Bizim mutfakta yaşayan sevimli karınca kardeşlerim,minik ev arkadaşlarım: Sanırım bu aralar macera yaşamak istiyosunuz ya da hayattan çok sıkıldınız. Yoksa lavabo çevresindeki sulak kesimlerde dolaşmanızı başka türlü açıklayamıyorum. Ancak anlamalısınız ki sizi öldüremem. Tamam küçükken eti puf kabında sinek ve arı dövüştüren bi kısım velete özenip sinek yakalamaya kalkıştığım doğrudur. Ancak hiç bi zaman sinek ve arıyı aynı anda kapta tutamadım.Kaldı ki siz karıncalara karşı da hep saygılı olmaya çalıştım. Hatta bi ara karınca çiftliği kurup size düzenli kırıntı vererek yaşamınızı izlemeyi bile düşünmüştüm. Hal böyle iken lütfen serinlemek için başka bir yol seçin.eğer niyetiniz gerçekten ölmekse nolur intihardan ve üstelik bu toplu ölümden vazgeçin. Hayat güzel,yaşamaya değer falan demiycem ama daha yemeniz gereken kırıntılar,hazırlanmanız gereken kışlar var ve üstelik intiharında ne kadar günah olduğunu bildiğinizi sanıyorum.Lütfen ama lütfen küçük su birikintilerinden uzak durun bi kaçınızı kurtarmış olsam da hepinizi birden kurtarmayı başaramayabilirim öyle değil mi? Hem yeterince günahkar biri olarak günahlarıma karınca ölümlerini de eklemek istemiyorum. Yani bi canlının ölümüne sebep olmak istemiyorum. Umarım beni anlamışsınızdır.
Atom Karınca'ya saygılarımla, Sizi seven bulaşıkçı başı melek...
Tahmin edebileceğiniz gibi Dostoyevski'nin bu notlarla ilgisi yok .
İstifa ettiğim hatta arkama bakmadan uzaklaştığım son işimden;arşivden,arşiv günlerinden arşivlediğimiz bi takım dökümanlar.
Yerin bi hayli dibinde,üstelik havasız ortamda ve üstelikte acayip insanlarla çalışıyosanız ve
etrafta iş gereği bi dolu kalem ve kağıt da bulunuyorsa saçma sapan şeyler çizmek olağandır.
Bi takım komiklikler çizilir,notlar düşülür ve elden ele dolaşır.
Aslında bu çizgiler ruhumuzun derinliklerindeki imdat çağrılarıdır da.
Ya da oksijen eksikliğine bağlı,beyne giden oksijenin azlığından kaynaklı delirmelerdir.:)
Şöyledirler: :)
içten gelimsel dışa vurumsal..Arkadaki ayıcık sıkılmış bir ruhun özgürlüğünü temsil ederken ...
çocuğun koca kafasının günün yorgunluğuyla şiştiğini görüyoruz...
evet berbat bir gündü.Çizdiğim günü net olarak hatırlayabiliyorum...
Yukarıdakiler işten kaçma sebebimiz komedi dans üçlüsü.
Bu robot resmi buraya ekledim çünkü bu üçünü herhangi bi yerde görmeniz halinde
panik yapmadan ortamdan en kısa sürede uzaklaşmalısınızdır.Şef bozuntusu ve yaverleri ellerde telefon ve baskın kolonya kokusuyla belirirler.Laf taşıma,dedikodu ve iki yüzlülük en belirgin özelliklerindendir.
Asuman Ülkü... oraya katlanma sebebim ve işten birlikte ayrıldığımız bi kaç arkadaşımdan biri olup O'na neden bunu çizdiğimi hatırlayamıyorum.
Sanırım bir gönül alma çabası olabilir.
Bu ucubelerden sadece alttakini ben çizdim.Ama makyajı yapan ben değilim. :))
1.08.2011
Şu aptal,manasız,çekilmez hayat bir oyunsa madem;
hayatımızın bonus günleri,üstelik şeytanlara da nanik yapabildiğimiz,kutlu mutlu,en anlamlı otuz günü,sıcaklara da rağmen,yine tam vaktinde yetişti.
Ayların süper kahramanı daha gelirken bile gidişinin,yerini alelade günlere bırakışının hüznünün yaşatsa da,tadını çıkartmamız gereken günler bizi bekler.
Dua ederiz,çok,pek çok dua eder,değişir ve hatta umut bile ederiz.
Hey ,çok iyi çocuklar olursak şirinleri bile görebiliriz.:)
Yani, mutlu Ramazanlar ...
21.07.2011
Hayatıma eşlik eden fon müzikleri vardır hep.Bunlar arada sırada dilime dolanan şarkılardan farklı olarak hep bi yerlerde çakılı ve ortaya çıkmak için uygun zamanı bekleyen melodilerdir.Aralarına yenileri katılsa da pek değişmezler.
Neşeli zamanlarda hep bi çizgi film aroması.Susam Sokağı başlarken ki tarifsiz mutluluk.Clementine'li heyecan,merak ve endişe,Dinozor Denver - ki gelmiş geçmiş en iyi çizgi film müziğidir bence- başlarken hissettiğim coşku ve Mock&Sweet müzipliği.
Hüzünlü zamanlarda ille de İncesaz,ille de ney.Yeni Türkü,Le moulin ile Yann Tiersen.Yalçın Tura'nın Umutsuzları bazen.Bazen de Canım Kardeşim filminin insanı perişan eden melodisi.Old Boy-The Last Waltz sonra.to bid you farewell ya da iki yol. Tom Waits amca var bi de.Ve bir de Khan Baji.
Sonra,sonra o muhteşem melodi çıkar ortaya.Kemal sunal filmleri içinde beni en çok etkileyen filme dair. En büyük Şaban ve Cahit Oben tabiki.Filmle birlikte parça tesirli bomba etkili o melodi.Mutlu ya da mutsuz zamanlar diye ayıramazsın ama.Umut ve hüznü bir arada barındırır ve her daim fon müziği olabilir hayata.
Memurus olma hayallerim adım adım suya düşerken,
Fenerbahçe zor günler geçirirken,
işsis,güçsüz,avareyken,
bilgisayarım da bozulmuşsa
tüm bunlar yetmez gibi Leyla İle Mecnun sezon finali yapmış,tatile girmişse,
üstüne üstlük izlediğin filmlerde buram buram acı varsa,
dikkat!
Sigaraya başlar gibi arabeske başlayabilirsin.
Hem de benim gibi bu abartılı müziği hiç sevmeyen biri olsan bile.
Hal böyleyken,Leyla ile Mecnun'nun sezon finalinde,zaten üzgünüz,İsmail abisiz naparız diye düşünüyoruz,al sana daha da üzül der gibi fonda beliren Ferdi Tayfur'un ağlamadan uyumayanlara tercüman olduğu şu şarkı öldürücü darbeyi vurmuştur.
Tebrikler!
Artık sen de arabesk dinleyicisi olmuşsundur.
Tarihimin sevdiğim ilk arabeski,tüm nakavt olanlara gelsin,gölgedekilere gelsin.
Hep beraber ağlayalım diye.:)
Arabeskten nefret edenler için muadil damar: :)
3.07.2011
...Her zamanki yerimizde oturmuş etrafı incelerken kapıda Zeki Demirkubuz belirdi.
Kalabalık kafede boş masa arıyordu ve yanımızdaki masa bomboş O'nu bekliyodu.
Etrafa bi göz attıktan sonra,
Bingo!
Evet oraya oturuverdi işte.Ünlü yönetmen yanıbaşımızda çay içiyodu şimdi.
Az sonra Mete Çubukçu teşrif etti mekana ve dosdoğru Zeki Demirkubuz'un yanına, dolayısıyla yanıbaşımıza.
Etraf bi anda ünlülerle dolmuştu sanki.Biz bi umut Tarık Hoca'nın izini sürerken hoca aramasın mı üstelik.
off tamam dedim şimdi gelicek ve yan masayla birlikte muhteşem bi sohbetin şahitleri olucaz.
Acaba gelecek mi,heyecan hat safhada.
Sonra kafenin uzak köşelerinin birinde- ufukta- Ufuk Bayraktar belirdi.
işte tam o sırada uyanmışım diyeceğimi sanıyosanız yanılıyosunuz çünkü bütün bunlar gerçekti.:)
Yani dün Cihangirdeki film teslimatı kafesinde cereyan etti.
Tarık Hoca bizi teğet geçse de -ki işlerinden ve yoğunluğundan dolayı -yine de olağan dışı bi cumartesiydi .
Sonra Cihangir Camii vardı bir de bak,süpriz gibi insanın karşısına çıkan boğazla birlikte...
Cemaati bi hayli az olduğundan biraz boynu bükük dursa da Boğaz'ın arkadaşlık ettiği ve üstelik
kıblesi denize doğru olan O camiye gidip,muhteşem manzarasını seyreyleyin kesinlikle.
Ayrıca namaz kılıp,dua edebilir ve hatta bahçesinde kitap da okuyabilirsiniz :)
"Hatırlat da haziranın sonlarında çocukluğumu yakalım!"
Ah Muhsin Ünlü.
evet, kiminkinden başlıyoruz?
20.06.2011
Ne alaka demeyin ama ben Ajda Pekkan'ı hiç mi hiç sevmem.Hatta belki de bu ülkede onu sevmeyen tek kişi
bile olabilirim.Tıpkı Türk işi şeytan filminden korkan tek insan olduğum gibi :]
Mesela Burger Kingteki sufleyi seven tek insan da ben olabilirim.
Ciddi şüphlerim var bu konuda.
Sıcak kek üzerinde dondurma ve evet kime tavsiye ettiysem seven çıkmadı benden başka.
Aslında bu acayiplikler listesi uzayabilir de.ama benim anlatmak istediklerim bunlar değildi.
Geçen cumartesi Cihangirdeydim.Off bu arada cümle çok fiyakalı oldu.:)
Hani şu entel,insanların ve bi takım ünlülerin uğrak yeri olan kafelerden birinde vakit geçirme şansım oldu.
Birbirine karışan sohbetler arasında epeyce etrafı gözlemleme fırsatım da.
Çok garip geldi bana en başta.Yani yol kenarı ve ne biliyim öyle manzaralı falan bi yerde olmamasına rağmen tıklım tıklım masaları görmek.Ve böylesi mütevazi ortamda bi takım ünlülerle karşılaşmak.Sanırım onları cezbeden ortamın sadeliği ve rahatlığı.Ve Çay! Çayları çok ama çok güzel :)
Az daha unutuyodum.İki masa ötemizde Mazhar Alanson vardı.Hemen yanıbaşımızda tvnetteki Kadın spikerlerden bi tanesi ve yan masada Sermet Yeşil.:)
Biraz daha şanslı olabilseydim Tarık hocam'ı da görebilecektim.
Sonraa izlediklerime geçelim.Haftaya yine epeyce film sığdırabildim.
sırasıyla: "Bekleme Odası","Fried Green Tomatoes", "Black Cat,White Cat","Kara Köpekler Havlarken","Six Shooter",
"La Haine".Ve Gökhan'dan yeni aldığım filmler içinden de "Sonbahar","Süt" "Before The Rain" ,"Kader" ve en sonunda Beş Vakit'i izlemiş bulunmaktayım.
Hepsini ayrı ayrı anlatmaya benim kelimlerim yetmez sanırım.
Ama özellikle Sonbahar,Before the Rain,Kara Köpekler Havlarken,Kader ve Beş vakit beni benden alan filmlerdi.
13.06.2011
Tarihimin film izleme rekorunu 1 haftaya sığan 10 filmle kırmış bulunuyorum,
sadece benim katıldığım bi film festivalindeymişim gibi.
Bu hafta Dünya sinemaları arasında daldan dala atlama fırsatı da buldum.
Uzak doğu,Orta doğu,Balkanlar ve Avrupa sineması tabi türk filmleri ve hollywoodla birlikte.
Pazar günü Amelie tadında "Korkuyorum Anne".
Utanarak söylüyorum ki Reha Erdem'in izlediğim ilk filmi oldu.
Sonrasında "Beş Vakit","A Ay","Kosmos" filmlerini de izlenmek üzere listeye ekledim.
The life Of David Gale,Lemon Tree,Orphan,Donggam,Savrseni Krug,
Adam's Aebler,The Orfanato,Masumiyet ve my sassy girl (Yeopgijeogin geunyeo)
sırasıyla izlediğim diğer filmler.Çarşamba günü Leyla ile Mecnun'dan hemen sonra bi kez daha izlediğim
Uzak İhtimal'i de unutmayayım.Hepsinden ayrı ayrı bahsedip kafa ütülemiycem ama bazıları mutlaka izlenmesi gerekenlerden ve onlardan bahsedilmeli.
Onlardan biri,Savreni Krug (kusursuz çember)
Bosna savaşı,sırp kuşatması altındaki Saraybosna,
ailelerini kaybetmiş biri dilsiz iki çocuk ve onlarla yolu kesişen,
alkolik şairin hikayesi.
Savaştan kaçanlar,kaçmaya çalışanlar ve yokluk içinde sıkışmış insanların hikayesi.
Sonra Danimarka sinemasının bol ödüllü kara mizah örneği Adam's Aebler(adam'ın elmaları).Aynı zamanda İzlediğim ilk Danimarka filmi.
Filmi başlarda pek sevmediysem de çok değişik konusu ve süprizlerle dolu finali çok ama çok hoşuma gitti.Yer yer hüzünlü ama bi o kadar da komik.
Donggam ve Yeopgijeogin geunyeo filmleriyle de CHAN WOON PARK'tan sonra Uzak doğu sinemasının farklı bi yüzü ile de tanışmış oldum.Romantik,komik sevimli çekik gözlüler :] Ve tabi Lemon Tree ve hala izlememiş olanlar varsa Masumiyet ve Uzak İhtimal de izlenmelidir.
Hey, yine filmlerden bahsettim ya da bahsedemedim biliyorum ama film arası hayat gerçekten çok çekilmez.:|
Hayatımı filmlerle anlamlandırmaya devam ediyorum. Geçen cumartesiden beri Polis dışında izlediğim filmler sırasıyla; Big Fish, the nightmare before christmas, Sevmek Zamanı, chin jeol geumjassi[sympathy for lady vengeance ] ve 3 İdiots.
Haftaya Tim amcayla başlamak çok güzel oluyomuş ve Big Fish'i izleyip uykuya dalmakta öyle.Filmi izlemek güzel bi rüyadan uyanmak gibi. Sonra jack skellington ve Sally... Kendileriyle ilgili bi dolu tişört,çanta,vb. şeyleri görmüş olsam da tanışıklığımız yoktu:) Corpse Bride tadında.O'nun kadar olmasada güzeldi. oogie boogie man,dr finkelstein gibi karakterler ve hayalgücünü aşan ayrıntılar da öyle.
Ve 1965 yapımı Metin Erksan Filmi "Sevmek Zamanı"...Bambaşka bi film kesinlikle bambaşka. Yıllar öncesinden sanki bugün çekilmiş gibi.İzlediğim en farklı Türk Filmi. Yeşilçam'dan fazla,bağımsız,farklı bi anlatım. İzlediğim en farklı aşk tanımı. Uzun az diyaloglu sahneler,Yağmur,siyah beyaz eski İstanbul eşliğinde mükemmel bi film ve müşfik Kenter de öyle. "Gelmiş geçmiş en iyi Türk Filmi" iddiasında bulunmakta mümkün ama ben "Gelmiş geçmiş en iyi aşk konulu Türk filmi" demeyi tercih ediyorum. özellikle de "Muhsin Bey" aklıma gelince :)
Nerde kalmıştık Chan-wook Park filmi,chin jeol geumjassi. İkincisi Old boy olan Chan-wook Park'ın intikam üçlemesinin son filmi. Old Boy kadar rahatsız edici olmasa da O'nun kadar sert,hüzünlü,güçlü anlatım. Benim gibi Uzak doğu filmlerine alışkın olmayan bünyelerde yan etkiler bırakabilir. soundtrackler ise mükemmel.
ve bugün izlediğim 3 idiots.Hint filmlerini pek sevmem. Bu yüzden biraz önyargılı yaklaşmıştım filme ve izlemeden önce de saatlerimi alacağını bilmiyodum.:) Ama hiç sıkılmadan izledim.Zaman zaman gözlerimin dolduğu da oldu ama filmi kocaman bi gülümsemeyle bitirdim.Ve bu gülümseme hali bütün güne yayılabilir.:) Hint filmlerine özgü dans sahneleri dışında mükemmeldi,anlamlıydı da üstelik. Rancho karakterine hayran kaldım bir de. Benim için Marty Mcfly'dan sonra en sevdiğim,unutamayacağım ikinci hayal kahramanı ünvanına sahip oldu kendisi. Evet Üç saat uzun bi süre ama bence vakit kaybı değil.
Şimdilik bu kadardı işte, Güzel bi haftanın özeti.
29.05.2011
“öldürmek kesin konuşmaktır ama bir insanı tabanca ile öldürmek teorik olarak mümkün değildir.”
"biliyorum beni biraz kaba buluyorsun ama şiddete meyyalim vallahi dertten "
“yoksa mezarcıların emekli olurken küreklerini gömdüklerini mi düşünüyorsun?”
"hazırlayabildiğin kadar bomba hazırla, bulabildiğin kadar silah bul, edebildiğin kadar dua et; allah bizimledir oğlum
Musa Rami.
Cumartesi'den bu yana çok değerli bir film arşivinin küçük bi kısmını elimde bulunduruyorum. Daha da iyisi diğer kısmının da listesinin elimde olması :) Çok daha iyisi de izlemem gereken,not aldığım filmlerinde aralarında olması. Bence define gibi bişey buldum diyebilirim. Bu yüzden biraz heyecanlıyım. Hepsini bi çırpıda izleyip bitirmemek için kendimi zor tutuyorum. Ama zor da olsa ilaç niyetine her gün bi tane izlemeye ikna ettim kendimi. Ya da iki tane diyelim.:) Üstteki replikten de anlaşıldığı gibi Polis Filmini dayanamayıp izledim bile. Harikaydı bence.Zaten Onur Ünlü yazıp yönetmişse ve Haluk Bilginer de oynamışsa kötü olması beklenemezdi. Ancak tabiki beğenmeyenler ve eleştrilenler olmuş ve hatta Haluk bilginer filme sahip çıkıp,bi takım eleştrilere de şöyle cevap vermiş;
"...bu film Türk sinemasına ayrı bir tür kazandırmıştır. Onur Ünlü özgün bir adamdır ve çok cesur bir adamdır. Bu filmin değeri eminim daha sonra anlaşılacaktır zaten ne zaman sanatçılar döneminden farklı ve/ya da ileri bir eser verseler dışlanmaz mı alın işte size günümüzde ki örneği. Onur daha çok film çekecek, çok güzel filmler çekecek… Ve ne olursa olsun hepsinde oynamak istiyorum. Onur’a da bunu söyledim. Bir rol olması gerekmiyor; figüranlık yapacağım her filminde; sette olacağım, zorla… Zorla gireceğim o filme…"
Evet bence de izlemelisiniz ve dahası "Tekvir suresi"
ve son olarak;
Mayıs ayında olabilecek gelmiş geçmiş belki de en soğuk ve kasvetli cumartesi gününe,çok ama çok üşümemize rağmen, Çengelköy eşliğindeki güzel sohbet ve filmler için Gökhan'a ve Jack ki blogu şudur, (http://tehlikeliaklinitirafi.blogspot.com) tekrar teşekkür ederim :)
26.05.2011
Galatasaraylı genlerle doğduğumu saklayacak değilim.6 yaşına kadar da Gs 'li fanatik bi velet gibi davrandığımı da.Öyleydim,öyle yetiştirilmiştim.
Ağzımda emziğim( evet 1. sınıfa kadar da emzikliydim :/ ) maçları takip eder,babamlarla birlikte marşlar söylerdim.Galatasaraylı olduğum yetmiyo ve hem de fanatiktim.6 yaşında bi bebek ne kadar fanatik olursa.(Sanırım bu dönem hayatımın en yanlış dönemiydi diyebilirim ,hıhım evet. :l )
Aslında Fenerbahçeli olmamda bu fanatikliğin payı büyüktür.Tabi dayımın sarı-laci propagandalarını da es geçmemek gerek,ve türlü rüşvetleri de.
öhöm,neyse.
ne diyodum hayatımın dönüm noktası diyodum.
Altı yaşında bi velet için geçerli takım değiştirme nedenlerim vardı işte.
Üstelik dayım türlü çikolatalar alıyodu ve puan durumu en somut başarı ölçümdü ve ve Fenerbahçe'nin galatasaraydan daha çok puana sahip olduğunu öğrenmiştim.Bunu öğrendiğim o anda galatasaraya kızgınlıkla kafamda şimşekler çaktı, fabrika ayarlarıma geri dönüverdim.Ve artık Fenerbahçeliydim.
Bu ani karar ailede özelliklede babamda şok etkisi yaratmıştı.Babam gibi birinin kızı nasıl olur da Fenerbahçeli olabilirdi.? Nasıl,nasıl?
Epeyce tepki aldım.Onların gözünde dönektim ve hep öyle kalacaktım ve hala bile.Hayatımın iki sezonu bocalamakla geçti.Artık ailedeki sarı-kırmızı sevinç gösterilerine uzaktan bakıyodum.Fenerbahçeli ve yalnızdım da.Ama pes etmedim.İnsan hayatında bi kere takım değiştirebilirdi ve takım değiştirme hakkımı kullanmıştım.
Sonra Fenerbahçeye daha çok bağlandım evdeki azınlık olma halim beni fanatikleştirmişti.Zor dönemler geçirdim.galatasaraylı olmak bi yana Fenerbahçe düşmanlarıyla aynı evde yaşıyodum (derbi maçlarında gülen hep ben olsam da) kaybedilen her maç gözyaşına dönüşüyodu.Ve alaycı tezahuratlara maruz kalmakta var tabi.
Biz kazandığımızda spor programları izlenmezdi evde.ancak onlar kazandıklarında türlü spor programları izlenir de izlenirdi.Onlar yenildiğinde ben sesimi çıkarmazken,biz yenildiğimizde türlü alaylara mazruz kalırdım.Dedim ya böylece daha da koyu bi taraftar haline dönüştüm.
Yani Fenerbahçe'nin her galibiyeti,her başarısı benim için çok daha fazla önemlidir işte.
Bu evde,bu ailede.
Bu kadar laf kalabalığı bunun içindi,bunu anlatmak içindi evet.:)
Son maçta babamın türlü taktiklerine rağmen(günler öncesinden trabzon'nun şampiyon olması halinde bi fakire bi miktar para vericeni söylemiş ,adakta bulunmuştu.Yo trabzonlu değildi ama Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsundu.),Fenerbahçe'nin rakibi kimse onu destekleyen,renkten renge giren bukalemunumsulara rağmen,Şampiyon olduğumuz için,yüzümü güldüren bi tanecik Fenerbahçeme çok ama çok teşekkür ederim.:)
"Bir tek sen kaldın hayatımda, dualarımı sırtına yasladığım.
Neden sustuğumu soruyorlar bütün gece. Artık neden konuşmadığımı. Onlara bilmediğimi söyle. Söyleyecek çok şey kalmadığını anlat. Kadınların ahlarının üzerimizde kaldığını ve utangaç bir yüzle kelimeleri gizlediğimi söyle. Kurumlarının aşkına, şirketlerinin aşkına, okullarının, televizyonlarının aşkına incittikleri çocukların gazabından sözet. Ödeyemeyecekleri ağır bir hesabın kesileceği günü hatırlat.
Bir de deki; sakalları ıpıslak olana kadar ağlayan bir peygamberleri vardı. Bir parça onur, bir parça merhamet işte o kadar.
Yalnızca sen varsın, sözlerimi film karelerinden araklayıp da konuşmadığım. Hep sahici kaldığım...
Bu kargalar ne kadar yalnız kuşlar. Bunu yeni fark ettim. Yani hep tekbaşlarına dolaşıyorlar. Başka kuşlar kargalarla pek dolaşmıyorlar.Bir de şunu fark ettim; ben hiçbir karganın yüzünü net olarak görememişim bu güne kadar. Gözlerini hiç fark etmemişim.Bu sokakta ne kadar da çoklar? Bir de ıhlamur kokan bir yer var. Tam oraya geldiğimde duruyorum ve derin derin kokluyorum.
fark ediyorsun yine canım sıkılıyor.
Teksas ve Tommiks’i İtalyanlar çiziyormuş. Biraz Otis Redding, biraz da Glenn Miller. Öylece geçiyor zaman.
Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır! Ancak…"
kraliÇenin pireleri,okuyup bitiremeyeceğimiz kitaplardandır.Tekrar tekrar okuyorum...
“…beni tabuta koymadan ve dua etmeden çıplak bir şekilde dünya’ya sırtımı çevirmiş, yüzüm toprağa bakar
şekilde, bir isim ve mezar taşının olmadığı vaziyette defnedin… size vereceğim mektuplar yerine ulaştığı zaman;
suskunluğumu bozmuş sözümü tutmuş olacağım… işte o zaman mezarıma taş koyup güneşe bakacak şekilde adımı
yazabilirsiniz.”
etkilendiğim filmler çoktur,bu etkiyi uzun süre sürdüren filmler de.
Defalarca izlememe rağmen ilk kez izlermişçesine sarsıldığım filmler de.
Ama bazılarının etkisini anlatmak için sarsılmak kelimesi yetersiz kalır.Bunu ilk defa oldboy da yaşamıştım.Film
bittiğinde dayak yemiş gibi hissediyodum.Beynim ağrıyodu ve şok geçirmiştim.Uzun süre etkisinden
kurtulamadım.Ve bi kez daha izlemeye asla cesaret edemedim.İşte hayatıma böyle bi film daha eklendi dün gece.
‘içimdeki yangın – incendies..’
bi sayfada tanıtımını görmüştüm.Hemen incelemeye başladım.
Film Nawal marwan adlı kadının(ki bence kahraman)
ikizleri Jeanne ve Simon ‘a bıraktığı vasiyetle başlar ve onlardan soylarını araştırmak için Ortadoğu ‘ya gitmelerini
ister.Film newal marwan'ın lübnan’da hıristiyan ve müslümanlar arasındaki mücadelede yaşadıkları ve iç savaştan kesitlerle ilerler.
Sonra yorumları okudum.İzleyen herkeste benzer etkiler bırakmış.Yarısında bırakanlar olmuş,dayanamayanlar...
İzledim.
Gece yarısıydı ve karanlık oda daha da karardı.
Bu filmi izlemek yüksek bi yerden mütemadiyen düşüp ve sonra yere
çakılmak gibi.Paramparça oluyosunuz.İzlerken insan olmaktan utanabilir,dünyadan bi kez daha nefret
edebilirsiniz.
Acı,acı,acı,zulüm,savaş,sevgi...
sayfada,yazının sonunda ,
"aynalara bakamıyorum artık..." yazılmıştı.
aynalara bakamayabilirsiniz.
28.04.2011
Nasıl mıyım?
iyiyim bence yani biliyosun işte evdeyim artık ve evde hayat çoğu zaman güzeldir.
Ancak ne derler bilirsin;"rutin hayat bu en büyük girdap,dikkat et sempatik başlar." aynen öyledir.
Dikkat etmezsen eğer ,kendini acayip bi döngünün içinde akşama kadar uyur ya da kadın programları izler halde bulabilirsin.
Dedim ya dikkat etmelisin.Benden sana tavsiye ne kadar geç yatarsan yat öğleden önce uyanmaya çalış.
Mesela ben bu kurala genellikle uyarım.hayır hayır bunda yanı başımda bangır bangır çalan televizyonun payı yoktur.tamam! ya da vardır :) neyse.
ama eğer benim koşullarım gibi salonda uyumak zorundaysan,müge anlı denen şu kadının programından önce uyanmalısın.yoksa cinayetlerle ilgili kabuslar görebilirsin :s
Sonra evde sabah programlarını izleme eğilimi varsa mümkün olduğunca bu programları küçümsemelisin.Örneğin "aaa bunu mu izliyosun?",
"iykk bu program da izlenir mi?",
" aaa inanamıyorum anne sende mi bunları izliyosun?hiç beklemezdim."
gibi türlü küçümseme sözcüklerini kullanmalısın.böylece aile fertlerini yıldırabilirsin.
Bu yöntem işe yaramazsa Planet çocuk süper bi çözümdür bak.öğlene doğru süper çizgi filmler başlar.aptalca programlar izlemek zorunda kalmak yerine taş devrini ve hatta Laff-A-Lympics olimpiyatlarını izleyebilir güne süper başlayabilirsin.
İlerleyen saatlerde türlü evlendirme programları,yemek programları,kayıp bulma programları v.s.karşılaşabilirsin.bu saatlerde yapılacak en güzel şey kitap okumaktır.ya da yapılması gereken temizlik,ve benzeri işler varsa -ki mutlaka vardır- :/ bu saatlere denk getirebilirsin.böylece bu programlara maruz kalmadan üstelik bi angaryadan da kurtulmuş olursun.Dışarı çıkmak iyi fikirdir ama ben nedense pek çıkmıyorum .sadece kitaplarımı okuyup bitirdiğimde yenilerini almak için kitapçıya gidiyorum.Tabi sen ikindi yürüüşlerine çıkabilirsin mesela.gelgelelim akşama.akşamı atlatmak daha kolaydır.Ben izlemek istediğim filmleri liste yapıyorum ve bi gün önceden de belirliyorum.bilgisayarımın başına sığınıp film izliyorum.Tabi yanında pc için kuyruk oluşturan ev ahalisi sana biraz gıcık kapabilirler,sinir olabilirler bu konuda dikkatli olmalısın.
Böylesi bi yaşam tarzı işsiz günlerinde paranı idareli harcamana da yardımcı olur.Evle başetmek yerine,sıkılıp hergün dışarı çıkmak iş sonrası elinde kalan son paralarını bi çırpıda harcamana neden olur ki bu aileye yeniden mali açıdan bağımlı olmak anlamına gelir ve yeniden iş bulmak zorunda kalabilirsin :))
şimdiden bunu istemeyiz öyle değil mi? hehe O.o
şimdilik aklıma gelenler bunlar.Yeni taktikler buldukça paylaşırım seninle :)
demin de söylemiştim sana,sen de yap güzel oluyor = )
“Lütfen, birisi bu kâbusu durdursun! Sessiz kalmayı seçmek şu an yaşanan soykırıma çanak tutmaktır. “Medeni” dünyanın her başkentinde, her şehrinde, her meydanında, öfkenizi bağırın, öyle bağırın ki bizim acı ve korku çığlıklarımızı bastırsın! İnsanlığın bir parçası, bu işe yaramaz sessizlikte hazin şekilde katlediliyor.”
"Madem ki kimyamızı ezberimizi bozuyor şiirleri o halde çekip gitmeli artık...
varoluş kendini assın plazalarda...."(A.M.Ü)
görüşemediğimiz zaman içinde dayanamayıp
proje bitmeden işte ayrıldım.
böylece kurtulduğum bi takım şeyleri listeledim.
şöyle ki:
kötü arşiv ortamından,
iğrenç,pis dosyalardan,
çok bilmiş arşiv memuru kel Salih abi,
telefon müziği eski türk filimlerinde havuz başı partilerindeki şarkı gibi çalan ne iş yaptığını bi türlü anlayamadığımız acayip amcadan,
evini işgal ettiğimiz ve bize bi zararı dokunmadığı halde ısrarla öldürmeye çalıştıkları,yediği bi dolu zehire rağmen ölemeyip etrafa pisleyen inatçı fare speedy ve ailesinden,
botoxlu memur teyze ve onun ürkünç bakışlarından,
şaşkınlıkla şahit olduğumuz acayip çıkar ilişkilerinden,
bi takım çifte kumrulardan,
ve en önemlisi konuşmaktan aciz, aptal şef bozuntusundan,
onun yalaka yaverlerinden,
lila rengi gömlek üstüne yine lila rengi sünmüş süveter giyebilen ve şık olduğunu zanneden ispiyoncu kıvırcık dörtgözden ,
kurtuldum.!
daha önce çıkmadığım için de kendime kızıyorum.Oraya katlanma nedenim 2 arkadaşımla olay yerinden hızlıca uzaklaştık.
şimdilerde ortalama beş gün de bir bitirdiğim Hakan Günday kitaplarıyla kendime geliyorum.Hakan günday kitaplarının üzerine bağımlılık yapar yazılmalı bence.
Azil,piç ve zarganayı okudum.Piç ve zargana özellikle zargana beni bi hayli ürpertmiş,rahatsız etmiş,zorlamıştır.kinyas ve kayra'yı en sona saklıyorum.bu ara nilgün maramara'nın daktiloya çekilmiş şiirler'ini okuyorum.anlamaya,hissetmeye çalışıyorum.
bu kadardı işte,hoşçakal.
p.s. Çalıştığım yeri anlatan kısa film de varmış. :)
"sanıyorum hayat insanın doğasına ters. En azından, benimkine."
Oğullar ve Rencide Ruhlar...Son okuduğum kitap.Mükemmeldi.Okumalısın.
Zaten hayat kitaplarla,filmlerle ve en önemlisi de dualarla biraz olsun çekilebilir.
Yoksa gerçekten çok boş ve çekilmez.
Çok sıkılıyorum bu aralar.İşten sıkıldım.
Hayattan.
Proje bitmek üzere ama her an bırakıp gidebilirim.
Lakin nereye?
Ev hayatı da çok farklı sayılmaz ki.
Ne yapmalıyım.?
Başka bi iş?
Yeni insanlar.Yeni tuhaflıklar.
Tekrar kendini anlatma çabası,anlaşılma beklentisi,
yeni kurallar ve salaklıklar mı.?
Kafamda bi yığın soru... seni de çok merak ettim.
üstelik şu aptal yasak var.
Umarım çabuk aşılır.
sonra sigara.
sigara berbat bişey.
biliyo musun,bu yaşıma kadar hiç sigara içmemiştim ama tek tük içmeye başladım.
İçime çekmeyi beceremiyorum henüz ve hala tadını sevmiyorum ama içiyorum bazen yine de.Ama söliyim hiç efkar dağıtmıyo bence.bırakıcam alışmadan.bişeyin bağımlısı olma fikri canımı sıkıyo...
yarın iş olmasından nefret ediyorum.
bu kadardı.
Belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma.
- Ah Muhsin Ünlü
vincent malloy yedi yaşındadır.
her zaman söz dinler ve kibardır.
o yaştaki bir çocuğa göre nazik ve saygılıdır.
ama tek isteği vincent price gibi olmaktır.
memnundur yaşamaktan kız kardeşi, köpek ve kedilerle
aslında örümcekler ve yarasalarla bir evi paylaşmayı tercih edeceği halde.
orada düşünebilir icat ettiği korkunç şeyler üstüne
ve gezebilir karanlık koridorlarda yalnız ve azap içinde
vincent, teyzesi onu görmeye geldiğinde iyi davransa da
onu müzesi için balmumuna batırmayı hayal eder aslında.
deney yapmayı ister köpeği abercrombie üstünde
korkunç bir zombi yaratmak ümidiyle
böylece o ve korkunç zombi köpek
londra sisinde kurban aramaya çıkabilsinler diye.
oysaki tüm düşüncesi korkunç suçlar değildir
zaman geçirmek için resim yapar ve okur
diğer çocuklar “git jane git” gibi kitaplar okurken
vincent’in en sevdiği yazar edgar allan poe’dur.
bir gece, tüyler ürpertici bir hikâye okurken
rengini solduran bir paragraf gördü
haberler dayanmayacağı kadar kötüydü
çünkü güzel karısı canlı canlı gömülmüştü!!!
onun ölü oduğundan emin olmak için mezarını kazdı,
bihaber mezarın olduğundan annesinin çiçek tarhı
annesi vicentı odasına gönderdiğinde,
vincent sürüldüğünü biliyordu kıyamet kulesine,
hayatının geri kalanını orada geçirmek üzere
baş başa güzel karısının portresiyle
kapatıldığı mezarda yalnız ve delirmişken
vincent’ın annesi içeri girdi aniden.
“eğer istersen dışarı çıkıp oynayabilirsin.”dedi.
“dışarıda çok güzel, güneşli bir gün var.”
vincent konuşmaya çalıştı, ama tek kelime çıkmadı ağzından
yalnız geçen yıllar vincent’ı oldukça zayıf düşürdüğünden.
o da biraz kâğıt aldı ve bir kalemle karaladı sözcükleri.
“bu ev bana hükmediyor artık ve terk edemem bir daha asla onu.”
annesi “ev sana hükmetmiyor ve ölmek üzere falan da değilsin”dedi.
“oynadığın bu oyunlar sadece kafanda.”
“sen vincent price değil, vincent malloy’sun.
azap içinde veya deli de değilsin.
sen sadece küçük bir çocuksun”
“yedi yaşındasın ve benim oğlumsun
şimdi dışarı çıkmanı ve biraz eğlenmeni istiyorum.
öfkesi şimdi geçmişti, odadan çıkıp koridorda yürüdü
ve vincent yavaşca gerileyip duvara yaslandı.
oda sallanıp titremeye ve inlemeye başladı
korkunç deliliği zirveye ulaştı.
zombi kölesi abercrobie’yi gördü
ve karısının mezarından seslendiğini duydu.
tabutundan konuşup iğrenç isteklerde bulunuyordu.
çatırdayan duvarlardan ona uzanırken iskelet eller
rüyalarından emekleyerek çıkan tüm korkuları
çılgın kahkahalarını, korkunç çığlıklara çevirdi.
çılgınlıktan kaçmak için kapıya uzandı
ama sendeleyerek cansızca yere düştü.
sesi yumuşak ve yavaştı
edgar allan poe’nun “kuzgun”undan bir alıntı yaparken,
“yerde süzülerek yatan bu gölgeden çıkan ruhum kaldırılmamalı—bir daha asla.
12.02.2011
Kurdeşen...Daha önce deyim anlamıyla bile pek kullanmadığım bu kavramı terim anlamıyla yaşıyorum.Evet kurdeşen döküyorum sanırım yani, öyle dediler.İhtiyar heyeti işte. Önce anneme gösterdim.Annem sen kızamık,su çiçeği çıkardın değil dedi.Babaannem bu çiçek dedi.Telaş etti.Yengeme göre ne kızamık,ne su çiçeği ne de çiçek değilmiş ne olduğunu bulamamış çünkü çocuklar büyüyeli uzun zaman olmuş.Doktora git dedi.Ağlamaklı bi suratla onlara bakarken kapıdan öteki yengem girdi ve noktayı koydu.Kurdeşen dedi.Kurdeşen döküyosun sen dedi.kuzenim de bundan çıkarmış kafana ne takıyosun ki atarax iç geçer dedi,kafana bişey takma dedi.Kolaydı sanki.Hem eğer bu kurdeşen dedikleri kafaya bişey takınca çıkıyosa eğer, benim bugüne kadar kurdeşen dökmemiş olmam garipti.Neyse.Dediklerini yaptım.Kafaya bişey takmamaya çalıştım ki tamamiyle yalandı.Hem öyle söyleyince insan en takılmaması gereken şeyi bile kafaya takardı.Ama yine de denedim.Bol bol Kings of Convenience – Cayman Islands dinledim.Bol miktarda Alper Canıgüz, tok karnına Tatlı rüyalar ve gizliajans'ı okudum .Sonra atarax da içtim.İçtim ve bol bol uyudum.Dolayısıyla hiç bişey düşünmemiş oldum. Ve sonuç; kolumda o sevimsiz kızarıklıkları hala görebiliyorum.Doktora neden gitmiyosun a salak dediğinizi duyar gibiyim.Cevap veriyorum.Hastaneleri sevmem,doktora gitmeyi de öyle.Kendi kendilerine geçmelerini bekliyorum.İyileşirsem reçete belli olcak:)
Hey ben geldim.Yo yo tahmin ettiğin gibi değil ölmememiştim ki hatta bi yaşına daha bile girdim geçen perşembe ne akla hizmet olduğunu bilmesem de...
Ölmedim dedim de eee yorgunluktan ölmeyi saymıyorum tabi.Evet çok yoğun geçiyo günler.İş işte...Bu aralar daha da yoğun.Çünkü projenin marta kadar bitmesi gerekiyomuş da ama hala yapılacak çok iş varmış da veee bunun içinde hafta içi mesai yapmamaız gerekiyomuş da hatta da cumartesileri de çalışmamız gerekiyomuş da vs. Ondan pek uğrayamadım, daha doğrusu uğradım da yarı uykulu bişey yazamadım.Öyle işte. Zaten anlatılacak da pek bişey yoktu ki.
Ne demiştim heh doğum günüsü.hiç sevmem kutlamayı yahu insan doğduğu günü niye kutlar ki. Vasiyet ettim herkese benim öldüğüm günü kutlayın diye.Evet evet aynen böyle dedim. Kızdılar tabi.Ama niye ki ?? insan gerçek yurduna geri dönüyo bence kutlanmalıdır.Ama onlar doğum günümü kutladılar.pasta almışlar bi de sağolsunlar. Kocaman ben pasta üfledim güldüm de kendime.Ama en çok sevindiğim de aldığım hediye.Murat Menteş'in "Dublorün dilemması" 'nı amışlar bi sevindim ki anlatamam.Hem işe geldiğimde masamda buldum, harikaydı. Başladım okumaya ama ancak toplu taşıma araçlarında okuyabiliyorum şimdilik evde uyuklamaktan vakit kalmıyo.Okuduğum en güzel roman bence.Sonra korkma ben Varım'ı da alıcam tabiki.
Sonra ben de hediye aldım kendime. Alper Canıgüz'ün "Tatlı Rüyalar'ını aldım.Dayanamayıp Ona da başladımsa da iki kitap aynı anda iyi sindiremiyorum diye merakımı yenip bıraktım.sonra Gizli ajansı da alıcam tabi.Kitaplara boğucam kendimi böylesi hayat çok daha çekilir yeniden anımsadım.
20.12.2010
Sabah 05:50'de kalk, 06:45 gibi evden çık. Eğer minibüse bi kaç dakika geç kalırsan trafiğe kalabilir ve işe geç kalabilirsin.He tabi bi de minibüslerin 10 dk'lık yolu bile yarım saatte gittiklerini unutmamak gerek.En geç 07:10 gibi metrobüste olmalısın.Metrobüs yolculuğu 20 dakika sürmekte ve indikten sonra yürüyeceğin yolu ve soluklanma payını da hesap edersen en geç 07:45 de inmiş olmalısın zira mesai 08:00 da başlıyor.Geç kalırsan o geri zekalı,cahil,konuşmaktan aciz şef bozuntusunun nutuklarına katlanmak zorunda kalırsın ki inan bana katlanılmaz :|
Son bi kaç aydır yaşadığım süreç tam da yukarda anlattığım gibi...Ben hayattan kaçarken,tam da hayatın içine düştüm.Bu tıp bi yaşam ve koşuşturma en son istediğim şeydi! sanki kurulu bi robot gibiyim.Bu tehlikeli yaşam biçiminden bi an önce kurtulmalı, özgürlüğüme kavuşmalıyım...
19.12.2010
Sevgili Mary...
Gönderdiğim Noblet koleksiyonumu seni affettiğime dair
bir işaret olarak gör.Kitabını aldığımda,aklımdaki duygular sanki çamaşır kurutma makinesinin içindelermiş, çarpışıyorlarmış gibi hissettirdi.Acı, dudaklarımı birbirine
kazara zımbaladığım zamanki gibiydi.Seni affetmemin nedeni mükemmel olmamandandır.Sen mükemmel değilsin,
ben de öyle.Hiçbir insan mükemmel değildir...hatta apartmanımın dışındaki darmadağın olan adam bile.
Gençken, kendimin dışında kimse olmak istemezdim.Dr Bernard Hazelhof,eğer bir ıssız adaya düşseymişim ancak o zaman kendi arkadaş çevreme alışabileceğimi söylemişti
yalnızca ben ve hindistan cevizleri.Dediğine göre kendimi ve
kendi detaylarımızı seçemeyeceğimizi kabullenmem gerekiyormuş,hem de her şeyimle.Onlar bizim birer parçamız
ve onlarla yaşamak zorundayız.Neyse ki arkadaşlarımızı seçebiliyoruz...ve seni seçmekten çok mutluyum.Dr Bernard Hazelhof çok uzun bir yola benzer bir yerde yaşadığımızı da söylemişti.Bazıları iyi asfaltlanmıştır.Diğerleri ise benim gibi çatlaklara, muz kabuklarına ve izmaritlere sahiptir.Senin yolun da benim gibi, ancak muhtemelen benim ki kadar çatlak değildir.Umuyorum ki, bir gün yollarımız kesişecek ve bir kap konsantre sütü paylaşabileceğiz.
Sen benim en iyi arkadaşımsın.
Sen benim tek arkadaşımsın.
Amerikalı mektup arkadaşın,
Max Jerry Horowitz.
19.11.2010
Şımarık veletler:1,
melek:0
İtiraf etmeliyim,bayramda gelen misafirlerin yaramaz,çok yaramaz,feci yaramaz,etrafı karıştırıp dağıtan,şekerliği ele geçirip ve üstelik yapış yapış elleriyle sağı solu kurcalayan ve fakat annelerinin bütün bu olanlara seyirci kaldığı şımarık ukala ve çok bilmiş veletlerini evin muhtelif ıssız yerlerinde yakalayıp çeşitli uyarı yöntemlerini kullandığım ve hatta şakayla karışık tehdit ettiğim doğrudur!Ancak her seferinde onlar kazanmıştır nitekim çocuktur,velettir yapar.Dahası tehditlerime "seni anneme sölerim bak" diyerek cevap verip elimi kolumu bağlamışlardır:)bu savaş meydanında tek başıma savaşırken annemin: "melekkkk çocuklara bilgisayar aç oyun oynasınlar" nidaları bana öldürücü darbeyi vurmuştur. Bi daha ki bayrama kadar çeşitli savunma stratejileri geliştirmeye çabalıycam :|
9.11.2010
Corpse Bride temalı düğün davetiyesi nasıl olurdu ??
Bence süper!
Di mi?
Eğer günün birinde evlenirsem sırf bu fikri hayata geçirmek için olcak :) Hatta kafiyeli mani yerine filmden replikler de eklerim harika olur :)
"Her zaman bu kadar yalnız değildim. Çocukluğum insanlarla doluydu. Babam çocukluğun sarhoş olmak gibi olduğunu söylerdi. Senin dışında herkes ne yaptığını hatırlıyor."
Gizli Yüz
"onu, kendi kayıp ruhunu arar gibi, bir rüyadan uyanır gibi seviyormuş..."
anne with an e
"Hayal etmek hatırlamaktan daha iyi. Neden en kötü anılar en kalıcılarıdır?"
Kıyamet Emeklisi
"Gün akşamı sabahı olmayan bir şeydi,uzamıyor kısalmıyordu.Dün ve iki gün sonranın bir farkı yoktu.Ve bu aynılığın içinde aynı kaldıkça ancak,değişebiliyordu.Çünkü değişmek suda sırtüstü durur gibi bir aynılıkta kalmakla kıyı değiştiriyordu.Bir gün öncekine ancak öyle bağlanıp uzayabiliyordu,devam ancak böyle mümkündü."
The End of The f*** World
"Bazen her şeyin çok saçma olduğunu anlarsın. Giydiğin bedeni terk edersin. Yaşadığın hayatı terk edersin. Bir adım geri çekilir ve nerede olduğunu fark edersin"
Sen to Chihiro no kamikakushi
"I hope one day you have the courage to run away from everything that makes you miserable"
isle of dogs
Chief: Nobody’s giving up around here, and don’t you forget it, ever. You’re Rex. You’re King. You’re Duke. You’re Boss! I’m Chief. We’re a pack of scary indestructible alpha dogs.
Bugday (Grain)
"Hepimiz bir rüyadayız. Ölünce uyanacağız."
Kimi No Na Wa
Elimde ismin yazılı olmalıydı ama sadece “Seni seviyorum.” yazılıydı. Bununla ismini nasıl hatırlayabilirim ki? Olsun. O an üzerine yılların geçtiği şu anda bile hala seni arıyorum. Bir gün… Bir gün gerçek olacak bir hayal bu. Biliyorum ki bir gün seni bulacağım. O an gözlerine bakıp, hatırlayarak ve hatırlamanı umarak tek bir şey diyeceğim.” –Mitsuha
The Lobster
"bir sey hissetmediğin halde bir şey hissediyor gibi yapmak, bir sey hissettiğin halde hissetmiyor gibi yapmaktan daha zor"
Jin Ling Shi San Chai
“Sometimes the truth is the last thing we need to hear."
Forushande
"Üzülmene gerek yok, hayatın sadece ilk yüzyılı zordur."
sahsiyet
"Bütün hatıralarım, yaşadıklarım silinip gidecek. Ben ne olacağım? Telefon numaraları bir şey değil de. Benim şahsiyetim ne olacak?.. Yaşıyorsun ama yoksun. İnsan nasıl dayanır buna?"
mononoke hime
"Kaderinizi değiştirmezsiniz, prensim. Ancak, eğer isterseniz yüzleşebilirsiniz
kis bahcesi
"...birazdan umutsuzluk nedeniyle içini terkedecek huzurun tadını çıkarmaya çalıştı.Bir şeyin gideceğini bilince varlığının tadını çıkaramıyordu insan,bunu bir kez daha tecrübe etti.Bir hafta boyunca sabahları işe gidip,akşamları işten gelip,bir önceki akşam yatmadan önce yaptığı yemeği ısıtıp,yiyip,kitap okuyup,geçmişi düşünüp,zaman zaman kendisine acıyıp,yatıp,uyuyup...Bu kadar değil,kendisini dinliyordu akşamları,evinde ses çıkaran hiçbir eşyası yok,salonun ışığı kapalıantreden gelen ışıkta,alaca karanlıkta oturup,düşünüyor ve iyi hissediyordu kendisini.Yalnızlık...İnsan yoldaşından şikayet eder mi hiç.Daimi yoldaşından..."
dabba
"sevgili ila, bugün sefertasını aldım ancak boştu. bunu hak ettim. dün restoranda beni çok bekledin. ama çıkmadan önce banyoda bir şey unuttum, geri döndüm. odada tanıdık bir koku vardı. bu koku, dedemin duştan çıktıktan sonra odada bıraktığı koku gibiydi. sanki orada gibiydi, ama değildi. o kişi bendim. ben ve yaşlı adam kokusu. ne zaman yaşlanmaya başladığımı bilmiyorum. belki bu sabah, belki daha önce..."
Picnic at Hanging Rock
"Gördüğümüz ve gördüğümüzü sandığımız şey bir rüyadan başka bir şey değil... rüya içindeki bir rüyadan."
SAIBOGUJIMAN KWENCHANA
"Dün gece, "perşembe"yi çaldım. Kimin perşembesi? Bir insan perşembeyi nasıl çalabilir?"
sinek ısırıklarının müellifi
"yaşamak ilerlemek olmaz,diye düşünüyor Cemil ama geride bırakmak olabilir"
submarine
"her akşam aynı yere gelip gökyüzünün rengi ruhumun rengine eşitlenene kadar bekliyorum"
The Sheltering Sky
"Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için, hayat hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. ama hiçbir şey çok tekrarlamaz kendini. aslında çok az tekrarlar. çocukluğunuzun bir öğleden sonrasını, öyle ki, hayatınızı onsuz düşünemediğiniz, sizi derinden etkilemiş bir öğleden sonrayı, daha kaç kez anımsayabilirsiniz ki? belki dört, beş kez daha. belki o kadar bile değil. dolunayın çıkışını daha kaç kez izleyebileceksiniz? belki yirmi. ama yine de, her şey sonsuzmuş gibi gelir."
the grand budapest hotel
"Bir zamanlar insanlık olarak bilinen şu vahşi mezbahada hala ufak da olsa bir umut ışığı kalmış, görüyorsun değil mi?"
itirazım var
"insan sadece suçluyken kaçmaz. bazen suçlandığın için de kaçarsın. ama bir kere kaçmaya başladıysan, bir şeyleri de muhakkak kaçırırsın elinden.: bazen gençliğini kaçırırsın, bazen geleceğini, bazen de aklını..."
gölge oyunu
"var mı yok mu kim bilir?...Gerçek ne ki...biz gerçek miyiz var mıyız kim bilir?"
göge bakma duragı
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım. Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum. Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi. Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor. Seni aldım bu sunturlu yere getirdim. Sayısız penceren vardı bir bir kapattım. Bana dönesin diye bir bir kapattım. Şimdi otobüs gelir biner gideriz. Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç. Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin. Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat. Durma kendini hatırlat. Durma göğe bakalım.
Kaze tachinu
‘Rüzgar yükseliyor!… yaşamaya çalışmalıyız!’
only lovers left alive
"Bir dolanık parçacığı ayırdığında ve bu ayrışan parçaları birbirinden uzaklaştırdığında hatta evrenin ayrı uçlarına bile koysan Eğer birini etkiler ya da değiştirirsen, Diğeri de aynen etkilenecek ya da değişecektir."
Khakestar-o-khak
"Keder. Ya erir gözlerinden akar. Ya çelik gibi sert olur, ağzından fırlar. Ya da bomba gibi olur, suratına patlar bir gün."
nebraska
-alzheimer mı? +hayır, insanların söylediklerine inanıyor.
before sunrise
"Ben senin rüyanda gibiyim, Sen de benim rüyamda gibi. "
cansever edip
"Bütün iyi kitapların sonunda bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda meltemi senden esen soluğu sende olan, yeni bir başlangıç vardır.. "
The Loneliness of the Long Distance Runner
"Koşunun ailemiz içinde her zaman önemli bir yeri olmuştur. Özellikle de polisten kaçarken. Akıl erdirmesi zordur. Tek bildiğim, tarlalar ve ağaçlar arasından nedenini bilmeden koşmak zorunda olduğun. Aptal kalabalıklar çılgınca alkışlıyor olsalar da varış noktası sonsuz uzunluktadır. Uzun mesafe koşucusunun yalnızlığı işte böyle bir şeydir."
Sebeb-i Telif
diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı hayatımıza kendi adımızla başlardık bilmediğimiz bu isim, hesaptaki bu açık belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine adımı aşkın üstüne kendim yazarım.
jun: çok fazla uyuyorsun. hayatının yarısı rüyalarda geçiyor. mitsuko: evet... ama uyumak harika bir şey. öldüğünde bir daha hiç uyuyamayacaksın. bu da rüya göremeyeceksin anlamına geliyor.
sen aydınlatırsın geceyi
"bazen bir tekerlek dönüyor kafamda.Ben kendim döndürüyorum o tekerleği kafamda.Nasıl desem böyle...Bir tekerlek kuruyorum aklımda. Onu hayalimde döndürmeye başlıyorum.Sonra gözlerimi açıyorum,dursun diye... Durmuyor,durmadan dönüyor."
haw
"uzaklarda bir yerlerde,bir tepenin yamacında söylenmiş,bir tek koyu kahverengi toprağın duyduğu,rüzgarın sağa sola yetiştirdiği,ağaçların yaprak yaprak büyüttüğü ulu sözlerim olmadı hiç.Bu yüzden ağzımı açıp tek bir kelime bile söyleyemedim ona.Bal ve zehir sarısı gözlerimiz birbirine kenetlendi.Bilmediğimiz kelimelerle konuşmaya başladık.aramızdan bir kelimenin tozlu havaya karıştığını kimse duymadı ama biz,o birkaç dakikada dünyanın tüm kelimelerini halden hale sokmuş gibi uzun uzun bakışıp durduk..." sayfa 65
mauvais sang
"seninle konuşmalıyım. içimde, seni kaçırırsam her şeyi kaçıracakmışım gibi bir his var. hayır, bu hayatla ilgili değil. öyle olsaydı umrumda olmazdı zaten. ama bu hayatla ilgili değil anna"
Şeker Portakalı
“Daha çok anlat” dedim. “Hoşuna gidiyor mu?” “Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.” “Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”
Synecdoche, New York
"Artık bunu anlamanın zamanı geldi. Yürü...insanlar öldükçe, yollarına devam ettikçe, onları çıkarıp attıkça, kendi güzelliğini çıkarıp attıkça, gençliğin ,dünya seni unutmaya başlayınca, sen fani olduğunu fark ettikçe, özelliklerini bir bir kaybettikçe, seni artık kimsenin izlemediğini ve eskiden de hiç izleyenin olmadığını öğrendiğinde, sadece sürmeyi düşüneceksin. Ne nereden geldiğini ne de nereye gideceğini… sadece süreceksin, vakit öldüreceksin. Şimdi buradasın. Saat 7:43. Şimdi buradasın. Saat 7:44. Ve şimdi yoksun. "
cagdas bir urperti
"Yüzümü kınından çıkaran sensin pencereyi getiren aklıma sanki güzmüş sevecenliğe sarınmak istiyormuş gibi sanki canım yüzümü sensin biriktiren kitaplara. Çocuklar sinemada bir atlı alkışlıyor bu yüzden seviyorum seni bizimkiler bu yüzden yeniyor ötekileri ve karnının kurşun işleyen karanlığı hüznün namusunu savunan ellerin Fidel Castro'yu övüyor bana bunun için."
jar
"Eskiden her yer bu kadar uzak değilmiş. Gitmek istediğin yer neresi olursa olsun çabucak gidermişsin. Gidilmek istenen mesafe saatler değil, günlerle tayin edildiği için kimsenin aklından zamanı ölçmek geçmez, bunun için telaş etmezmiş. O zamanlar kimse varacağı yer için dertlenmezmiş açıkçası. Yolda geçen zaman da varılan yere dâhil edilir, o yol boyunca yaşananlar varılacak yerin, yapılacak işin, görülecek hesabın bir parçası sayılırmış. O yüzden de, eskiler bizden çok daha geç varsalar da uzağa, bizim kadar söylenmezmiş. Günler orda burada geçer, dağlar birbiri ardınca devrilir, insanların üzerine onlarca güneş doğup batar, ayaklar çoğu zaman gideceği yeri şaşırır da kimse dönüp arkasına bakmazmış. Aslolan yol değil, yolda geçen zamanmış çünkü."
goodbye lenin
"gelecek bizim elimizdeydi.Belirsiz ama umut verici"
zamanın farkında
"...zamanın geçişi hiçbir şey değil;bu şekilde bir zaman bir şey değil.Zaman ben hayal kurarken geçiyor,hayal içinde geçiyordu. Uyandığımda ben,yine o hayal kurmaya hazırlanan,daha iyisini,daha yükseğini,daha uzun ve süreklisini kurmaya hazırlanandım. Zaman beni değiştiremezdi ki,zaman ona ayak uyduranı değiştirir. Ben ne müddettir hayal kurduğumu bile bilmiyorum." 23.sayfa
ah muhsin ünlü!
"işte sen gülüyorsun ve beni daha geniş bir salona almış oluyorlar /gözlerim dönüyor sevdadan, merkezden değil/ tam beş milyon park oluyorum , mavzerler caba /defterime tartışmasız bir kuzu çiziyorum da! "
ORMANDAKİ VAAZ
kendime diyorum bazen seni buldum/ çekerken ağları sudan/ suyu bulursun öyle oldum/ sana baktım bir bulutlar, davullar/ şiirlerde gezdirdiğin çocuklar ve öğleler/ atlar için sular soğuttuğun/ orman büyük ve karanlıkmış, böcekler ateşliymiş, olsun/ güç verir bana seni aramak için uzaklaşmak/ orman yolu mutluluk veriyor’u çalarım ıslıkla/ içinden geçerken dikenlerin gövdemi dinlerim/ yaban meyvalarını burnuyla iten ceylanları bir mısrada severim/ bunda ne var ki seni bulurum/ defne yaprağı çiğniyorsundur ya da bir şey onu andıran/ bir yağmur bitiyorsa başlıyorsundur yenisine/ güzelsindir, iyisindir ve yaratılmış çamurdan.
yozgat blues
" Merhaba Yavuz bey, radyo programımıza geldiğiniz için teşekkürler. Şimdi size bir soru sormak istiyorum: Aşk mı, ayrılık mı, hüzün mü? "
gelecek uzun sürer
"...Sonra haritayı açarız, gözümüzü kaparız. Böyle parmağımızı koyarız bir noktaya. Derim yürü, dünya haritasına. Sonra ben politikaya atılırım. Ama sadece ulaştırma bakanı olurum ha! Bütün ülkeyi demir yollarıyla döşerim. Sadece batıdan doğuya değil. Doğudan Karadeniz’e, Karadeniz’den Akdeniz’e uzun uzun demir yolları. Sonra her bölgede yok olmakta olan diller ve kültürlerle ilgili enstitüler kurulmuş olur. Sonra, sonra her şey değişmiş olur. Sonra… Ne çok sonra var, değil mi?"
rosetta
"senin adın rosetta, yeni bir iş buldun, normal bir yaşantın var, boşluğa düşmeyeceksin, iyi geceler"
bikur ha-tizmoret
"bilirsin belki de konçerton böyle sona erer. yani kemanlı, trompetli büyük bir bitiş değil, belki de bitiş böyledir. öylece, birdenbire. üzgün ya da mutlu değil."
frances ha
"...hem komik hem de üzücü ama bu hayat sona eriyor ve tam da orada fark edilmeden herkesin önünde duran gizemli bir dünya oluşuyor, ama kimse bunu fark etmiyor, yani dedikleri gibi etrafımızda başka bir boyut var, ama biz de onları algılama yeteneği yok. "
alice's adventures in wonderland
"imkansız şeylere inanmak mümkün değildir dedi alice. bana kalırsa sen bu konuda fazla alıştırma yapmamışın dedi kraliçe: benim bazı bazı, kahvaltıdan önce, altı tane imkansız şeye birden inandığım olmuştur."
Restless
"Şarkıcı kuşlar, sabahları ne için ötüyorlardı? Her gün yeniden yaşadıklarını farkettikleri için şarkı söylüyorlar. Seninle tanıştığım günden beri her sabah şarkı söylüyorum."
Bizim Büyük Çaresizliğimiz
"bana,insan yalnızca kendisini anlayabilirmiş gibi geliyor.O da zaman zaman"
My Own Private Idaho
"ben bir yol tadımcısıyım. ömrümce yolların tadına baktım. bu yolun sonu gelmeyecek. herhalde bu yol bütün dünyayı dolaşıyor."
Vesikali yarim
“çok kıymetli bir şey bulursun. sonra bulduğuna pişman olursun. çünkü nereye koyacağını bilemezsin.”
Pickpocket
"ah jeanne, sana ulaşmam için o kadar tuhaf yollardan geçmem gerekti ki!".
Ah Güzel İstanbul
-napıcaz şimdi? + bilmiyorum. en azından hayattayız iki kişiyiz ve birbirimizi seviyoruz. bu dünyada mutlaka inanılacak birşeyler vardır.
Girl, Interrupted
"Sağlıklı bulundu. ve dünyaya geri gönderildi. Son teşhisim.: İyileşmiş bir sınır çizgisi. Bunun anlamını hala bilmiyorum. Deli miydim hiç? Belki. Belki de hayat deli. Delilik, ne parçalanmak ne de karanlık bir sır saklamak. O, genişletilmiş sen ya da ben. "
sasıfelek cıkmazı
"kadınlar zaman denen şeyi neden anlamazlar?"
Falling Down
"Geri dönülmez noktayı geçtim. Bu hangi nokta, bilir misin? Bir yolculukta, başlangıç noktasına dönmenin, bitişe devam etmekten daha uzun süreceği noktadır."
osman konuk
"insan tanıdık birini arıyor kötü kararlar verirken, sormadığın soru başına bela ,etmediğin küfür huzurlu sebzeler, orospu çocukları! (orospuları ve çocukları tenzih ederim) böyle desem kadının biri de bana küfredecek ölmemi temenni eden bir küfür. iyiniyetine yorumlayıp teşekkür ediyorum, bunu tam beşkırkta düşünüyorum beş otuzbeşte seni özlemişim, kırkbeşte nakliyeciler kooperatifinin önünde olmalıyım. burdan aşık biri olmadığım sonucu çıkarılabilir kolayca ama ben çok aşığım kendime göre. kuantum perspektifi de böyle açıklar..."
Great Expectations
"pip, iki gözüm dostum benim, yaşamak dediğin nedir ki? kaynakla birbirine tutturulmuş ayrılık halkalarından bir zincirdir, söz gelişi" joe
Le feu follet
"Kendimi öldürüyorum çünkü beni sevmediniz çünkü sizleri sevmedim. Çünkü bağlarımız çok gevşekti. Bağlarımız güçlensin diye kendimi öldürüyorum. Sizi silinmez bir lekeyle baş başa bırakıyorum."
Bes sehir
”..Bu tabancayla böyle her sabah… Hani sabah oluyo ya, güneş falan… Böyle, bunu çeviriyorum. Sonra ağzıma sokup sıkıyorum…Yok, korkma. Şimdi sıkmam. Aslında çok mermim var benim ama bi tane koyuyorum. Çünkü sen varsın.”
kose
"...Ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı " | "Sen geldin benim deli köşemde durdun Bulutlar geldi üstünde durdu Merhametin ta kendisiydi gözlerin Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu Bulutlar geldi altında durduk!" Sezai Karakoç
kambur
"Elimi bırakma! Seni kaybedecekmişim gibi bir his var içimde."
baharda yine geliriz
”...Bir kitap yazmak istediğimi söylemiştim. “İçinde öyle bir cümle olsun istiyorum ki, kitabı okuyan biri o cümleye geldiğinde kitabı birden kapatıp sımsıkı göğsüne bastırsın.” Ağzından salyalar akan bütün yazar müsveddeleri gibi ben de okuyucu olarak bir kadını, onu düşlüyordum işte! “Güzel bir kitap okumak ve ömrümün geri kalanını o kitabı okuduğum yerde geçirmek istiyorum,” demişti o. Sonra da bana dönüp sormuştu: “İnsan güzel bir kitap okuduğu yerden nasıl ayrılabilir?”
What Dreams May Come
“rüyalar zamana bağlı değildir doktor,zaman etkili değildir” "Zaman artık kolumdaki saatte değil, zaman burada yok bile ve her nereye gittiyse, bu ona olan ihtiyacımı azaltmayacak."
God Bless America
“Kimse bir şeyden konuşmuyor artk Sadece TV'de gördükleri,radyoda duydukları veya internete seyrettiklerini geri kusuyorlar”
Hiroshima mon amour
"Tıpkı aşkta olduğu gibi bir sanı beliriyor insanın içinde, hiç unutamayacağı sanısı, ben de hiç unutamayacağım sanmıştım, Hiroşima'yı bu yüzden… Bir kaç yıl içinde, seni unuttuğum zaman, bu çeşit başka hikayeler geçince başımdan, aşkın unutuluşu olarak anacağım seni. Unutmanın korkunçluğu olarak düşüneceğim bu hikayeyi."
Le locataire
'bir kişi hangi noktada olduğunu sandığı kişi olmayı bırakır? diyelim kolumu kestin. şöyle derim: "ben ve kolum." öteki kolumu da kestin. şöyle derim: "ben ve iki kolum." diyelim... midemi söküp çıkardın, böbreklerimi, diyelim ki mümkün bu. şöyle derim: "ben ve iç organlarım." anlıyor musun? ve şimdi de, kafamı kestin. "ben ve kafam" mı derim yoksa "ben ve vücudum" mu? kafamın kendine ben demeye ne hakkı var?'
kahvaltıdaki risk
"bir tuzluk kan kaybedebilir mi? tuz kaybeder. ama bir de kanamaya başlarsa başka hiçbir şey o kadar kanayamaz. kahvaltıdasın, tuzluk beyaz peynire doğru kanamaya başlıyor. kan masaya yayılıyor." - tuzluğu uzatır mısın - uzatırım ama kanıyor - olsun sen uzat.Osman Konuk. p.s.Reha yünlüel'in still-life fotoğrafı üzerine.
Bir Kis Gecesi Eger Bir Yolcu
"Hayalinin ve hayatının yarattığı bütün bu gölgelerin peşine düşmüş durumdasın." "Gün içinde karşıma çıkan olayların birbirlerini izleyişinde dünyanın benden yana niyetlerini çözmeye çalışıyorum ve nesnelerde gizlenen karanlık imaların ağırlığını sözcüklere dökecek bir sözlük olmadığını bilerek el yordamıyla ilerliyorum."
Ah muhsin ünlü!
"ama yine de sırf sen sürdürebil diye ayın alnında melekçe/ ve şüpheye düşmeden kelebek besleyebilsin diye bir padişah açıkça/ benim alıp kını öte yana geçmem gerektir, içinden memleketi çekeyim diye/ hem düşünsene; bu bizi nasıl imparatorlaştırır!/ yoo, hayır! omzunu açma. omzun ideoloji taşır."
Harold and Maude
"...ben yaşamadım,bir kaç kez öldüm" "dünyadaki üzüntülerin çoğu farklı oldukları halde kendilerine sıradanmış gibi davranılmasına izin veren insanlardan kaynaklanıyor"
kes
"...doğan uysallaştırılamaz. ona hizmet edersin, hiç kimse umurunda değildir. buna aldırmaz. onu muhteşem yapan da, bu... biliyor musunuz efendim bence lütfedip kendisini izlememe izin veriyor."
Dare mo shiranai
"Ben sadece... Büyüyorum Yalnızca. Gece gökyüzüne baktığımda yıldızların parladığını görüyorum. Eriyen kalbime doğru. Uçabiliyordum Melekler arkama son bir kez bakmam için bana bir şans verecekler mi? Kalbime bir damla gibi düşmek ister misin? Yaklaşan kış rüzgârları dalgaları tokatlıyor. Beni karanlığa çağırıyorlar. Gözlerim bir buz kadar donuk Büyüyorum Kötü kokulu sert bir mücevher gibi herkesten uzak bir nehir gibi"
Ruh halimin güvercin tedirginliği
"Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kim bilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce." Hrant
charlie brown
"sanırım mutlu olmaya korkuyorum.. Çünkü ne zaman çok mutlu olsam, bir şeyler hep ters gidiyor."
çavdar tarlasında çocuklar
“Sakın kimseye bir şey anlatmayın.Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.” “Her neyse,hep,büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk,başka kimse yok ortalıkta-yetişkin hiç kimse,yani-benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum.Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken,ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum.Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim.Biliyorum,bu çılgın bir şey.”
Beasts of the Southern Wild
"nehir boyunca bir gemiyi gözden kaybolana kadar ayakta durup izledim. İşte gitti ve biz buna ağladık.Ama o gitmedi. Aynı beni bıraktığı gibi gerçekti. Ve bir yerlerde diğerleri şöyle bağırıyorlardı. İşte geliyorlar ve işte buna ölüm diyoruz." "her şey gözlerimin arkasına sessizce gittiğinde, beni oluşturan her şeyin görünmez parçalara ayrılıp ortalıkta uçuşmasını izledim. Çok sert bakınca daha uzaklara gitti.Ama her şey sessizleşince,onların hemen önümde olduklarını görüyorum.Çok kocaman bir evrenin minicik bir parçası olduğumu anlıyorum.Ve bu işleri yoluna sokuyor."
identity
"dün merdivenlerden çıkarken orda olmayan bir adamla karşılaştım. bugün de orda değildi, keşke dedim keşke gitse."
coskuyla olmek
"Dünya , üzerinde sürülen bir hayat ya da sürülmüş olanın izinden gitme serencamıydı.Gidilen yol ve sürülmüş yer ne kadar belli ise talibi o kadar çok ama gerçek talibi ve tozutulup bozulmuş izi bulup yeni izi meydana getirecek olan da o kadar azdı.Bilinen yol bilinen yere çıkarmıyordu.Bilinen yola girmek aslında herhangi bir yolu ve keşfi önemsememekti.Bilinen yol,yola bile çıkmamak evde oturmaktı." (sf:48) "“Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi. Tanrı’nın da yaptığı bu muydu? Baş, orta, son belli, helak kaçınılmaz, ancak önemli olan o zamanı geçirmek, o zamandan geçmek. Ve geldiğinde gelmemiş gibi, bilmemiş gibi, yaşamamış gibi gelmek, rüyayı görüp uyanmak ve ‘Neyse rüyaymış,’ demek ve aynı yerden uyumaya devam etmek."(sf:50)
cocuklugun Soguk Geceleri
"pazar günleri şimdilerde sokak aralarından geçerken gözüme pijamalı aile babaları ilişirse, kışın, yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim... evlerin pencere camları buharlaşmişsa...odaların içinde asılmış çamaşırlar görürsem ,bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa, radyolardan naklen futbol maçları yayınlanıyorsa, tartışan insanlarin sesleri sokaklara dek yansıyorsa, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek isterim hep." "Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni, kendimi öldürmeye iten bir kaygı. "
harvie krumpet
"Güneş ışıkları yüzüne vurduğunda, uzun zamandan beridir ilk kez gülümsedi ve görünmez otobüsü bekledi. Asla gelmeyeceğini biliyordu. Ama... umursamadı. Olgu 1034: Hayat sigara gibidir. Dibine kadar için." "...herkes oturup ölümü beklerken zaman çiseliyordu..."
Vertigo
"tek başına amaçsız dolaşabilirsin, ama iki kişi mutlaka bir yere gidiyordur."
bes vakit
"...uyan çocuk uyan artık, çekeceksin elbet zorluk, kaç aydır evde kaldın, sazdan düdük yapıp çaldın... Şırıldayan pınarlar, Niye hüzünle ağlar?"
Moonrise Kingdom
"Şimdi dinleyin beni. Sizi sevmiyorum. Siz de beni sevmiyorsunuz. O zaman yok olmamıza neden izin vermiyorsunuz?"
anayurt oteli
“Adım Zebercet, oysa ben sizinkini bilmiyorum. Gecikmeli Ankara treniyle geldiniz üç gün önce. Kaydınızı yapamadım, adınızı söylemediniz. Döneceğinizi biliyorum gittiğiniz köyden, Hacırahmanlı’dan. ‘Bir haftaya kadar dönerim.’ dediniz.” -- “ipi boynuna geçirdi; düzeltti.tam o sırada dışarıdan birkaç arabanın korna seslerini duydu; başka araçlar da katıldılar buna; kornalar, tren düdükleri, fabrika düdükleri arasız, kesintisiz ötmeye başladılar. neydi bu? kulakları mı uğulduyordu? yoksa dışarının, başkalarının bir çağrısı mıydı? yüzünü buruşturdu. sağdı daha, her şey elindeydi. ipi boynundan çıkarabilir, bir süre daha bekleyebilir, kaçabilir, karakola gidebilir, konağı yakabilirdi. dayanılacak gibi değildi bu özgürlük.”
Dava
"ama beylerden birinin eli k.'nın gırtlağına sarılırken, öteki bıçağı yüreğine sapladı ve iki kez çevirdi. k. kaymakta olan gözleriyle yüzünün hemen yakınında beylerin yanak yanağa dayanmış olarak kararı izleyişlerini de gördü. 'bir köpek gibi' dedi, sanki utanç, ondan sonra da hayatta kalacaktı."
La Strada
-Neden yakında öleceğini söyledin bana? +Ölüm hep kafamda.Sanki işimmiş gibi Bana olur böyle şeyler. Birgün boynumu kıracağım ve kimse benim için ağlamayacak. "ben kalmazsam seninle kim kalacak?"
Arizona Dream
''Kim sonsuza dek yaşamak ister ki; ben otuzbeşimde ölmek isterim.'' "Bazen ne yaptığınızı bilmek ve her şeyin anlamsız olduğunu anlamak için bir ağaca çarpmanız gerekir."
les choristes
"pépinot inandığı şeyde haklıydı. mathieu'nun kovulduğu gün cumartesiydi..."
Un homme qui dort
"Yine böyle bir günde biraz daha geç, biraz daha erken saatte hiç şaşırmadan, bir şeylerin yanlış olduğunu, nasıl yaşayacağını bilmediğini ve asla bilemeyeceğini fark ediyorsun... Bir şey kırıldı. Bu zamana kadar sana güç verdiğini düşündüğün his: varlığının hissi, dünyaya ait ya da dünyada bulunduğun izlenimi artık senden uzaklaşıyor, artık yok. Geçmişin, bugünün ve geleceğin birbirine karışıyor..."
vavien
"...yav dedim doktor hiç mi umut yok dedim yaa. yok dedi. celal benim ordan bi yürüşüyüm var. altı saat. altı saat hem yürüdüm hem ağladım. sonra bi gün kalktım, baktım içim taze.. bi ferah. açtım pencereleri, bi çay demledim. gelecek.. o günler de gelecek.."
Scaphandre et Le Papillon
' Bugün artık bütün varlığımın küçük ıskalamalardan oluştuğunu hissediyorum. Sevmeyi bilemediğim kadınlar, hissedemediğim fırsatlar , kaçıp gitmesine izin verdiğim mutluluk anları, sonucunu önceden bildiğim ama kazananı seçemediğim bir yarış. Kör yada sağır mıyım ya da gerçek doğamı bulmam için bir felaketin ışığı mı gerekiyordu?.''
sevmek zamanı
"Sen dostlukların, aşkların kolay mı kurulduğunu, kolay mı sürdürüldüğünü sanıyorsun? Resminle..ilk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Elbiselerim eskiydi, kirliydim, sakallarım uzamıştı. Birden bana iyilikle, sevgiyle bakan bir yüz gördüm. İnanamadım..İkinci kez zorlukla baktım resmine. Gene iyilik, gene sevgi vardı gözlerinde. Nihayet degismezi bulmuştum. Resmin benim içime bakıyordu. Benim kendimi görüyordu..Bana hep dostlukla, iyilikle, sevgiyle baktı."
aylak adam
".. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu ; asık yüzleri , kayıtsızlıkları , sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar , eritiyorlar..’ saatine baktı : dört buçuğa beş vardı.. ‘eve gitsem okusam..’ durağa yürüdü.. ‘bunları kurtarmanın yolunu biliyorum.. kocaman sinemalar yapmalı.. bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara.. iyi bir film görsünler.. sokağa hep birden çıksınlar..’ kafasından geçene güldü.. duraktakiler dönüp baktılar.. kadının biri kaşlarını çattı.. sokakta kendi kendine sesli gülünemeyeceğini bilmeyen yoktu.. ‘ne adamlar be.. güldüysem güldüm , size ne..’ duramadı orada , yürüdü.. eve gitmeyecek.. içindeki ‘sinemadan çıkmış kişi’yi öldürdüler.. sağ kalan sıkıntılı , kızgın.. hep ölçülü-biçimli mi davranmak gerek.. kim demiş.."
los lunes al sol
-8000 pesetas ne kadardır? -euro olarak mı? -hayır pesetas olarak... -8000? -hayır, benim için etik olarak çok daha fazla."
Eagle vs. Shark
jarrod: i'm a loser. lily: doesn't matter.
Paris, Texas
"...Ve adam ilk kez,evden uzaklarda olmayı diledi.Kimsenin onu tanımadığı uçsuz bucaksız topraklarda kaybolmayı diledi.Lisa'nın ya da sokakların,olmadığı bir yerde.Adını bilmeden böyle bir yer hayal etti.Ve uyandığında,yatağı yanıyordu.Yatağının çarşaflarını yakan mavi alevler vardı.Ve alevlerin arasından,sevdiği iki insana doğru koştu.Ama gitmişlerdi.Kolları yanıyordu.Kendini dışarı attı.Ve ıslak yerde yuvarlandı.Sonra koştu.Dönüp yangına hiç bakmadı.Sadece koştu.Güneş doğana kadar koştu.Ve daha fazla koşamadı.Güneş battığında,tekrar koştu.Ta ki insanlardan,hiçbir iz kalmayana kadar..."
biutiful
"Bu hayat sana karşılıksız verilmiş bir hediye. Zamanı gelince, yine karşılıksız geri vermen gereken." ""baba, baykuşlar öldüğünde tüy yumağı kustuklarını biliyor muydun?"
incendies
"Hikayeniz siz doğduğunuzda başlamış olsaydı korku dolu olurdu, babanız doğduğunda başlasaydı büyük bir aşkla dolu olurdu ama bence hikayeniz öfkeyi unutmak üzere verilmiş bir sözle başlıyor."
A Serious Man
“...Canını sıkan şu sorular Larry, belki de diş ağrısı gibidir. Bir süre hissedersin, sonra uçup gider.”
mary and max
"...Dr Bernard Hazelhof,eğer bir ıssız adaya düşseymişim ancak o zaman kendi arkadaş çevreme alışabileceğimi söylemişti yalnızca ben ve hindistan cevizleri.Dediğine göre kendimi ve kendi detaylarımızı seçemeyeceğimizi kabullenmem gerekiyormuş,hem de her şeyimle.Onlar bizim birer parçamız ve onlarla yaşamak zorundayız.Neyse ki arkadaşlarımızı seçebiliyoruz...ve seni seçmekten çok mutluyum..."
Der Himmel über Berlin
"çocuk, çocukken kollarını sallayarak yürürdü derenin ırmak olmasını isterdi… irmağın da sel… ve şu birikintinin de deniz olmasını çocuk çocukken… çocuk olduğunu bilmezdi her şey yaşam doluydu ve tüm yaşam birdi "çocuk çocukken… hiçbir şey hakkında fikri yoktu alışkanlıkları yoktu bağdaş kurup otururdu sonra koşmaya başlardı saçının bir tutamı hiç yatmazdı ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi…" "çocuk henüz çocukken şu sorulara sıra gelmişti. neden ben benim de sen değilim, neden buradayım da orda değilim. zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor. güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı? gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?
Savrseni krug/kusursuz çember
Ne yapıyorsun oğlum?Anne düşlüyorum.Şarkı söylediğimi düşlüyorum. Sen bana soruyorsun:Ne yapıyorsun oğlum?Düşündeki şarkı ne söylüyor?Anne, bir zamanlar bir evim vardı diyor şarkı.Şimdi yok, Anne.Söylediği şu: Bir keresinde sesim ve dilim vardı.Şimdi, ne sesim kaldı, ne de dilim.Kaybettiğim sesimle,Kaybettiğim dilimde, Kaybettiğim ev hakkında Bir şarkı söylüyorum Anne.
hayat var
"Diyorum sana... Sen bana çekmişsin. Bak hastalığımız bile aynı. Nefes alamıyoruz."
Nói albinói
-ya evlenin ya da evlenmeyin; ya da her ikisi için de pişman olun. dünyanın aptallığına kahkahayla gülün, pişman olun. onun için ağlayın ve yine pişman olun. dünyanın aptallığına kahkahayla gülün ya da onun için ağlayın; her ikisi için de pişman olun. dünyanın aptallığına kahkahayla gülün ya da onun için ağlayın; her ikisi için de pişman olun. kendinizi asın ve pişman olun. kendinizi asmayın, onun için de pişman olun. kendinizi asın ya da asmayın, ikisi için de pişman olun. ister asın ister asmayın, her ikisi için de pişman olun. işte, sevgili dostlarım, tüm insan bilgeliğinin özü. noi: neydi bu? - bir kitabın birkaç bölümü, kierkegaard (mezarlık).bir geri zekalıya yakışan bir isim.
Det sjunde inseglet
"Bu benim elim. Hareket ettirebiliyorum. Kanım damarlarımda akıyor. Güneş tepemizde parlıyor. Ve ben, Antonius Block… Ölüm’le satranç oynuyorum!"
Korkuyu Beklerken
“...Ben ucuz bir romandım.Hayır,kötü bir edebiyatın bile bir gerçekliği vardı:Can sıkıcı taklitçilikleri bile benden gerçekti.Ben yoktum; hatta ben yokum, olmadım diyemeyecek bir yerdeydim; kelimeler bile yanyana gelerek beni tanımlamak istemezlerdi. Ne olurdu benim de kelimelerim olsaydı; bana ait bir cümle, bir düsünce olsaydı. Binlerce yıldır söylenen milyonlarca sözden hiç olmazsa biri, beni içine alsaydı! Çok insan için söylendi ama, sana da uygulanabilir denilseydi. (Bu sözleri başkalarıyla paylaşmaya razıydım. Baska çarem yoktu.) Kendime gerçekten acıyabilseydim, gerçekten ümitsiz olsaydım. (Olumlu durumları aklıma getirmeye cesaretim yoktu.) Sonra yavaş yavaş, adım adım doğrulurdum.”sayfa,66
Bir Gökyüzü Nasıl Gelişir?
"...bak,bazen kalbimiz gibi ruhumuz da elimizdedir,bazen de ruhumuz gibi kalbimiz de evsiz,bunlar yaşadığımızdandır,daha ötesini bilemeyiz,fakat sen bak,bakmak gökyüzünü geliştirir..."Haydar ERGÜLEN/İTİBAR,sayfa 5
Genç Werther'in Acıları
“eğer insanlar zihinlerinde hep geçmiş acıları canlandırmasalar (fakat niye böyledirler, tanrı bilir), evet hallerinden memnun olacaklarına, geçmişin hesabına sürekli sıkıntılarını tazelemeseler, kuşkusuz şimdiki gibi acı duymazlardı.”
yeraltı
"ben neden böyleydim acaba?değerli olanın farkına vardıkça neden bataklığıma daha çok gömülüyordum?"
gölgesizler
-Onlar da Güvercin gibi kaybolmuşlardır. Güvercin gibi. +Düşünmeden konuşma. Kaybolması için var olması lazım bir insanın. Belki Asker Hamdi diye biri hiç olmadı. Belki sen bile yoksun. Kaybolmaktan zevk alır gibi sırıtma öyle.
tehlikeli oyunlar
"...Peki Hüsamettin Albayım.İşte bu ahşap evimde,bir gece içinde olsa,seni barındırıyorum;bir işe yaradığımı hissediyorum.Son zamanlarda neye yaradığımı pek bilemiyorum da.Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm sabah kalkınca. Tahtalar gıcırdar. Hayır, zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini. Sonra ne yaparım ? Uyanmadı, çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim. Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum. "sayfa 23
naked
“Sıkıldım mı? Hayır hiç de sıkılmadım. Ben hiç sıkılmam. Herkesin derdi bu, herkes sıkılıyor. Doğa size açıklandı ve sıkıldınız, yaşayan beden açıklandı ve sıkıldınız, evren size açıklandı ve siz bundan da sıkıldınız. Şimdi yalnızca ucuz heyecanlar istiyorsunuz; bunlardan bol bol istiyorsunuz. Ve yeni oldukları sürece ne kadar adi, saçma oldukları fark etmiyor. Hakkımda ne söylersen söyle ama ben hiç de sıkılmıyorum.”
hayali yerler sozlugu
"...ziyaretçiler hiçbiryer'e girdikten sonra,ülke halkının Yukarısı dediği kendi dünyalarında unutulurlar;sanki orada hiç yaşamamış gibidirler ve Hiçbiryer sakinleri hariç,herkes için görülmez ve duyulmaz hale gelirler.Ne var ki Hiçbiryer'in binalarının duvarları geçmişin anılarını korur,böylece ülkeyi keşfeden ziyaretçiler birden geçmiş günlerde yapılmış korkunç şeylerin acı veren imgeleriyle sarsılır..."Hiçbiryer ülkesi,sayfa 346
yeraltından notlar
“İki kere iki dört çekilmez bir şey. İki kere iki dört, bana sorarsanız, bir küstahlıktır. İki kere iki dört, ellerini böğrüne dayayarak yolumuzu kesen, sağa sola tükürük atan bir külhanbeyinin ta kendisidir. İki kere iki dördün yetkinliğine inanırım, ama en çok övülmeye değer bir şey varsa, o da, iki kere ikinin beş etmesidir”
bir süre yere paralel gittikten sonra
"bir sey sunulmustu bana, bir hediye, bir meyve. ama ben o meyveden tadamadim, gok erik gibi kaldi avucumda dunya. simdi ben uykusuzum, yalinayagim, kendimle mesgulum. kapimin onunde bos peynir tenekeleri, yagmur suyu biriktiriyorum. kendi kendime, 'sanatci tecrube edinemeyen insandir', diyorum, bu dunyada hicbir tecrubesi olmayan insandir ama sen simdi karala bunun ustunu, yirt sen bunu, olmadi cunku, olmadi iste. nafile."
Yabancı
"...böylece uyku saatleriyle,anılarla,o bildiğim öyküyü okumakla ve sonunda,ışıklı gölgenin birbirini kovalamasıyla günler geçti.İnsan,cezaevinde zaman kavramını yitirir diye bir yerde okumuştum.Ama bunun benim için pek bir anlamı yoktu.Günlerin aynı zamanda hem uzun hem kısa olabileceğini anlayamamıştım.Bu günlerin yaşanması uzun sürüyordu,kuşkusuz,ama öylesine gevşemişlerdi kisonunda birbirinin içine taşıyor ve orada adlarını yitiriyorlardı.Benim için anlamı olan yalnız dün ve yarın sözcükleriydi." 77
Fa yeung nin wa
"Tozlu bir pencere camından bakar gibi. Kaybolup giden o yılları hatırlıyor. Geçmiş, görebildiği ama dokunamadığı bir şey. Ve gördüğü her şey bulanık ve belirsiz."
Ta'm e guilass
"..Hayatı Allah’ın verdiğine ve uygun gördüğünde onu alacağına inanıyorsun. Fakat insanın devam edemeyeceği bir an gelir... tükenmiştir ve harekete geçmek için Allah’ı bekleyemez. O yüzden kendisi, harekete geçmeye karar verir. O an, “intihar”ın adlandırıldığı zamandır. O zaman "intihar" sözcüğünün, sadece sözlüklere konulsun diye bulunmadığını kavrarsın. O eylemsel bir uygulama olmak zorundadır. işte o an uygulama vaktidir. İnsan uygulaması üzerinde bir karara varmalıdır kendimi bu hayattan kurtarmaya karar verdim..."
sinek ısırıklarının müellifi
"...Uzak dostum! diye sesleniyordu Cemil'e,anlamı tam kaşısına alarak.Çünkü aşk başta anlam olmak üzere pek çok şeyi karşısına alır, huzuru örneğin, kararlılığı ve dengeyi. Kendi kendine sözler verirsin. Boşunadır." s.28 // "...Dünyamızda alışılmışın dışındaki her şeyin açıklanması gerekir ve bu hiç de masum bir gereklilik değildir. Açıklama yaparsınız, neden gösterirsiniz, makul gerekçeler sunarsınız, sonra bir de bakmışsınız tam da sizden açıklama bekleyenlerin dilini kullanıyorsunuz, kendi dilinizi değil. Birilerine açıklama borçluysanız borcunuzu daima kendi dilinizi harcayarak ödersiniz." s.27
Dead Man Walking
"Öldürmek yanlış bir şey, kim yaparsa yapsın. İster ben olayım, ister siz, ister devletiniz."
Bir Zamanlar Anadolu'da
Doktor:-Yağmur yağıyor, yağsın. Yüzyıllardır yağıyor ne fark eder? Fakat bundan sadece 100 yıl sonra bile Arap, ne sen ne ben ne savcı ne komiser.. ...Yani şairin dediği gibi : "gene yıllar geçecek ve geride benden bir iz kalmayacak yorgun ruhumu karanlık ve soğuk kuşatacak" Arap:-şimdi sıkılırsın edersin de, bir gün gelir belki burada yaşadığın şeyler hoşuna bile gidebilir. Çoluk çocuk sahibi olunca anlatacak bir hikâyen olur fena mı? Bir zamanlar Anadolu’da dersin, ücra bir yerde görev yaparken işte böyle böyle bir gece yaşamıştık dersin. Anlatırsın yani ne bileyim. Masal gibi.
YUME
-Burada hiç ışık yok! + Evet, çünkü ışığa gerek yok! - Ama gece çok karanlık olur. +Evet, zaten öyle olması gerekir. Gecem aydınlansın istemem, çünkü o zaman yıldızları göremem
KAMBUR
"Kaybolma isteğim kaybolduktan sonra,itiraf etmeliyim ki başka birkaç isteğim daha oldu.Ama bunlara hiç yanaşmadım;elde etmek için uğraşmadım.Hala isteyebildiğim bir şeylerin bulunması içimde böyle şeyler saklayabilmem,hoşuma gidiyordu.İstesem elde ederdim,deme şansım da var. Ve ben,beğendiği şeylere el atmayan,hemen o yığınlardan birine katmaya çalışmayan insanları erdemli bulurum.Başka çarem de yoktur."sayfa 13
Puslu Kıtalar Atlası
"rendekar doğru mu söylüyor ? 'düşünüyorum öyleyse varım' oldukça makul. fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar. düşünen bir adamı düşlüyorum. düşündüğümü bildiğim için ben varım. düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da var olduğunu biliyorum. böylece o da benim kadar gerçek oluyor. bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. düşündüğünü düşlediğim bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. o gerçek ben ise bir düş oluyorum."
Certified Copy
Her şey değişir, söz vermek bunu durduramaz. Kimse bir ağaçtan, bahar bitince çiçeklerini korumasını bekleyemez. Çünkü sonunda çiçekler meyveye dönüşür. Ve sonra... sonra ağaç meyvesini kaybeder. Ya sonra? Sonra yapraksız bir bahçe. Yapraksız bir bahçe mi? Farsça bir şiir. Yapraksız bir bahçe. Güzel olmadığını söylemeye kim cesaret edebilir?
güneşin oğlu
-kibir işte be adam. her şeyin en iyisini kendinin bildiğini düşünürsün. her zaman kazanacağından eminsindir. başka insanların hayatlarının senin için bir önemi yoktur. onlar sen varsın diye vardırlar. sen daha iyi yaşa diye. hatta bazen seni o kadar rahatsız ederler ki bunların sayısı ne kadar az olursa o kadar iyi dersin kendi kendine. bu yüzden de hastalıklı bir meydan okuma içinde oradan oraya saldırır durursun. ve bu uğurda yalan söylersin. ve bu yalan bazen o kadar büyür ki kendine bile inanırsın. ve zamanla kendini kandırman imkansız hale gelir. işte o zaman bi tane daha kendine ihtiyaç duyarsın. senin gibi olmayan ikinci bi sana.”Nevzat Trabzon
Zargana
"İntihar etmeyi düşünen ve birazdan gerçekleştireceğini bilen her insanda olması gereken heyecanın kırıntısı bile yoktu içinde. Çünkü o bir intihar bağımlısıydı ve bu iş onun için önemli değildi. Kendini öldürmesi için, dünya üzerinde ve kısacık hayatında yüzlerce neden vardı. O da her gün bunlardan birini alıp boynuna bağlayabilir ve kendini ilk gördüğü su birikintisine bırakabilirdi."
Suskunlar
"...mükemmellikle güzellik aynı şey değildir.Davut susuyordu.İbrahim Dede konuşmasına devam etti:Çirkin bir şeyi güzel yapmak mümkündür ama mükemmel bir şeyi güzel kılmak daha zahmetli bir iştir." (s. 157)
Kosmos
Güzeller güzeli; yüreğim şimdi bak, parmaklarımdan damlayacak. Şimdi bak, içimin oynaması benden rüzgar çıkaracak. Sen, sen, senin adın var mı?
Micmacs A Tire Larigot
Aeschylus kafasına bir kaplumbağa düştüğü için öldü. Jean-Baptiste Lully, ritm tutarken kangren oldu. Barbarossa zırhını çıkarmayı unuttuğu için, nehirden geçerken boğuldu. Ve bende tam bana yakışacak şekilde, korkudan öleceğim.
Groundhog Day
''Peki ya yarın diye bir şey yoksa? , bugün yoktu mesela.''
À bout de souffle
"konuştuğumuz zaman, ben kendimden söz ediyordum, sen de kendinden. aptalım ben. Halbuki sen benden ben de senden söz etmeliydik."
Lord of the Flies
"Söylemek istediğim şey şu: Eğer kurtulamazsak, burada uzun bir süre daha yaşamamız gerekecek! Belki hayatımızın sonuna kadar burada olacağız! Eğer, yaşlanana kadar buraya mahkum olacaksak, çocuk gibi davranmaya devam edemeyiz."
A Ay
Birdenbire! Her şey pespayeleşti Birdenbire pespayeleşti. Birdenbire.Pespayeleşmişti. Kumsaldaki gezintiden bu yana. Daha önceki gibi değil. Eller, kendi şekillerinde taşlaştı. Ay çürüdü.Ve kalan her şey...tek bir çizginin üzerine çekildi.Tüm nesneler. O... o kaldı Sadece o Büyüyen korku kaldı.
stranger than paradise
"yeni bir yere geliyorsun ve bakıyorsun ki her şey aynı."
In Bruges
"Uyanık olduğumu biliyorum ama rüyadaymışım gibi hissediyorum."
Before The Rain
"Ölümün gölgeli vadisinde yürümeme rağmen hiç bir şeytandan korkmuyorum, çünkü sen benimlesin."
The Life Of David Gale
"bütün hayatımızı ölümü durdurmaya çalışarak geçiriyoruz. Yemek yiyerek, icat ederek, severek ,dua ederek, savaşarak,öldürerek. Ama ölüm hakkında gerçekten ne biliyoruz ki? Sadece hiç kimsenin geri gelmediğini. Ama hayatta öyle bir nokta geliyor ki o an... zihin bütün arzuları ve tutkuları yeniyor. Alışkanlıklar hayallerden ağır basıyor. Ve kayıplar... Belki de ölüm bir armağandır. Bunu düşün.
ogullar ve rencide ruhlar
"Bazen de saygıdeğer abilerim ablalarım, dünyası yerle bir olur insanın. hayat, fazla kafa yormadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir. en akıllıca saydığınız fikirlerinizin saçmalığını, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. aslında hiç bir konuda bir fikriniz bulunmadığını, aslında hiç kimseye karşı bir şey hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı aynı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu. hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek her nasılsa yok saymayı başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzeresiniz demektir."
Eternal Sunshine of the Spotless Mind
Bazı sayfalar yırtılmış.Böyle bir şey yaptığımı hatırlamıyorum.İki yıldır ilk kez bir şey yazıyorum.Kumu fazla abartıyorlar. Altı üstü küçücük taşlar işte.Keşke biriyle tanışsam. Bunun olma şansı çok düşük.Tanımadığım bir kadınla göz kontağına giremediğim düşünülürse. Belki de tekrar Naomi'yle çıkmaya başlamalıyım.Tatlı biriydi. Tatlı iyidir.Beni seviyordu.Neden bana azıcık ilgi gösteren her kadına aşık oluyorum?
Mr.Nobody
Hayatta, her şeyin tükenmiş gibi göründüğü bir an gelir.Tercihler yapılır.Sadece sürdürebilirim.Kendimi, avucumun içi gibi bilirim.Her tepkimi önceden görebilirim.Hayatım, hava yastıkları ve emniyet kemerleri arasında, beton kalıp içinde.Bu noktaya ulaşmak için her şeyi yaptım ve şimdi buradayım.Lanet, bunalmış durumdayım.En kötüsü de, hala yaşadığımı bilmek.
gizliajans
"Ve ben artık mutsuz bir adamım.Günler,haftalar,aylar akıp giderken,ben yaşamıyor da daha ziyade vakit geçiriyorum.Ortalık karardıktan sonra pencereden yıldızları izliyorum.Umut etmiyorum,kızmıyorum,üzülmüyorum. Sadece hatırlıyorum..."
masumiyet
"bi ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyo. bi daa açtım, başımda bi çocuk, kalk abi, diyarbakır’a geldik diyo..kale mahallesi vardır oranın, bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim?..o gece oturup düşündüm. oğlum bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi. o gün bugün usul usul yürüyorum işte"
wristcutters a love story
Cenazemde ağlamış olmalı.Bunu övünmek için söylemiyorum ama ağladığından eminim.Bazen, kendini çok yakın hissettiği bir erkeğe benden bahsettiğini hayal ediyorum.Onu bir daha hiç göremeyeceğini biliyorsun, değil mi?Ona erimiş çikolatalı gofret gibi büzülmüş,kanı çekilmiş cesedimi...nasıl mezara indirdiklerini anlatıyor.Ona aslında nasıl da hiç şansımız olmadığını söylüyor...
mary and max
"izmaritler çok kötüdür. çünkü denizi kirletirler ve balıklar onları çekip nikotin bağımlısı olur. şaka yapıyorum. çünkü gayet tabii sigaraların suyun altında yanması mümkün değildir. ayrıca balıkların çakmakları koyacak bir cepleri yoktur."Max
Sleepers
" - Güvercinleri sevdiğini bilmiyordum. - Konuşmayan her şeyi severim." ” Hala ışıklar açık mı uyuyorsun “
fight club
tyler diyor ki, ben henüz dibe vurmaya yaklaşmamışım bile. ve eğer sonuna kadar düşmezsem, kurtarılmam olanaksızmış. isa çarmıha gerilerek yapmış bunu. sadece para, mülkiyet ve bilgiden vazgeçmen yeterli değil, diyor tyler. bu bir hafta sonu tatili değil. kendini geliştirmeye sırt çevirmeli ve felakete doğru koşmalısın.
vincent
“ne mahkumsun ne de yarı ölü” dedi annesi “oynadığın bu oyunlar... kafanda hepsi! sen vincent price değil, vincent malloy'sun. işkence altında değilsin, sadece küçük bir çocuksun. yedi yaşındasın ve benim oğlumsun, dışarı çıkmanı ve biraz eğlenmeni istiyorum!”
muhsin bey
çiçekler ölmüş.. hepsi .. eskiden bir yer ayarlardın güneşi iyiyse yerini de sevdiyse ne biçim açardı şimdi güneş aynı, ışık aynı, yer aynı ...suni gübre istiyorlar bir iki gr potas koyunca bir coşuyor namussuzlar ama sonra ... ölüyorlar
Skhizein
-böylece biraz daha az,biraz daha fazla..bilinmesi gereken nokta nedir.kaç santimetre? şuan emin olduğum tek şey durduğum yer artık sıkıntı vermiyor,artık değil.
canım kardeşim
kahraman: bana bak, sana bir şey söyliyim mi? -söyle - kimseye söylemek yok ama! - iyi ya söylemem. - yemin et bakiyim.-valla billa söylemem. -:ben ölücekmişim. - ne var oğlum bunda yemin ettiricek?- hiiiiç..ama abimle halit abim "duydun mu?" diye bağırdılar akşam bana. ben de korkudan "duymadım" dedim. -sen sahiden ölürsen bilyalar nolucak? - ne biliyim ben. - bana versene?- iyi ya, ölünce abimden alırsın.- yaşa ulan!
shawshank redemption
"sevgili dostlarım, dışarının bu kadar hızlı büyüdüğüne inanamadım. çocukken bir keresinde araba görmüştüm... fakat şimdi her yerdeler. dünya büyük lanet bir acele içinde. şartlı tahliye komisyonu beni bu yarım eve soktu adı "biracı"... ve bir iş; alışveriş mağazasında yiyecekleri poşetliyorum. zor bir iş ve ben dayanmaya çalışıyorum fakat çoğu kez ellerim acıyor. mağaza müdürünün beni pek fazla sevdiğini sanmıyorum. bazen işten sonra, parka gidip kuşları besliyorum. ve jake'in (brooks'un hapishanede besleyip sonra özgür bıraktığı kuş) birden çıkıp bana merhaba diyeceğini düşünmeye başlıyorum. fakat bu hiç olmuyor. umarım, her neredeyse, iyidir ve yeni arkadaşları vardır. geceleri uyumakta zorlanıyorum. kötü rüyalar görüyorum yere düşüyormuşum gibi. korkarak uyanıyorum. bazen nerede olduğumu hatırlamak biraz zamanımı alıyor. belki bir silah alıp mağazayı soymalıyım ki beni evime geri yollasınlar. oradayken müdürü vurmalıydım. bir çeşit ikramiye gibi. sanırım artık bu tür saçmalıklar için çok yaşlıyım. burayı sevmiyorum. her zaman korkmaktan yoruldum. kalmamaya karar verdim. sanırım benim gibi yaşlı bir hırsız için fazla üzülmezler. not: heywood'a söyle, boğazına bıçak dayadığım için üzgünüm. hiç kuvvetim kalmadı. brooks."
Uçurtmayı Vurmasınlar
“Barışı tanıdığım yerde ne bulutlar vardı, ne de başı gökte bir çınar. Adının anlamı dünyayı kucaklasa taşta büyümezdi Barış ! Ama bunu bilmezdi anası ! Babasının sevdiği bir şarkıcının adıymış. Yalnızca bu yüzden konmuş adı.”