11.05.2012



Bir dönemsel işte çalışırken başka bir dönemsel projeye zıplayıp orayı bitirip tekrar geriye,başladığım ilk dönemsel projeye geri dönüp ordaki kalan işi de bitirdikten sonra,
biraz tatil yapıp tekrar aynı yere çağırılıp bir hafta daha çalıştım. sonra,zaten dönemsel çalışırken arada gittiğim o ikinci dönemsel projenin bir aylık daha işinin
olduğunu öğrenip oraya geri döndürüldüm.
Üstelik çalışmak istemezken,aylak insan olmak isterken.
Aylak insan demişken.
Hikmet abi ile Aylak Adam c. arasında bir benzerlik,bir yakından akrabalık durumu,aynı sofrada bulunmuşlukları birer çay içmişlikleri kesin var.Bu aralar okuduğum kitaplardan biri Aylak Adam.Sabah otobüsünde ayrı akşam otobüsünde ayrı ve her fırsatta okuduğum kitaplarla çantamı doldurup öyle gidiyorum işe.üç kitabı aynı anda okuyorum,çantam okul çantasından hallice.
Okula gider gibi gidiyorum işe diyeceğim ama zaten okula gidiyorum da diyebilirim okulda çalışırken.

Kafanız mı karıştı,
boşverin gitsin.

Aslında ard arda iki gün hem sabah hem akşam aynı otobüste Profesör Emmet Brown'un 1955 yılındaki haliyle karşımda durduğunu da söyleyecektim ve sanırım onu sadece benim gördüğümü.Sonra bazı arkadaşlarımın da benim hayal ürünüm olabileceğinden şüphelendiğimi de ekleyecektim.Ve sanırım annemin zıttı olarak benim,annemin gördüğü bir kabus olduğumu sandığımdan da bahsedecektim.Ama boşverdim kafanızı daha fazla karıştırmak istemezdim.8-)

2.05.2012

 

Bazen,yolda yürürken kendi kendime gülümsüyorum.Bazen de otobüste,dışarıyı seyrederken ama aslında kafamdaki düşüncelerin içinde gezindiğim sıralarda
gülümsememe engel olamıyorum.Doğrudan maddi şeyler değil ama ille de gelip maddiyata dayanan şeyler için hayalimde genelde bana hep bir miras kalır.Ve ben de bunu nasıl olurda
kendimi ve herkesi mutlu edecek şekilde değerlendirebilirim diye düşünürüm.Tabi mirasın hayalimdeki ölçüsüne göre yapılacaklar değişse de şimdilerde ilk öncelik bir film şirketi kurmak ve senaryo aşamasındaki filmimizi çekmek.Bunun için bana miras kaldığını duyduğum gibi ekibi toplayıp müjdeyi verdim mesela.:)
Elbetteki bir kısmını hayır işleri için de kullanıyorum.Kuzenim var benim onu evlendirmemiz gerek.Sonra çok uçuk olsa da projelerim var.
Mesela her sokağa bi hayvan çeşmesi.Her caddeye herkesin bedava yemek yiyebileceği bir lokanta,Her sokağa
bedava abur cubur satan bir bakkal.:) her eve okunması gereken ilaç niyetine kitaplar,her insana izlenmesi gereken filmler...şeklinde sürüp giden ütopik hayaller.
Tam niye bunları anlattım ki yahu ben diyodum ki yukardaki biletler ve yarın bu saatlerde maçta olacağım düşüncesi
gülümsetti beni.Biletleri aldığımdan beri vır vır vır vır vır vır konuşup duruyorum.
Ben heyecanlandığımda çok konuşuyorum.
kardeşim de öyle söyledi az önce ,sus artık der gibi.
Yarın gideceğim maçtan şöyle yapıcam böyle yapıcam diye o kadar çok bahsettim ki evdekiler de bıktılar tabi.
Annem ,yeter artık sana da maçına da diyip odama kovaladı mesela:)
Ama az bi şey değil derbiyi statta izlemek.
Üstelik benim gibi sadece iki kere stada gitmiş biri için hiç az değil.
Beşiktaşlı değilim ama bunun bi önemi yok.
Yarın bu saatlerde gizli deplasmanda ,beşiktaşlı görünümlü zararsız bir taraftar olarak maçı izleyip,
var gücümle tezahurat yapacağım.
Kimin için yaptığımın da bi önemi yok orda olacağım önemli olan da bu.
p.s. bu yazı okunduktan sonra kendi kendini imha edecektir.
p.p.s.olur da yazı kendini imha etmese de, siz bu gizli deplasman olayından kimseye bahsetmeyin olmaz mı.

19.04.2012


Talihsiz insan m'nin yaşı X-1 olsun.Yine aptal yaş muhabbetlerinin konuşulduğu bir ortam.(İşte yine başlıyoruz!) Karşısındaki şahıs m'nin yaşını sorar.Yanındaki işgüzar arkadaş sırıtarak m'den önce cevap verir.Tahmin bile edemezsin onun yaşını, kaç yaşında olabilir sence?
meraklı insan cevap verir x-8 ?
İşgüzar arkadaş bilemedin biraz daha çık der.
m bezgin gözlerle olan biteni takip ediyodur.
Meraklı arkadaş bir tahmin daha yapar:O zaman, x-5?
Hayır yine bilemedin der işgüzar arkadaş.
m kendini hilkat garibesi gibi hissederek ve insanları inandıramayacağından emin bir şekilde cevap verir,X-1 yaşındayım.Etrafta bi gümbürtü kopmaktadır.Kısa süreli bir şok bir kaos ortamı.Hep bir ağızdan konuşmalar.m'nin abla sandığı teyze görünümlü kadın şaşkınlık geçirir;sen benden büyükmüşsün!! m ortamdan hızlıca uzaklaşırken akıllarda tek soru,m nasıl olur da x-1 yaşında olabilir?

Yukarıda anlatılan olaya göre m hakkında aşağıdaki sonuçlardan hangilerine ulaşılabilinir?

I. m pigmedir,

II.m benjamin button'dır,

III.m yaşını büyük göstermeye çalışmaktadır,

IV. hiçbiri,

V. hepsi.

A) I ve II, B)yalnızca II, C) yalnızca IV, D) II ve III , E)yalnızca V

17.04.2012




Kafa Dengi,ev ödevleri,Gökdemir İhsan demişken,Hayali Yerler Sözlüğü'nü ve Bay Perşembe'yi okumaya başlamış ve çok sevmişken (evet bay perşembe'de elimde artık)programı izlerken not alıp,yapılacak işler listesine eklediğim bazı kitap isimlerini de yazayım dedim.İnternette küçük bir araştırma da yaptım,acep tüm bölümlerin ev ödevi kısımlarına dair bir liste bulabilir miyim diye.
Ancak kimse öyle bir liste tutmamış.O yüzden elimdeki liste benim için daha da önem kazandı.Belki arayıp,tarayıp bulamayanlar varsa küçük bir yardımı dokunur,gözümüzün önünde durur,sizden de kitap isimleri eklenir diye ben küçük listemi yazayım.Aslında  hangi kitabın kimden tavsiye olduğunu not almamışım ama Borges ve Calvino'yu görünce,hangileri Gökdemir İhsan'ın hemen anlaşılabilir :)


Kafa Dengi ev ödevleri kitap isimlerinden bazıları sırasız olarak şöyledir :
-Çürümenin Kitabı,
-Tespih Taneleri/ Mıgırdiç Margosyan,
-Kendi İçine Düşenler Ansiklopedisi/ Selman Bayer,
-Diriliş Muştusu/ Sezai Karakoç,
-Jar/Kemal Varol ,
-Bilge Karasu-Göçmüş Kediler Bahçesi,
-Mantık ut Tayr,
-Kış Bahçesi,
-Biçem Alıştırmaları-Raymond Queneau,
-Benden Önce Bir Başkası-Nurdan Gürbilek-Metis,
-August Strindberg / Düş Oyunu,
-Kafka-Ceza Kolonisinde,
-Umberto Eco-Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti,
-İtalo Calvino/Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu ,
-Don Isidro Parodi'ye Altı Bilmece
Bustos Domecq (Borges ve Casares),
 

11.04.2012


Var öyle bir kitap,gerçekten ama."Aburcubur bölgesini","evden işe işten eve ülkesini","dünyanın ötesindeki ormanı","balon toplayıcıları ülkesini",hamarat arılar adasını" ben uydurmadım.
Varlar üstelik haritaları var coğrafi özellikleri var,
yaşam tarzları bile var.Öyle güzel öyle imkansız bir hayal kitabı.
Elimde görenler,şaşırıp incelemek isteyenlerin elinden zorlukla kurtardığım bu muhteşem büyülü sözlük,
Kafa Dengi'nin ev ödevleri kısmında Gökdemir İhsan'ın bulunması zor kitaplarının olduğu,o meşhur has kitaplığından tanıttığı kitaplardan biri aslında.
Hani şu ilk görüşte aşk dedikleri şey, sanırım benim Hayali Yerler Sözlüğü'nü ekranda ilk gördüğüm andaki duygudur işte.
İlk gördüğümde bulabilmenin zorluğunu düşündüm ilk önce.Aylar aylar öncesinde not aldığımız Bay Perşembe'yi ara tara bulamadığımızı düşünürsek hem de.
Ama imkansız değilmiş Gökhan sayesinde.
Okuyorsun,okudukça ve okudukça kaybolup gidiyosun hiç gitmediğin,henüz hayal bile edemediğin çocukluk düşlerine.
Denedim,mesele bu kitap arşivin dibinde bile büyüsünü sürdürüp insanları etkisi altına almayı başarabildi bugün :)
Neyse şimdi gidip uyumadan önce okunduğunda ne gibi sonuçlar ortaya çıkaracağını denemem gerek,
Zaman kaybetmeden bulun,alın bu kitabı bence,okuyup kaybolun!

25.03.2012

"pasiflora anlamında tiren koşayım,koşayım filmlerin adı bu olsun"



-Nasılsın?

+ımm,aslında pek iyi sayılmaz.Geçenlerde klavye üzerinde bana yardım etmeye uğraşan iş yeri karıncalarından bir tanesini kenara çekmeye çalışırken, istemeden öldürdüm sanırım.
Şey ama belki de ölmemiştir di mi?

-?!!#½?!

Gitmeyecektim aslında.Nuh Tufan ve İbrahim Kurban'a ulaşmaya çalışmıştım.Acil dublor gerekliydi.
Kına gecelerinden nefret ediyodum ve bir yolunu bulup gitmemeliydim.
Üstelik Cuma günü olmam gereken yer olan Tarık hoca söyleşisi büyüktür kına gecesiydi.
Ulaşamadım!
"Arkadaş hatrına kına gecesine bile tahammul edilir" sözüne istinaden gitmek zorunda kaldım.
Kapıdan girdiğim anda bir takım teyzeler bir takım kadınlar oynayarak karşıladılar ve bir anda kendimi saçma sapan bir eğlencenin içinde buldum.
Bi anda etrafımı saran zombisel insanlarla salonun tam ortasında kalakalmıştım..
Dehşet!
Sonra onları gördüm.
Bana doğru gülümseyen tanıdık arkadaş yüzlerini.
Yanlarına sığındım.
Anlamını bilmediğim garip gürültü eşliğinde sorgu şeklinde süren sohbetler.
İnatla garip figürlerin içine dahil etme çabaları.
Ben bilmem dedim.Saklambaç falan oynarsanız oynayabilirim.
Güldüler.
Zoraki gülümsemeler ve garip figürler arasında kendimi her zamankinden daha çok uzaylı gibi hissetmiştim.
Bu kadar "normal" insanla bir arada olmak yormuştu beni.
Eve gelip film izlemek bana iyi gelecekti...
 
Take Shelter,izlemelisiniz.

16.03.2012

"saçmalama" dedi albay


Durum şu ki Albayım,ne ben nerden mi çıktım?
Şey aslında beni Hikmet abi gönderdi sana,benim de başetmek zorunda olduğum bir takım melekler varlar da.
Benim içimde ve bana karşı savaş açmış durumdalar.En az Hikmet kadar zor durumdayım albayım,sen yardım edermişsin.
Aslında bir Margaret vardı.Nasıl anlatayım sana dul Nurhayat teyze gibi bi kadın bu Margaret.Senden iyi olmasın iyi dinleyicidir.
Ne zamandır ortalıklarda yok ama.Arada sırada resmini çizdirdi.
Çirkinliğine çirkinlik katmamı isterdi.Kendisiyle barışıktır benim gibi değildir o,kızmazdı.
Sanırım benden sıkıldı.Abuk saçma sapan sorunlarımdan sıkıldı ve çekip gitti.
Belki de ailevi sorunları vardır bilmiyorum.Evet yalnız değil o bir ailesi de var.
Neyse ne diyodum bir takım melekler.
Aslında epey bir süre sadece bir melek vardı.Çocuk melek,büyümek istemeyen melek,hayal dünyasında yaşayan melek.
Salak ve ağlak melek.Bütün hepsi o'ydu.Ne oldu nasıl oldu anlayamadığım bir sırada bir ikincisi türedi.Dayanamadı o'na ve onu yok etmek istedi.
Birinciyi öldürdü,yani öldürdüğünü sandı ve iktidara geçti.Güçlü olmak değişebilmek için kendiyle savaşmış,inatlaşmış ve başarmıştı.
Daha normal insan olma yolunda.Diğer insanlar gibi hayatın gerçeklerinin farkında ve onlara razı.İş güç derdinde,insanlar ne düşünür derdinde.
Çok sıkıcı.!!
Büyüdüğünü de sanmıştı,hesaba katmadığı başka bir varis üçüncü melek çıkana kadar.
üçüncü melek öldüğü sanılan birinci melek'le birleşip ihtilal gerçekleştirdi.
Şimdi eskisinden de fazla ölme meraklısı,gerçek dışı bir yaşam kurmuştu.
Bu salak gerçek hayat ona göre değildi.Çok acı vardı etrafta dünya yaşamaya değer değildi.
Bir takım gerçeküstü hayalleri ve planları vardı.Bunları gerçekleştirmeye uğraşıp ,gerçekleştiremeden gitmeliydi ölmeliydi.
İş ve güç umrunda değildi.Parası yoktu,olmasındı.
Sonra bu gidişe dur dediler.
İkinci melek ve diğer insanlar, ellerinden geleni yapıp bu yeni koalisyonu devirmek istediler.
Bir iç karışıklık ,bir kaos ortamı.Çetin bir savaş.
Hepsi birbirini suçladı.Birbirlerine ne işkenceler.Hiçbiri de ölmeyi beceremedi.
Şartlar yeni bir meleğin ortaya çıkmasını gerektirdi.Bir dördüncü melek.
Ama bu dördüncü melek çok zor durumda albayım.Nasıl olup da bir orta yol bulmalıdır bildiği yok.
Hepsini öldürmek ya da bir kısmını yaşatmak zorunda.
Kelimeler albayım,kelimeler evet.Cam kırıkları bir de beynim de.Dinliyorum...

5.03.2012

"öyleyse yine de gerçek bir hasar yok değil mi?"



 
Kitaplar ve filmler olmsaydı çoktan delirmiş olabilirdim....Tehlikeli oyunlar,Hikmet Abi yeni kahramanım benim.
Onunla otobüse binmek onunla otobüsten inmek onunla çalışmak onunla eve dönmek.Okudukça anlıyorum ve anladıkça daha seviyorum onu.
Evde yerini filmlere bırakmak zorunda kalıyo ama kızmıyodur biliyorum.
Otobüste film izleyemeceğim için böyle bir tercih yaptım.Aslında otobüste de film izleyebilirim.
Kimi zaman maruz kalmak zorunda olduğum ve çoğu zaman başrollerinde emektar teyzelerin olduğu sohbetlerin filmleri,
akşam izleyeceğim filmlerin düşünceleri,ya da geçmiş filmlerin akılda kalan kareleri
ile bir yolculuk.Aslında kendi geleceğim ile ilgili kısa filmler de var.Ama bunlar gerçek üstüler ve çoğu zaman ben bile anlamıyorum.
Ben epeyce kalabalıkştım böyle böyle.Bir sürü oyuncusu olan bir filmin yönetmeni gibiyim.Hep beraber işe gidip hep beraber çalıştığım bir sürü başka karakterle çok kalabalığız.
Delirmedim dediysem ancak bu kadar.!
Sonra melodiler varlar bir de.Onlar sayesinde uzak diyarlara gidip,dilini bilmediğim insanlarla bile anlaşabildiğim,
içinde bulunduğum mekanı farklılaştırıp başka boyutlara açan.
Sonra sonra,birileri gelip hey uyan artık diyip dürterek uyandırır.Tam rüyalara dalmışken.Abuk sabuk düşüncelerle beynini ütüler,istemediğin şeyleri yapmaya zorlar.İki farklı dilde tartışmaya başlarsınız.
Uyuyamazsın, ne yapman gerektiğini bilemezsin,ne düşünmen gerektiğini anlayamazsın.Sonra dişin ağrır.Tüm bu sorunları birleştirip diş kavuğuna yerleştirir.
Acın daha da artar.Ağlatır ve ağlatır.
Kıvranırsın.Dahası evde ağrı kesici yoktur.Rüyanda çantanda aspirin bulduğunu görürsün,uyanırsın aspirin yoktur.Sonra şu salak dünyadaki tek ve en önemli derdin o aspirin oluverir.Dişçiye gitmek en büyük kurtuluşundur,Gündem değişir.

Sonra,sonrası yok.

3.03.2012

"annem rasyonel ne demek,ağlamıyor."



Mantıklı olmam gerekmiş.Mantıklı davranmalıymışım.Büyümem gerekmiş.Güzel güzel neden konuşamıyomuş .Mızıklamaya başlıyomuş hep.İnadımdan vazgeçmeliymişim.Böyle olursam hayatta çok zorlanırmışım.Nolur bir kerede söz dinleseymişim.Ölür müymüşüm.Yoksa sevdiğim mi varmış.Yaşım küçük değilmiş artık.Elalemin kızları şöyle de böyleymiş,neler nelermiş.Ben hiç söz dinlemez mişim.Burnumu sürterlermiş.Benim de çocuğum olacakmış bir gün,o zaman anlar mışım.Belki de kaderimmiş.Abisi neler nelermiş,iyi insanmış.O da iyimişdir nerden bilebilebilirmişim.Tanımadan bilinmezmiş.Babamla böyle tanışmışlar da kaç sene olmuş.

Mantıklı olmam gerekmiş.Mantıklı davranmalıymışım.Büyümem ge..

20.02.2012


 "sanıyorum hayat insanın doğasına ters. En azından, benimkine." OVRR

Eğer,annenizi telefonda birine: " Ne diyim hayırlısı ise olsun" repliği ile yakalamışsanız,ardınıza bakmadan hıphızlıca koşmalısınızdır.Gözden kayboluncaya kadar hem de.Çünkü eğer yakalanırsanız bir sonraki aşamada,ısrarcı anne sohbetine maruz kalırsınız ki can sıkıcı abuk hayat zırvaları içerir ve uykunuzdan eder.Saat,03:04'tür.
 
daha ne kadar ölmeyeceğim böyle :|

9.02.2012


Ne söylesem şaşırıyor bu insanlar,
iş yeri insanları...Yaşımı söylüyorum şaşırıyolar,dinlediğim müziği,izlediğim filmleri,güncel politik olaylarla ilgili fikrimi...Hep aynı replik,görüntünüzle uyum sağlamadığını düşündükleri her şeyden sonra aynı sözler "hiç öyle birine benzemiyosun,"senden beklemezdim"gibi.Ne beklerdiniz,ne dinlememi,ne izlememi,ne düşünmemi beklerdiniz diye haykırıp,arkama bakmadan koşup kaçmak isterdim.Evet haykırdım aslında ama içimden.Durum şu ki,tam olarak sekiz saatimi geçirdiğim iş, yolu da hesaba katarsak baya bi süre ediyo ki bazen benim için bu zaman dilimleri fazlası ile çekilmez olabiliyor böyle.Üstelik bahsettiğim bir nevi oksijen maskesi arkadaşım da istifa ettikten sonra daha da fazla.İş yerinde insanlara adapte olmaya çalışmaktan,gülümsemeye çalışmaktan,konuşmaya çalışmaktan yoruluyorum.Konuşmayıp somurtma hakkımı kullanmak istiyorum o zaman da neyin var, noldu sorgulamalarına maruz kalacağımı bildiğim için yine korkup kendimi zorluyorum.Alakasız sohbetlere maruz kalmayı bile denedim.Faydasız, aptal yüzüm her duygu durumumda beni ele verebiliyo.Birine gıcık olduğum zaman ona gıcık değilmiş gibi davranamıyorum.Devamlı konuşup,gülümseyen insanların bu neşe ve enerjiyi nereden bulabildiklerni anlayamıyorum ve neden beni de aynı şeye zorladıklarını...


Sanırım ben onların gözünde uzaylı olabilirim.İşim var eve gidip film izlemeliyim diyorum acayip acayip bakıyolar.Eve geldiğimde uyumuyorum da onlar uyuyolarmışlar.Aptal popüler şarkılar ve ferhat göçer de umrumda değil,ama dinlemek zorunda bırakılıyorum.Kulaklığı neden hep evde unutuyorum ki sanki.Neyse.Mesela onlar bir sürü çikolata yiyip neskafe bağımlısı olabiliyolar da, ben onu da pek sevmiyorum.Sanırım ben gerçekten normal değilim.Zaten ben dereotunu da,pırasayı da seviyorum.Belki de gerçekten... uzaylıyımdır ha?

7.02.2012

"çünkü hakikat gayetle ağır bir meslektir."



Bir sürü şey ekleyip ama aslında hiç bir şey de yazmadığım abuk bir bloga sahibim.Evet nefes alıp veren ,yaşayan ama hiç konuşmayan bir insan gibi, ya da az konuşup,devamlı film izleyen benim gibi.Filmlerimi izliyorum,repliklerimi aklıma kazıyıp,soluğu burda alıyorum.Kenarlara iliştirip arkama bakmadan tüyüyorum.Aslında bazen bir kaç cümle bir saçmalık oluşturmak için bir araya gelip çaba sarfetmiyo değiller ama saçmalamak için bile fazla saçmalık bu cümleler bir araya gelince anlamsızlıklarını farkedip infilak ediyolar.Sanırım bu yazı da bir süre sonra saçma olduğunu farkedip kendi kendini imha edebilir.Zaten bir nevi ben aslında buralardayım yazısıydı,evet.Şimdi Ezginin Günlüğü'nün Gemisi eşliğinde burdan hızlıca uzaklaşabilirim.Ya da şu yandaki muhteşem melodi ile,gidip bir de çay içeyim.

22.01.2012



Kesinlikle izlenilmesi gereken filmler listesi madde bilmem kaç:Nar. Nar'ı izledik bugün.Beklenmedik bir gerilim benim için.Psikolojik gerilim,üstelik film boyunca hep artan seyirde.Tek mekanda çekilen filmlerin en başarılılarından hem.Beyaz gömleklerini kırmızıya boyayanlar insanlar var,aslında hepsi zaman zaman suçlu ya da mağdur.Serra Yılmaz var.Yolda yürürken,minibüse binerken bile hat safhada oyunculuk,okuduğum eleştirilerde bazıları diksiyonunu ve mimiklerini hep aynı bulsa da bence harika.Erdem Akakçe sonra.Karanlıktakiler'de mükemmeldi burda da öyle.İrem Altuğ ise performansıyla filmin gizli kahraman gibi.Yoruma açık finali ve orjinal senaryosuyla mutlaka izlenmeli.İtiraf ediyorum ki ben Gölgesizler'den bile çok sevdim.İzlemelisiniz.

Sonra hangi gün tamam cuma günüydü,cuma itibarı ile bir yaşıma daha resmi olarak girmiş bulunuyorum,tepkisizim,tepkisizdim.Yaşlanmak umrumda değildi.Ama artık sanırım yıllarca aynı yaşta kalan kompleksi ablalar gibi kendime bi yaş belirleyip bir kaç sene orda konaklamalıyım.Yani o yaşlılık sınıfına yaklaşıyorum.Ölüm planlarım tutmazsa tabi.yo intihar değil sadece bi temenni.
Bir yaşına daha girmek bazen güzel olabilir ancak.Aşağıdaki gibi bir hediye alırsa insan.Ambalajlarından sökmeye kıyabilseydim,bugün bir Zeki Demirkubuz filmi izleyebilirdim,kıyamadım.


12.01.2012

birbiriylebağlantılıyüzbinlerceyılım vor.



İnsanın iç sesi ya da kafa sesi ile mi demeliyim arası iyi olması gerekmez mi.
Hani onun en iyi anlayan en iyi dostu gibi,ya da en azından cesaretlendirmesi falan?
Ben iç sesten hep hakaret hep azar.Hep salak mışım hem aptalmışım,neler neler...
Ya da tamam kabul,salak olduğum konusunda haklı bu net.Ama biraz olsun yardımcı olabilir öyle değil mi.Hep cesaret kırıcı şeyler söylemesin bana.Halbuki çabuk gaza geldiğimi en iyi bilen de kendisi.
Neyse 
Evet bi salaklık yaptım yine ben.İş buldum ama eski işim,eski şirket,arşiv yine.
Değişen hiç bişey yok,şartlar daha da berbat,mesafe uzak.
Yine kör karanlıklarda uyanıp otobüs hatları arasında mekik dokuyorum ve kendime bunun mantıklı bir açıklamasını yapmaya çalışıyorum.Evet hayatın gerçekleri dediğimiz o zırvalar.Hayal dünyasında fazlaca yaşamana izin vermiyolar.çok bile kalmışım filmlerle kuşatılmış güpgüzel zamanlarda, sıyırdılar.
üstelik hayata tahammul etmenin yollarını bulmuşken tam da.Ne çok mu dramatize ediyorum,evet çalışmak zorunda olmayı sevmiyorum,
Neyse diyelim yine.Güzel tarafları da yok değil.Mesela iş güzergahıyla uyumlu Puslu Kıtalar Atlasını okuyup bitirdim.Uzun İhsan Efendi ve Bünyamin ile yolculuk yapmak,mükemmeldi.Şule Gürbüz'ün Kambur'unu ise bitmesin diye uyuklama arası minik dozajlarla okuyorum.Yine mesela bi karar aldım bugün ben. Bu kararı almama sebep olan insan arşivde niye çalıştığını hiç anlamadığım Perihan.Sinema televizyon okumuş da.Filmlerden bahsettik,yönetmenlerden bahsettik,derslerden.Onur Ünlü'den.Farkettim Onur Ünlü'yü seven birini sevmemek mümkün değilmiş.Sonra yine filmlerden,filmlerden...Ve dedim ki neden Ales'e girmiyorum ki.Halkla ilişkiler+işletme üstüne sinema televizyon yüksek lisans mümkün olur mu dedim.Olurmuş,deniycem!


25.12.2011


Siz hiç sinirlendiğinde "Andreadorya'lar"diye hakaret eden bir kimya hocası düşlediniz mi?
"Maydonoz kafalılar" ya da "sersem tavuk" da olabilir.
İnanın bana ben de düşlemedim.Düşleyemezdim de.Ama gerçekten böyle bir hoca gördüm.
İşte şu yukarda çizmeye çalıştığım robot resmin sahibi,Namık Kemal Şenhalojen.
Orta okul yıllarının kimyadan soğuduğum zamanlarına denk düşer derslerimize teşrifi.
Kendisi kimya öğretememesi,abuk konuşmaları ve orjinal hakaretleri ile ünlüdür.Evet kimya öğretemez ve bunun da farkındadır.
Kopya çeken öğrenciyi gördüğü halde görmemezlikten gelip,gözlerini kaçıracak kadar da düşüncelidir sayın Şenhalojen.
Neden öğretmen olduğunu ise hiç kimse bilmiyo.Ziyan ettiği derslerin bir kısmında çarpık kentleşmeden ve muhtar olursa(!) buna bulacağı çözümlerden bahseden
Şenhalojen,aslında içten içe muhtarlıktan başbakanlığa giden hayaller peşindeydi bence.
Hatta sınıfı bir kamuoyu yoklaması aracı olarak görüp,potansiyel oy oranını ölçerdi.
Belki,belki de şimdilerde mecliste falan da olabilir,bilmiyorum.Kötü biriydi diyemem ama kesinlikle karikatür bir tip ve onca yıldan sonra bile hatırlayıp aa gerçekten öyle biri var mıydı diye şaşırıp,güldüğümüz.
Hala öğretmenliğe şey yani öğretememeye devam ediyo mu bilmiyorum ama Allah mevcut öğrencilerine anlayış gücü,kopya çekme becerisi ve tahammul ihsan eylesin,amin.

11.12.2011

gidiyoruz bu


İnsanın doğup büyüdüğü ve hatta yaşlanmaya başladığı evini kolilerine ayırıp,karton kutulara pay etmesi çok acayipmiş.Toplanmak,gitmek.
Hayatımızda ilk defa taşınmıyı deniyoruz da.
Her şeyi ama her şeyi paketliyoruz.Hayatımıza şahit duvarlar,pencereler,kapılar hariç.Hım bir de mutfaktaki karıncalar.
Gelmeyiz diyip kolilenmeye yanaşmadılar.Başka bi yerde yaşamamışlar ve yaşamak da istemiyoruz dediler.İkna edemedim.
Tabi çocuklar da öyle.Yani bizim çocukluğumuz da bu evde koşup oynamaya,kapılara tırmanmaya devam edecek.
Beni en çok düşündüren ise biz gittikten sonraki evin haleti ruhiyesi.
Yani bence duvarların,kapıların bile hisleri var.Küçükken kolu sökülen peluş ayıya sakat muamelesi yapıp üzülen,kolunu sarıp sarmalayıp tedavi etmeye çalışan biri olarak hep böyle düşünümüşümdür.
Acaba biz gittikten sonra ne hisseder evden arta kalanlar.oh kurtulduk diyip parti falan mı verirler,üzülürler mi yoksa?
Yatağımın yanımdaki duvar mesela acaba beni özler mi.Ya da uyuyamadığımda gözlerimi dikip baktığım tavan?
Bilmiyorum belki de umurlarında bile olmaz.Ama yeni ev sahiplerini garipseyebilirler,biz de yeni evi.Yeni gelenler de bizim eski evi.
Acaba onlar için bir kullanım talimatı mı yazıp bıraksam.Yok talimat kelimesini sevmedim.Tavsiye yazısı mı bıraksam.
Mesela,üzüldüklerinde ya da canları sıkkın olduğunda mutfak penceresinden görünen minik gökyüzüne,geçip giden uçaklara bakabilirler ki iyi gelir her zaman.
Sonra arka pencereden manzaramız aşağı mahalle komşusunun çatı üstü kedileri de halden anlar.Tabi onları beslemeyi de unutmasınlar.
İnşallah yeni gelenler bu evde bıraktıklarımıza iyi bakarlar.

1.12.2011


 ''bu savaşı hangi tarafın kazanacağı kimin umurunda? ne için öleceğini bilen var mı? böyle ölmeye değecek hiç bir şey olamaz.''

Taegukgi Hwinalrimyeo...
 Az önce bitti.Ama biterken bitiren filmlerden.Gözyaşlarıyla bitenlerden.Kendimi çok yorgun hissediyorum.Bu gün etrafımdan kurşunlar geçti,cesetler üzerime yağdı,arkadaşlarım parçalandı ve yüzlerce kere öldüm ben...
Canım Kardeşim vardı,Sleepers,İçimdeki Yangın.Ama hepsinin toplamından bile daha çok yıprattı,üzdü,ağlattı. Taegukgi Hwinalrimyeo...İzleyin ama izletikten sonra içinizde dinmek bilmeyen bir ağlama hissi ile kalakalıyosunuz hayatın ortasında.Bu filme savaşın tiksinçliğini en iyi anlatan film demek az kalır izlediğim en gerçek film.

İzleyin ama kendinize dikkat edin,yaralanabilirsiniz...

27.11.2011

"bazı hafta sonları sinemaya gidilir. "

Aylardır heyecan ve merakla beklediğim Onur Ünlü filmi,Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi'ne dün itibariyle kavuştum.
Öncelikle söylemeliyim ki filme dair tahminim, Polis gibi hatta belki ondan daha matrak,Güneşin Oğlu'na ise daha yakın bir film olacağı yönündeydi.
Aslında filmin ilk kısmı bittiğinde tam da bu civarlardaydık.Ve ikinci kısmından da epeyce umutluydum.
Ancak ikinci kısımda absürtlük dozu artarken beklemediğim bir şekilde küfür dozu da arttı -küfürlerin çok rahatsız edici olduğunu da söylemem gerek.-
ve alelacele ya da gelişigüzel mi demeliyim bir bitişle son buldu.Bittiğinde hayal kırıklığına uğradığımı da itiraf ediyorum.
Çünkü aslında kadro,konu,hatta müziklerden oluşan karışım ve tabiki Onur Ünlü unsuruyla bundan çok daha güzel bir film olabilirdi.
Ama yine de izlenmeyecek ya da vakit kaybı sayılabilecek bir film diyemem.


 
Aslında benim en büyük korkum Onur Ünlü'yü Leyla ile Mecnun sayesinde tanımış ve filme sırf bu yüzden gitmiş insanlar.
Film tanıtımlarında da Leyla ile Mecnun'nun yapımcılarından diyerek dizi izleyicisi de filme çekilmişti.
İşte filme dizi hürmetine giden ve beğenmeyen izleyicilerin yaptığı olumsuz yorumlarda nerdeyse dizinin başarısı tamamiyle senariste bağlanmış ve film kesinlikle beğenilmemiş.
Onur Ünlü'yü sadece dizi ve Celal Tan ile tanımış insanlar belki de ister istemez dizi ile film arasında kıyaslama yapıp,haksızlık etmişler.
Kabul Celal Tan iyi bir tanışıklık olmadı bu insanlarla ama Onur Ünlü'yü anlamak için kesinlikle Beş Şehir'den başlayarak diğer filmleri de izlenmelidir.
Aslında Leyla İle Mecnun nasıl bir aklın ürünü olduğunu daha iyi anlayabilirler böylece ve hatta Ah Muhsin Ünlü ile tanışmalılar.
 neyse,
Filme dair olumsuz yorumlarım umarım sizi etkilemez.Belki aylarca beklemenin ve fazla beklenti içine girmenin bir sonucu olabilir.Zira okuduğum yorumlarda filmi çok beğenen insanlar da yok değil.

 Ve bir uyarı.Film bittiğinde Erdal Bakkal hiç bir zaman o eski Erdal Bakkal olmayabilir gözünüzde.Sanki Erdal bakkal nurten ablayı aldatmış ve siz de yakalamışsınız gibi garip bir his ve tiksinme durumu.

23.11.2011

"'bazı kediler rasyonalize olmak istemiyorlar."



 Yazdıklarımı siliyomuşum öyle söylüyolar.Saçmalıkları yazarken iyi de yazdıktan sonra okuma kısmı benim için eziyet.Sonra hop diye siliveriyorum.Zaten blogu da kaç kere silmeye kalkışıp silememiştim.Bi gün sileceğimi bile bile birşeyler ekliyorum buraya.Öyle bir psikoloji işte,kendine zerre güvenmeyen insan tipi.
Neyse... 
Aslında paylaşacağım muhteşem melodi için böyle bir girizgah yapmak istemezdim...
Hani bahsediyorum hep hayatıma fon müziği olmuş ve arada sırada ortaya çıkmayı bekleyen melodiler var diye.İşte onlardan biri bu ezgi,dinlediğim andan beri.
Öyle büyülü ki bir kere dinlemek bile kafanın içine yerleşip,hücrelerine işlemesi için yetip de artıyor.İçindeki hüzün o kadar derinki yaşanan acılara şahit olmuşsun gibi içindeki gözyaşlarını hissedebiliyosun.Ağlayan insanların hıçkırıklarını duyabiliyosun.

Aslında Özcan Alper daha önce de yapmıştı bunu.Sonbahar'ı izleyenler bilirler, finalde ,o tek sahne ve arkadaki ağıtın sarsıcı etkisi günlerce sürmüştü bünyede.İşte Gelecek Uzun Sürer filmi de bu bahsettiğim melodiyle son buldu ve sonundaki görsellikle birleştiğinde gerçekten yıkıcı bir etki bıraktı yine.Öyle ki film bitip yazılar çıktığında ve şarkı hala devam ederken koltuğa çakılı kalmışsın hissi.Omuzlarında bir yük var artık ve çıkamıyomuşsun gibi.Bilmiyorum amma da abarttın diyebilirsiniz ama gerçekten bendeki etkisi böyle oldu.Uzun zaman arayıp bulamamıştım,dün bulduğumdan beri dinledikçe dinlediğim o ezgi,o ağıt.

10.11.2011

"akşamları hava siyah oluyor."



Hayatımın en bitmek bilmez bayramıydı (!)
Cep telefonuna kestikleri kurbanın fotoğrafını çeken bir grup insan,zorla fotoğrafı gösterip kavurmaya yedirmeye çalıştılar.
Facebooktan onları engellediğimi anlayan bi takım uzaktan akraba bayram ziyareti adı altında kapımıza siyah çelenk bırakıp sessizce dağıldı.
-"Ee sizin çocuklarda bişey yok mu?
Biz,bizim 3 numarayı everdik,2 numaranın da süper bi işi var." diyen misafir görünümündeki insanların üstüne evimizin kadrolu hamam böceği Büdü'yü salmak üzereyken annem tarafından engellendim.Belirtmek isterim ki kendisi plastik bile olsa gerçek hamam böcekleri tarafından eğitilmiştir.
Uzun zamandır görüşemediğim ya da tamam kimi zaman bilerek ve isteyerek ektiğim arkadaşlarım tarafından sorgulanıp,gerçek hayat zırvaları dinleyip hayattan bi kez daha soğudum.Hiç biri de izlediğim filmlerle ilgilenmedi.En son erkek arkadaşlarından bahsederlerken sıkıntıdan baygınlık geçirmişim.
Gittiğim akraba ziyaretinden Leyla ile Mecnun'u izleyemeyeceğimi anlayınca herkes tıkınırken,kapının aralık olduğunu bi anda kaçıp eve kadar koştum.Çok şükür ki yetişebildim.İsmail Abi'yi gördüğüm anlarda,kabul ediyorum hayat bi ara bayram gibiydi.
Kavurma,kemik suyu çorba,parça etli nohut,kavurmalı pilavdan başka bişey pişmediğinden dört gün çay içip şekerlik içindeki yeni keşfim olan çikolin adlı şekerle beslendim.
Bayramın arkasından konuşmak gibi olmasın ama bittiği için seviniyorum.Yaşasın rutin günler ve hayal dünyamız!

24.10.2011

"ah beni de şu direğe bağlayın gitsin!"


 Artık buraya ne yazmam gerektiğini bilmiyorum.Ama daha fazla saçmalayamam.Kendi abuk sabuk sorunlarımdan,anlamsız umutsuzluklarımdan bahsedip sızlanamam.Bir haftadır üst üste gelenler...
Mutlu olmaya çalışma uğraşı bile beni utandırır etrafta bu kadar acı varken.Etrafta gerçekten sahici acılar varken,böylesine kuşatılmışken ,yaşamaktan bile utanır oldum.Belki de sıkıntıdan patlamam gerek.Ya da delirmem gerek.
Şu an bi yerlerde aç çocuklar var bi yerlerde üşüyen insanlar,bi anda hayatlarından olmuş hayatlarını kaybetmiş insanlar,paramparça olmuş aileler.Enkaz altında kurtarılmayı bekleyenler var.Şu an bi yerde bi anne ağlıyo ve hiç bişey onu teselli etmeye yetmiyo.Şu anda bi yerde birinin kalbi çok kırık ve belki de az sonra infilak edecek.Bi asker var gelecek hayallerine dalmışken, aptal bi kurşun ona isabet edecek...
Yemek yemek,uyumak,gülmek? Sinir oluyorum kendime,bişeyler yapamıyo olmaktan dolayı hem de çok!

16.10.2011

Saçmalık Bunlar!


*Pes edip, ney kursunu bırakmaktan daha da kötüsü,tekrar kursa gitmeye karar verdiğinde karşında aynı hocayı görmek,hocanın seni seneler sonra tanıması ve bir daha kurstan kaçmayacağına dair bütün sınıf önünde söz almasıdır.
Dahası anlattığı kavramları önce sana sorar:
-evet bu ses neydi melek?
+ kem küm, la dügah mıydı acaba?
-hayır! sol rast!!
ve sonra uzunca bi müddet sınıfta kalmış öğrenci hissiyatı...

*Geçenlerde twitter'da Tarık hoca'nın bahsettiği öldükten sonra internet hesaplarımızın akıbeti konusu acayip kafama takıldı.Facebook vs.beni pek endişelendirmez ne de olsa akrabalar var belki cenaze törenim,7 ya da 40'ım için etkinlik bile oluşturup,insanları haberdar ederlerdi :)
Ama blogumun durumu ve benden sonraki geleceği ne olurdu?
Acaba buraya hangi süreyle bişeyler yazmazsam öldüğümü düşünürdünüz.
6 ay mı?, 1 sene mi?
Vasiyet yazmayı daha önce hiç düşünmemiştim.
Çalıştığım dönemde biriktirdiğim (ki bu ne biçim bir kelimedir böyle "biriktirmek")lakin günden güne azalan bi miktar param,bi kısım kitaplarım,laptop ve blogumdan başka bişeyim yokken sırf blogum için bir vasiyet yazmayı ve şifremi güvenebileceğim bir arkadaşıma bırkmayı ciddi ciddi düşünüyorum.En azından son postu girsinler,öldüğümü duyursunlar diye...

*Burda filmlerden bahsetmeyeli uzun zaman oldu ama ben son surat film izlemeye devam ediyorum.
Mayıs sonundan bu yana 173 film ve geçen cumartesi yani 8 ekimden bu güne ise 18 film izlemişim.
Evet hala bi rekor değil zaten amacım rekor kırmak da değil.
Ancak izlediğim filmlerin bana, hayatıma çok şey kattığını düşünüyorum ve hayatımın bu en verimli kısmı için çok da seviniyorum.
Evet bu kadar filme rağmen hala somut bir arşivim yok ama benim arşivim kafamın içinde :)
Selam durulması gereken filmlerden alıntılara ise yanda yer vermeye çalışıyorum.
Ancak blogger artık blogumun kontrolsüz büyümesine dur dedi.Yeni alıntılar için eskileri kurban vermek zorunda kaldım.Buna çare olarak ise çok önemsediğim replikler ve alıntılar kısmını kimi zaman post halinde atmayı düşünüyorum.Başka çare kalmadı.

5.10.2011

"portakalın içi de dışı gibi portakal rengidir."



"Bir zamanlar anadolu'da dersin böyle bir gece yaşamıştık.. anlatırsın işte masal gibi.."


İzleyin,hala izlemediyseniz mutlaka gidin,tarihe tanıklık edin.Dünyanın en güzel kavun toplayan adamı var bu filmde,en güzel kapıdan bakıp çıkan amcası,en etkileyici bakışlara sahip savcısı var,en talihsiz komiseri,en etkili finali var,gidin güzel insanlarla izleyin.


Sonra gidin Çeşme'ye. Ya da gitmeyin ,boşverin.Uzak ,pek çok uzak İstanbul'dan yani.
İzmir'den bile 100 km nerdeyse, ya da gidin gidin :)
Gitmek gerek bazen.
Çeşme'nin meşhur rüzgarıyla manzarayı seyreyleyin...

 Ve okuyun İtibar dergi çıktı.Türkçe Sözlü Hafif Bir Acı,biticek korkusuyla sindire sindire okunan muhteşem şiirler var.Tadı damakta kalan hikayeler,güzel güpgüzel insanlar var.
Kaçırmayın,bayinizden ısrarla isteyin :)

29.09.2011


Salı gününden beri manzaram bu şekilde,Çeşme de.

Annemlerle tatile gitmemek için yoğun çaba sarfettim,bahaneler uydurdum.Onlar bensiz kapıdan valizlerle çıkarken,pes ettiklerini,bağımsızlığımı ilan ettiğimi düşünürken,taktik değiştirdiklerini saatler sonra öğrendim.
Otele gider gitmez iki saattte bir arayıp gitttikleri yerin güzelliklerinden bahsetmek suretiyle baskı yapmaya başladılar.Sonra da baskının şiddetini arttırıp ve biraz da duygu sömürüsüyle beni ikna etmeyi başardılar.Pazartesi akşam yola çıkmak zorunda kaldım.Ben otobüsle seyehat etmeyeli,otobüsler kendilerini bi hayli geliştirmişler.Her koltukta küçük ekran ve tv,müzik,film seçeneği.Leyla ile Mecnun'nu pazartesi ,otobusün 23 numaralı koltuğunun minicik televizyonundan izlemek varmış kadarde.Mürekkep yüreği de bursa civarlarında izlemek.Salı sabahı ise yorgunluktan ölmüş bir şekilde işte bu manzaraya bakıyodum.

Aslında bu tatil dayımın iş yerinin kurasından çıkıp,birileri gitmediği için de piyangonun bize vurduğu plansız bir şey hani annemler için de sevinmiyo değilim.çünkü elli küsür senelik hayatlarında ilk kez böyle bir tatil yapma fırsatı buldular üstelik mütedeyyin ki bu sözcüğü cümle içinde ilk kez kullanıyorum,bi otelde ama ben burda olup bitenlerden hiç ama hiç memnun değilim.Şaşkınlıkla insanları izliyorum.
Bi kere bildiğin kolelik düzeni bu her şey dahil oteller.Zengin  şişko insanlara beş öğün yemek yetiştirmek,gün aşırı çarşaflarını değiştirip,çöplerini toplamak zorunda olan insanlar var burda.Sakın bana ne güzel iş imkanı işte demesin kimse hepimiz biliyoruz ki hakettiklerini alamıyolar.Biz alışkın değiliz böyle şeylere,babam da alışkın değil annem de.Topluyoruz tabaklarımızı kendimiz,rahatsız oluyoruz teyzenin biri odayı toplarsa.Ve rahatsız olduk gitmek istiyoruz evimize.Neyseki yarın burjuvalar ve elele ortalıkta gezinen balayı çiftleri arasındaki son günümüz. 

Manzarayı aklımıza kazıyıp belki de bi daha hiç uğramayacağımız bu topraklardan gidiyoruz.

21.09.2011

"yastık kanepenin üzerine konur. tekme atılarak düşürülür o"


Çocukluğumuzun evleri...

Kenarda mutlaka deve tabanı ya da dekoratif başka bir bitki.
Ortada üstünde bolca kül tablası bulunan kocaman sehpa,
Vitrin,vitrini çevreleyen sarmaşık,yer yer plastik çiçekler.
Genelde yeşil renkli olan kadife koltuk takımı.
Acayip şekilli, karman çorman halı ve altında damalı iki renk marley ya da muşamba tabakası.
Sonra vitrini süsleyen bi takım nikah şekerleri,dolap kapaklarına yapıştırılmış sakız çıkartmaları,futbolcu çıkartmaları.
Kapaklardan sarkan örme mısır ya da karpuz.
Vitrinde oyuncaklar,oyuncak bebekler,biblolar.
Büfe tabir edilen camlı bölmede tabak,çanak,fincan ve bardaklar,eski düğün resimleri ,aile eşrafına ait çeşitli vesikalık fotoğraflar.
Yine vitrin üzerinde duran kocaman alengirli dantel örtülü müzik seti ve büyük kasetli vhs video.
Duvarları kaplayan garip şekilli duvar kağıtları,manzara resimli tablolar ya da çeyizden kalma işlemeli figurler.
Yemek masasının üstünde naylanumsu örtü ve üzerinde plastikten elma ve üzümler.
Evin tavanından sarkan örme ip saksılık,orman ve ay çiçeği desenli,dallı budaklı perdeler.
Anne çeyizinden kalma yatak örtüsü,kenarda sandık ve üstüne istiflenmiş yorgan yığınları.
Başlarına naylon geçirilmiş halıdan direkler,ütü masası ve elektrik süpürgesi köşede.
İsmi makyaj masası olup hiç bir zaman bu amaçla kullanılmamış,puf adı verilen küçük taburesi de olan,
üstünde arko krem,parfum ve bir dizi tarağın bulunduğu aynalı zamazingo.
Yatak ya da divan altına saklanmış içi çamaşır dolu plastik sepetler.
Kimi evlerde rastlanan duvarda asılı ecza dolabı.
Acayip şekilli iğnelikler,nazar boncukları,maşallah yazısı ya da karınca duası.
Market ya da belediyenin dağıtmış olduğu takvim ramazan bitse bile duvardan indirilmeyen imsakiyeler.
Reklam amacıyla ya da promosyon olarak dağıtılmış olduğu halde evin baş köşesine asılmış reklamlı duvar saatleri.
Kütüphane adı verilse de hiç bu amaçla kullanılmamış olan,
daha çok çocukların dolap kapaklarının içine girmek suretiyle oyun oynadıkları iki kapaklı kanepemsi sedir.

Ve daha neler neler,bu liste böyle devam eder de eder... :)

11.09.2011


Babannemin bi iki üfledikten sonra, kızım bunun düdüğü düşmüş ,ondan ses çıkmıyo dediği İki Ney'e sahibim.
İlki,bildiğimiz su borusu kıvamında ,daha çok turistlik amaçlı satılan,süslü püslü Baba hediyesi.Babam alıp getirdiğinde o kadar sevinmiştim ki,günlerce ama günlerce ses çıkarabilmek için uğraşmıştım kendi kendime.
Evet biraz Su boruluğu vardır ancak süper ses çıkartabilme kapasitesine de sahiptir.Yani bunu sonradan öğrendim.Ney kursunda O'nu küçümseyen hocayı şaşırtacak derecede ney taklidi yapabilmişti kendisi.


İkincisi ise Konya'dan ve üstelik gerçek kamıştan tam anlamıyla bir ney.

Bir ay devam edip bıraktığım kurs yadigarı.Ve üstelik kış ayrı, yaz ayrı bakım gerektiren nazlı kamışlardan.
Uzun süre üflemezsen küser hem de.Benim suratıma bile bakmayışı bundan.

Yani durum şu ki ,evet ben elinde iki neyi olmasına rağmen -ve bunlardan ses de çıkarabiliyorum-
hala ney kursuna gitmeyen,Fa ve Mi'den korkan bir salağım.Durum net olarak budur.
Bu bahsettiğimiz mi ve fa ise gerçekten çıkarması en zor seslerden olup,cesaretimi kıran en önemli faktörlerdir.
Ancak yarın itibariyle gidip kursa kayıt olmaya karar verdim.Yani ney kursuna işte.
Bu sefer zoru görüp pes etmek yok.
Öğrenmeden kursu yarıda bırakmak hiç yok.

Ve günün birinde metro civarlarında ney üflemeye çalışan bir neyzenimsi görürseniz işte o benimdir ve olmayan kariyerime sokak çalgıcısı olarak devam ediyorum demektir.
Hiç olmazsa dinliyomuş gibi yapıp etrafta yalancı bi kalabalık oluşturabilirsiniz öyle değil mi? :)

1.09.2011



Haşlanmış yumurta kokusu ve tahin helvası-ekmek ikilisi tadında ilkokul yılları...

Genelde öğlenciydim ve öğlenci olmanın bütün acayipliklerini yaşadım diyebilirim.
Yani aa yarın yaparım diyip , ertesi gün geç kalarak aceleye getirilmiş ödevler,
sabahçılar şen şakrak okuldan çıkarken okula yol almanın verdiği hüzün,
Kışsa ve hava kapalıysa gece eve gidiyormuş hissi,vs.
Tek iyi tarafı biraz fazla uyumaktı ki onlar gibi erken kalkmasam bile
sabahçı kardeşlerimle aynı saatte uyumak zorunda olmak avantaj sayılırsa.
Annemle öğlene kadar izlemek zorunda kaldığım ya da tamam bi kısmın bilerek ve isteyerek izlediğim diziler var bir de.Okula ferhunda hanımlar ,manuela ve bir takım marialı dizileri izleyip gitmek benim ve diğer öğlencilerin kaderiydi.O derece ki sınıfta dizilerin akıbetini konuşanlar bile vardılar.
Düşünsenize 4.sınıftasınız ve gündeminiz Ferhunde Hanımlar'da ki meftune ile şukufe ve onların pekte Ankaralılara benzemeyen acayip şiveleri :)
Tamam bu konuyu hiç konuşmadık ama şimdi düşünüyorum da sahiden  onlar niye öyle acayip konuşurlardı ki...
neyse,
Okulu asmak biz öğlenciler için imkansızdır sonra.
Hastaysan sabaha iyileşme ihtimalin varken,hastaneye de yine sabahtan gidebilir ve okul vaktine yetişebilirsin.
Dahası anne ile birlikte gidilemeyen ev oturmaları kaçırılan,pasta,börek ve çörekleri saymıyorum .
Böyle sen okuldayken her şey olup bitmiş ve bişeyleri fena halde kaçırmışsın hissi.Çok feci!

Herşeye rağmen ilkokul yılları süperdir.Yani,hiç bir zaman unutmayacağın öğretmen ve arkadaşların hep aklının bir köşesinde hatırlanmayı beklerler.
O yıllara dair ıvır zıvır bir sürü ayrıntı da kafam da...
çöp kutusu başında kalem açarken yapılan sohbetler,
Bayram önceleri elişi kağıtlarıyla sınıfı süsleme çabaları...
Beslenme arasında ellerden bulaşan kırmızı kalem aromalı pembe renk haşlanmış yumurta tadı,
eski meyvesuyu şişesine konulmuş ve tadını hala muhafaza eden su şişelerimiz,en iyi kusmuk temizleyicisi talaş falan.
Yeni sayısı dağıtılan derginin heyecanı ile yeni öğrenilen şarkının mutluluğu.Ama bazen moda olan sanatçıların acayip şarkıları da söylenirdi ve müzik dersleri çekilmez bir hal alabilirdi üstelik isminiz melekse ve sınıftan biri müzik dersinde ısrarla "hadi hadi meleğim"
şarkısını üstelik tahtaya çıkıp söylüyosa ve bütün sınıf kafasını çevirip size bakıyosa... :|
 
Bütün bu abuklukları hatırlama nedenimse onca yıl sonra bulduğum değişmez sıra arkadaşımın ta kendisi oldu.
Büyümüş ,evlenmiş şipşirin bir oğlu olmuş,koskocaman anne olmuş ve en önemlisi beni unutmayıp aramış bulmuş.Hatıra defterimden fırlamış gibi,geçmişe dair eksik bi parçayı bulmuşum gibi.:)