iyi arkadaşımsın.
Sen benim tek arkadaşımsın.
 
Amerikalı mektup arkadaşın,
Max Jerry Horowitz.

19.11.2010

Şımarık veletler:1,
melek:0

İtiraf etmeliyim,bayramda gelen misafirlerin yaramaz,çok yaramaz,feci yaramaz,etrafı karıştırıp dağıtan,şekerliği ele geçirip ve üstelik yapış yapış elleriyle sağı solu kurcalayan ve fakat annelerinin bütün bu olanlara seyirci kaldığı şımarık ukala ve çok bilmiş veletlerini evin muhtelif ıssız yerlerinde yakalayıp çeşitli uyarı yöntemlerini kullandığım ve hatta şakayla karışık tehdit ettiğim doğrudur!Ancak her seferinde onlar kazanmıştır nitekim çocuktur,velettir yapar.Dahası tehditlerime "seni anneme sölerim bak" diyerek cevap verip elimi kolumu bağlamışlardır:)bu savaş meydanında tek başıma savaşırken annemin: "melekkkk çocuklara bilgisayar aç oyun oynasınlar" nidaları bana öldürücü darbeyi vurmuştur.
Bi daha ki bayrama kadar çeşitli savunma stratejileri geliştirmeye çabalıycam :|

9.11.2010


Corpse Bride temalı düğün davetiyesi nasıl olurdu ??
Bence süper!
Di mi?
Eğer günün birinde evlenirsem sırf bu fikri hayata geçirmek için olcak :) Hatta kafiyeli mani yerine filmden replikler de eklerim harika olur :)

Umarım düğüne birileri gelir :))