4.06.2011

all is well




Hayatımı filmlerle anlamlandırmaya devam ediyorum.
Geçen cumartesiden beri Polis dışında izlediğim filmler sırasıyla;
Big Fish,
the nightmare before christmas,
Sevmek Zamanı,
chin jeol geumjassi[sympathy for lady vengeance ] ve
3 İdiots.

Haftaya Tim amcayla başlamak çok güzel oluyomuş ve Big Fish'i izleyip uykuya dalmakta öyle.Filmi izlemek güzel bi rüyadan uyanmak gibi.
Sonra jack skellington ve Sally...

Kendileriyle ilgili bi dolu tişört,çanta,vb. şeyleri görmüş olsam da tanışıklığımız yoktu:)
Corpse Bride tadında.O'nun kadar olmasada güzeldi.
oogie boogie man,dr finkelstein gibi karakterler ve hayalgücünü aşan ayrıntılar da öyle.

Ve 1965 yapımı Metin Erksan Filmi "Sevmek Zamanı"...Bambaşka bi film kesinlikle bambaşka.
Yıllar öncesinden sanki bugün çekilmiş gibi.İzlediğim en farklı Türk Filmi.
Yeşilçam'dan fazla,bağımsız,farklı bi anlatım.
İzlediğim en farklı aşk tanımı.
Uzun az diyaloglu sahneler,Yağmur,siyah beyaz eski İstanbul eşliğinde mükemmel bi film ve müşfik Kenter de öyle.
"Gelmiş geçmiş en iyi Türk Filmi" iddiasında bulunmakta mümkün ama ben "Gelmiş geçmiş en iyi aşk konulu Türk filmi" demeyi tercih ediyorum.
özellikle de "Muhsin Bey" aklıma gelince :)

Nerde kalmıştık Chan-wook Park filmi,chin jeol geumjassi.
İkincisi Old boy olan Chan-wook Park'ın intikam üçlemesinin son filmi.
Old Boy kadar rahatsız edici olmasa da O'nun kadar sert,hüzünlü,güçlü anlatım.
Benim gibi Uzak doğu filmlerine alışkın olmayan bünyelerde yan etkiler bırakabilir.
soundtrackler ise mükemmel.

ve bugün izlediğim 3 idiots.Hint filmlerini pek sevmem.
Bu yüzden biraz önyargılı yaklaşmıştım filme ve izlemeden önce de saatlerimi alacağını bilmiyodum.:)
Ama hiç sıkılmadan izledim.Zaman zaman gözlerimin dolduğu da oldu ama filmi kocaman bi gülümsemeyle bitirdim.Ve bu gülümseme hali bütün güne yayılabilir.:)
Hint filmlerine özgü dans sahneleri dışında mükemmeldi,anlamlıydı da üstelik.
Rancho karakterine hayran kaldım bir de.
Benim için Marty Mcfly'dan sonra en sevdiğim,unutamayacağım ikinci hayal kahramanı ünvanına sahip oldu kendisi.
Evet Üç saat uzun bi süre ama bence vakit kaybı değil.

Şimdilik bu kadardı işte,
Güzel bi haftanın özeti.

29.05.2011



“öldürmek kesin konuşmaktır ama bir insanı tabanca ile öldürmek teorik olarak mümkün değildir.”
"biliyorum beni biraz kaba buluyorsun ama şiddete meyyalim vallahi dertten "
“yoksa mezarcıların emekli olurken küreklerini gömdüklerini mi düşünüyorsun?”
"hazırlayabildiğin kadar bomba hazırla, bulabildiğin kadar silah bul, edebildiğin kadar dua et; allah bizimledir oğlum
 
Musa Rami.

Cumartesi'den bu yana çok değerli bir film arşivinin küçük bi kısmını elimde bulunduruyorum.
Daha da iyisi diğer kısmının da listesinin elimde olması :)
Çok daha iyisi de izlemem gereken,not aldığım filmlerinde aralarında olması.
Bence define gibi bişey buldum diyebilirim.
Bu yüzden biraz heyecanlıyım.
Hepsini bi çırpıda izleyip bitirmemek için kendimi zor tutuyorum.
Ama zor da olsa ilaç niyetine her gün bi tane izlemeye ikna ettim kendimi.
Ya da iki tane diyelim.:)
Üstteki replikten de anlaşıldığı gibi Polis Filmini dayanamayıp izledim bile.
Harikaydı bence.Zaten Onur Ünlü yazıp yönetmişse ve Haluk Bilginer de oynamışsa kötü olması beklenemezdi.
Ancak tabiki beğenmeyenler ve eleştrilenler olmuş ve hatta
Haluk bilginer filme sahip çıkıp,bi takım eleştrilere de şöyle cevap vermiş;

"...bu film Türk sinemasına ayrı bir tür kazandırmıştır. Onur Ünlü özgün bir adamdır ve çok cesur bir adamdır.
Bu filmin değeri eminim daha sonra anlaşılacaktır zaten ne zaman sanatçılar
döneminden farklı ve/ya da ileri bir eser verseler dışlanmaz mı alın işte size günümüzde ki örneği.
Onur daha çok film çekecek, çok güzel filmler çekecek…
Ve ne olursa olsun hepsinde oynamak istiyorum.
Onur’a da bunu söyledim.
Bir rol olması gerekmiyor; figüranlık yapacağım her filminde; sette olacağım,
zorla…
Zorla gireceğim o filme…"


Evet bence de izlemelisiniz ve dahası "Tekvir suresi
"
 

ve son olarak;  

Mayıs ayında olabilecek gelmiş geçmiş belki de en soğuk ve kasvetli cumartesi gününe,çok ama çok üşümemize rağmen,
Çengelköy eşliğindeki güzel sohbet ve filmler için Gökhan'a
ve Jack ki blogu şudur,

(http://tehlikeliaklinitirafi.blogspot.com
 
tekrar teşekkür ederim :)


26.05.2011


Galatasaraylı genlerle doğduğumu saklayacak değilim.6 yaşına kadar da Gs 'li fanatik bi velet gibi davrandığımı da.Öyleydim,öyle yetiştirilmiştim.
Ağzımda emziğim( evet 1. sınıfa kadar da emzikliydim :/ ) maçları takip eder,babamlarla birlikte marşlar söylerdim.Galatasaraylı olduğum yetmiyo ve hem de fanatiktim.6 yaşında bi bebek ne kadar fanatik olursa.(Sanırım bu dönem hayatımın en yanlış dönemiydi diyebilirim ,hıhım evet. :l )
Aslında Fenerbahçeli olmamda bu fanatikliğin payı büyüktür.Tabi dayımın sarı-laci propagandalarını da es geçmemek gerek,ve türlü rüşvetleri de.
öhöm,neyse.
ne diyodum hayatımın dönüm noktası diyodum.
Altı yaşında bi velet için geçerli takım değiştirme nedenlerim vardı işte.
Üstelik dayım türlü çikolatalar alıyodu ve puan durumu en somut başarı ölçümdü ve ve Fenerbahçe'nin galatasaraydan daha çok puana sahip olduğunu öğrenmiştim.Bunu öğrendiğim o anda galatasaraya kızgınlıkla kafamda şimşekler çaktı, fabrika ayarlarıma geri dönüverdim.Ve artık Fenerbahçeliydim.

Bu ani karar ailede özelliklede babamda şok etkisi yaratmıştı.Babam gibi birinin kızı nasıl olur da Fenerbahçeli olabilirdi.? Nasıl,nasıl?
Epeyce tepki aldım.Onların gözünde dönektim ve hep öyle kalacaktım ve hala bile.Hayatımın iki sezonu bocalamakla geçti.Artık ailedeki sarı-kırmızı sevinç gösterilerine uzaktan bakıyodum.Fenerbahçeli ve yalnızdım da.Ama pes etmedim.İnsan hayatında bi kere takım değiştirebilirdi ve takım değiştirme hakkımı kullanmıştım.
Sonra Fenerbahçeye daha çok bağlandım evdeki azınlık olma halim beni fanatikleştirmişti.Zor dönemler geçirdim.galatasaraylı olmak bi yana Fenerbahçe düşmanlarıyla aynı evde yaşıyodum (derbi maçlarında gülen hep ben olsam da) kaybedilen her maç gözyaşına dönüşüyodu.Ve alaycı tezahuratlara maruz kalmakta var tabi.
Biz kazandığımızda spor programları izlenmezdi evde.ancak onlar kazandıklarında türlü spor programları izlenir de izlenirdi.Onlar yenildiğinde ben sesimi çıkarmazken,biz yenildiğimizde türlü alaylara mazruz kalırdım.Dedim ya böylece daha da koyu bi taraftar haline dönüştüm.

Yani Fenerbahçe'nin her galibiyeti,her başarısı benim için çok daha fazla önemlidir işte.
Bu evde,bu ailede.
Bu kadar laf kalabalığı bunun içindi,bunu anlatmak içindi evet.:)

Son maçta babamın türlü taktiklerine rağmen(günler öncesinden trabzon'nun şampiyon olması halinde bi fakire bi miktar para vericeni söylemiş ,adakta bulunmuştu.Yo trabzonlu değildi ama Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsundu.),Fenerbahçe'nin rakibi kimse onu destekleyen,renkten renge giren bukalemunumsulara rağmen,Şampiyon olduğumuz için,yüzümü güldüren bi tanecik Fenerbahçeme çok ama çok teşekkür ederim.:)

17.05.2011

De ki; olsun, bunlar da geçer!



"Bir tek sen kaldın hayatımda, dualarımı sırtına yasladığım.


Neden sustuğumu soruyorlar bütün gece. Artık neden konuşmadığımı.
Onlara bilmediğimi söyle. Söyleyecek çok şey kalmadığını anlat. Kadınların ahlarının üzerimizde kaldığını ve utangaç bir yüzle kelimeleri gizlediğimi söyle. Kurumlarının aşkına, şirketlerinin aşkına, okullarının, televizyonlarının aşkına incittikleri çocukların gazabından sözet. Ödeyemeyecekleri ağır bir hesabın kesileceği günü hatırlat.


Bir de deki; sakalları ıpıslak olana kadar ağlayan bir peygamberleri vardı. Bir parça onur, bir parça merhamet işte o kadar.


Yalnızca sen varsın, sözlerimi film karelerinden araklayıp da konuşmadığım. Hep sahici kaldığım...


Bu kargalar ne kadar yalnız kuşlar. Bunu yeni fark ettim. Yani hep tekbaşlarına dolaşıyorlar. Başka kuşlar kargalarla pek dolaşmıyorlar.Bir de şunu fark ettim; ben hiçbir karganın yüzünü net olarak görememişim bu güne kadar. Gözlerini hiç fark etmemişim.Bu sokakta ne kadar da çoklar? Bir de ıhlamur kokan bir yer var. Tam oraya geldiğimde duruyorum ve derin derin kokluyorum.


fark ediyorsun yine canım sıkılıyor.


Teksas ve Tommiks’i İtalyanlar çiziyormuş.
Biraz Otis Redding, biraz da Glenn Miller.
Öylece geçiyor zaman.


Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır!
Ancak…"



kraliÇenin pireleri,okuyup bitiremeyeceğimiz kitaplardandır.Tekrar tekrar okuyorum...

14.05.2011

bir artı bir , bir eder mi..




“…beni tabuta koymadan ve dua etmeden çıplak bir şekilde dünya’ya sırtımı çevirmiş, yüzüm toprağa bakar 
şekilde, bir isim ve mezar taşının olmadığı vaziyette defnedin… size vereceğim mektuplar yerine ulaştığı zaman; 
suskunluğumu bozmuş sözümü tutmuş olacağım… işte o zaman mezarıma taş koyup güneşe bakacak şekilde adımı 
yazabilirsiniz.”

etkilendiğim filmler çoktur,bu etkiyi uzun süre sürdüren filmler de.
Defalarca izlememe rağmen ilk kez izlermişçesine sarsıldığım filmler de.
Ama bazılarının etkisini anlatmak için sarsılmak kelimesi yetersiz kalır.Bunu ilk defa oldboy da yaşamıştım.Film 
bittiğinde dayak yemiş gibi hissediyodum.Beynim ağrıyodu ve şok geçirmiştim.Uzun süre etkisinden 
kurtulamadım.Ve bi kez daha izlemeye asla cesaret edemedim.İşte hayatıma böyle bi film daha eklendi dün gece.

‘içimdeki yangın – incendies..’

bi sayfada tanıtımını görmüştüm.Hemen incelemeye başladım.
Film Nawal marwan adlı kadının(ki bence kahraman) 
ikizleri Jeanne ve Simon ‘a bıraktığı vasiyetle başlar ve onlardan soylarını araştırmak için Ortadoğu ‘ya gitmelerini 
ister.Film newal marwan'ın lübnan’da hıristiyan ve müslümanlar arasındaki mücadelede yaşadıkları ve iç savaştan kesitlerle ilerler.

Sonra yorumları okudum.İzleyen herkeste benzer etkiler bırakmış.Yarısında bırakanlar olmuş,dayanamayanlar...
İzledim.
Gece yarısıydı ve karanlık oda daha da karardı.
Bu filmi izlemek yüksek bi yerden mütemadiyen düşüp ve sonra yere 
çakılmak gibi.Paramparça oluyosunuz.İzlerken insan olmaktan utanabilir,dünyadan bi kez daha nefret 
edebilirsiniz.

Acı,acı,acı,zulüm,savaş,sevgi...

sayfada,yazının sonunda , 
"aynalara bakamıyorum artık..."
yazılmıştı.
aynalara bakamayabilirsiniz.



28.04.2011


Nasıl mıyım?
iyiyim bence yani biliyosun işte evdeyim artık ve evde hayat çoğu zaman güzeldir.
Ancak ne derler bilirsin;"rutin hayat bu en büyük girdap,dikkat et sempatik başlar." aynen öyledir.
Dikkat etmezsen eğer ,kendini acayip bi döngünün içinde akşama kadar uyur ya da kadın programları izler halde bulabilirsin.
Dedim ya dikkat etmelisin.Benden sana tavsiye ne kadar geç yatarsan yat öğleden önce uyanmaya çalış.
Mesela ben bu kurala genellikle uyarım.hayır hayır bunda yanı başımda bangır bangır çalan televizyonun payı yoktur.tamam! ya da vardır :) neyse.
ama eğer benim koşullarım gibi salonda uyumak zorundaysan,müge anlı denen şu kadının programından önce uyanmalısın.yoksa cinayetlerle ilgili kabuslar görebilirsin :s
Sonra evde sabah programlarını izleme eğilimi varsa mümkün olduğunca bu programları küçümsemelisin.Örneğin "aaa bunu mu izliyosun?",
"iykk bu program da izlenir mi?",
" aaa inanamıyorum anne sende mi bunları izliyosun?hiç beklemezdim."
 gibi türlü küçümseme sözcüklerini kullanmalısın.böylece aile fertlerini yıldırabilirsin.
Bu yöntem işe yaramazsa Planet çocuk süper bi çözümdür bak.öğlene doğru süper çizgi filmler başlar.aptalca programlar izlemek zorunda kalmak yerine taş devrini ve hatta Laff-A-Lympics olimpiyatlarını izleyebilir güne süper başlayabilirsin.

İlerleyen saatlerde türlü evlendirme programları,yemek programları,kayıp bulma programları v.s.karşılaşabilirsin.bu saatlerde yapılacak en güzel şey kitap okumaktır.ya da yapılması gereken temizlik,ve benzeri işler varsa -ki mutlaka vardır- :/ bu saatlere denk getirebilirsin.böylece bu programlara maruz kalmadan üstelik bi angaryadan da kurtulmuş olursun.Dışarı çıkmak iyi fikirdir ama ben nedense pek çıkmıyorum .sadece kitaplarımı okuyup bitirdiğimde yenilerini almak için kitapçıya gidiyorum.Tabi sen ikindi yürüüşlerine çıkabilirsin mesela.gelgelelim akşama.akşamı atlatmak daha kolaydır.Ben izlemek istediğim filmleri liste yapıyorum ve bi gün önceden de belirliyorum.bilgisayarımın başına sığınıp film izliyorum.Tabi yanında pc için kuyruk oluşturan ev ahalisi sana biraz gıcık kapabilirler,sinir olabilirler bu konuda dikkatli olmalısın.

Böylesi bi yaşam tarzı işsiz günlerinde paranı idareli harcamana da yardımcı olur.Evle başetmek yerine,sıkılıp hergün dışarı çıkmak iş sonrası elinde kalan son paralarını bi çırpıda harcamana neden olur ki bu aileye yeniden mali açıdan bağımlı olmak anlamına gelir ve yeniden iş bulmak zorunda kalabilirsin :))
şimdiden bunu istemeyiz öyle değil mi? hehe O.o
şimdilik aklıma gelenler bunlar.Yeni taktikler buldukça paylaşırım seninle :)
demin de söylemiştim sana,sen de yap güzel oluyor = )

18.04.2011

“İnsan kalın” !



Şöyle haykırıyordu:

“Lütfen, birisi bu kâbusu durdursun! Sessiz kalmayı seçmek şu an yaşanan soykırıma çanak tutmaktır. “Medeni” dünyanın her başkentinde, her şehrinde, her meydanında, öfkenizi bağırın, öyle bağırın ki bizim acı ve korku çığlıklarımızı bastırsın! İnsanlığın bir parçası, bu işe yaramaz sessizlikte hazin şekilde katlediliyor.”


Katledildi. Rachel gibi.

10.04.2011

Aramızda Tartışıyoruz: Yaşamak mı zor, Çince mi?


 

"Madem ki kimyamızı ezberimizi bozuyor şiirleri o halde çekip gitmeli artık...
varoluş kendini assın plazalarda...."(A.M.Ü)


görüşemediğimiz zaman içinde dayanamayıp
proje bitmeden işte ayrıldım.
böylece kurtulduğum bi takım şeyleri listeledim.
şöyle ki:

kötü arşiv ortamından,
iğrenç,pis dosyalardan,
çok bilmiş arşiv memuru kel Salih abi,
telefon müziği eski türk filimlerinde havuz başı partilerindeki şarkı gibi çalan ne iş yaptığını bi türlü anlayamadığımız acayip amcadan,
evini işgal ettiğimiz ve bize bi zararı dokunmadığı halde ısrarla öldürmeye çalıştıkları,yediği bi dolu zehire rağmen ölemeyip etrafa pisleyen inatçı fare speedy ve ailesinden,
botoxlu memur teyze ve onun ürkünç bakışlarından,
şaşkınlıkla şahit olduğumuz acayip çıkar ilişkilerinden,
bi takım çifte kumrulardan,
ve en önemlisi konuşmaktan aciz, aptal şef bozuntusundan,
onun yalaka yaverlerinden,
lila rengi gömlek üstüne yine lila rengi sünmüş süveter giyebilen ve şık olduğunu zanneden ispiyoncu kıvırcık dörtgözden ,

kurtuldum.!

daha önce çıkmadığım için de kendime kızıyorum.Oraya katlanma nedenim 2 arkadaşımla olay yerinden hızlıca uzaklaştık.

şimdilerde ortalama beş gün de bir bitirdiğim Hakan Günday kitaplarıyla kendime geliyorum.Hakan günday kitaplarının üzerine bağımlılık yapar yazılmalı bence.
Azil,piç ve zarganayı okudum.Piç ve zargana özellikle zargana beni bi hayli ürpertmiş,rahatsız etmiş,zorlamıştır.kinyas ve kayra'yı en sona saklıyorum.bu ara nilgün maramara'nın daktiloya çekilmiş şiirler'ini okuyorum.anlamaya,hissetmeye çalışıyorum.
bu kadardı işte,hoşçakal.

p.s. Çalıştığım yeri anlatan kısa film de varmış.  :)
"ideotheque"
teşekkürler  @evvah :)

13.03.2011


"sanıyorum hayat insanın doğasına ters. En azından, benimkine."

Oğullar ve Rencide Ruhlar...Son okuduğum kitap.Mükemmeldi.Okumalısın.
 
Zaten hayat kitaplarla,filmlerle ve en önemlisi de dualarla biraz olsun çekilebilir.
Yoksa gerçekten çok boş ve çekilmez.

Çok sıkılıyorum bu aralar.İşten sıkıldım.
Hayattan.
Proje bitmek üzere ama her an bırakıp gidebilirim.
Lakin nereye?
Ev hayatı da çok farklı sayılmaz ki.
Ne yapmalıyım.?
Başka bi iş?
Yeni insanlar.Yeni tuhaflıklar.
Tekrar kendini anlatma çabası,anlaşılma beklentisi,
yeni kurallar ve salaklıklar mı.?
Kafamda bi yığın soru... seni de çok merak ettim.
üstelik şu aptal yasak var.
Umarım çabuk aşılır.

sonra sigara.
sigara berbat bişey.
 biliyo musun,bu yaşıma kadar hiç sigara içmemiştim ama tek tük içmeye başladım.
İçime çekmeyi beceremiyorum henüz ve hala tadını sevmiyorum ama içiyorum bazen yine de.Ama söliyim hiç efkar dağıtmıyo bence.bırakıcam alışmadan.bişeyin bağımlısı olma fikri canımı sıkıyo...

yarın iş olmasından nefret ediyorum.

bu kadardı. 
Belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma.
- Ah Muhsin Ünlü
hoşçakal.

21.02.2011

sen vincent price değil, vincent malloy'sun!


vincent malloy yedi yaşındadır.
her zaman söz dinler ve kibardır.
o yaştaki bir çocuğa göre nazik ve saygılıdır.
ama tek isteği vincent price gibi olmaktır.

memnundur yaşamaktan kız kardeşi, köpek ve kedilerle
aslında örümcekler ve yarasalarla bir evi paylaşmayı tercih edeceği halde.

orada düşünebilir icat ettiği korkunç şeyler üstüne
ve gezebilir karanlık koridorlarda yalnız ve azap içinde

vincent, teyzesi onu görmeye geldiğinde iyi davransa da
onu müzesi için balmumuna batırmayı hayal eder aslında.

deney yapmayı ister köpeği abercrombie üstünde
korkunç bir zombi yaratmak ümidiyle
böylece o ve korkunç zombi köpek
londra sisinde kurban aramaya çıkabilsinler diye.

oysaki tüm düşüncesi korkunç suçlar değildir
zaman geçirmek için resim yapar ve okur
diğer çocuklar “git jane git” gibi kitaplar okurken
vincent’in en sevdiği yazar edgar allan poe’dur.

bir gece, tüyler ürpertici bir hikâye okurken
rengini solduran bir paragraf gördü
haberler dayanmayacağı kadar kötüydü
çünkü güzel karısı canlı canlı gömülmüştü!!!

onun ölü oduğundan emin olmak için mezarını kazdı,
bihaber mezarın olduğundan annesinin çiçek tarhı

annesi vicentı odasına gönderdiğinde,
vincent sürüldüğünü biliyordu kıyamet kulesine,
hayatının geri kalanını orada geçirmek üzere
baş başa güzel karısının portresiyle

kapatıldığı mezarda yalnız ve delirmişken
vincent’ın annesi içeri girdi aniden.
“eğer istersen dışarı çıkıp oynayabilirsin.”dedi.
“dışarıda çok güzel, güneşli bir gün var.”

vincent konuşmaya çalıştı, ama tek kelime çıkmadı ağzından
yalnız geçen yıllar vincent’ı oldukça zayıf düşürdüğünden.
o da biraz kâğıt aldı ve bir kalemle karaladı sözcükleri.
“bu ev bana hükmediyor artık ve terk edemem bir daha asla onu.”

annesi “ev sana hükmetmiyor ve ölmek üzere falan da değilsin”dedi.
“oynadığın bu oyunlar sadece kafanda.”
“sen vincent price değil, vincent malloy’sun.
azap içinde veya deli de değilsin.
sen sadece küçük bir çocuksun”
“yedi yaşındasın ve benim oğlumsun
şimdi dışarı çıkmanı ve biraz eğlenmeni istiyorum.

öfkesi şimdi geçmişti, odadan çıkıp koridorda yürüdü
ve vincent yavaşca gerileyip duvara yaslandı.
oda sallanıp titremeye ve inlemeye başladı
korkunç deliliği zirveye ulaştı.

zombi kölesi abercrobie’yi gördü
ve karısının mezarından seslendiğini duydu.
tabutundan konuşup iğrenç isteklerde bulunuyordu.
çatırdayan duvarlardan ona uzanırken iskelet eller

rüyalarından emekleyerek çıkan tüm korkuları
çılgın kahkahalarını, korkunç çığlıklara çevirdi.

çılgınlıktan kaçmak için kapıya uzandı
ama sendeleyerek cansızca yere düştü.

sesi yumuşak ve yavaştı
edgar allan poe’nun “kuzgun”undan bir alıntı yaparken,
“yerde süzülerek yatan bu gölgeden çıkan ruhum kaldırılmamalı—bir daha asla.

12.02.2011

Kurdeşen...Daha önce deyim anlamıyla bile pek kullanmadığım bu kavramı terim anlamıyla yaşıyorum.Evet kurdeşen döküyorum sanırım yani, öyle dediler.İhtiyar heyeti işte.
Önce anneme gösterdim.Annem sen kızamık,su çiçeği çıkardın değil dedi.Babaannem bu çiçek dedi.Telaş etti.Yengeme göre ne kızamık,ne su çiçeği ne de çiçek değilmiş ne olduğunu bulamamış çünkü çocuklar büyüyeli uzun zaman olmuş.Doktora git dedi.Ağlamaklı bi suratla onlara bakarken kapıdan öteki yengem girdi ve noktayı koydu.Kurdeşen dedi.Kurdeşen döküyosun sen dedi.kuzenim de bundan çıkarmış kafana ne takıyosun ki atarax iç geçer dedi,kafana bişey takma dedi.Kolaydı sanki.Hem eğer bu kurdeşen dedikleri kafaya bişey takınca çıkıyosa eğer, benim bugüne kadar kurdeşen dökmemiş olmam garipti.Neyse.Dediklerini yaptım.Kafaya bişey takmamaya çalıştım ki tamamiyle yalandı.Hem öyle söyleyince insan en takılmaması gereken şeyi bile kafaya takardı.Ama yine de denedim.Bol bol Kings of Convenience – Cayman Islands dinledim.Bol miktarda Alper Canıgüz, tok karnına Tatlı rüyalar ve gizliajans'ı okudum .Sonra atarax da içtim.İçtim ve bol bol uyudum.Dolayısıyla hiç bişey düşünmemiş oldum.

 
Ve sonuç; kolumda o sevimsiz kızarıklıkları hala görebiliyorum.Doktora neden gitmiyosun a salak dediğinizi duyar gibiyim.Cevap veriyorum.Hastaneleri sevmem,doktora gitmeyi de öyle.Kendi kendilerine geçmelerini bekliyorum.İyileşirsem reçete belli olcak:)

23.01.2011

Hey bayım; şu var ya; şu koca London Bridge…

Hey ben geldim.Yo yo tahmin ettiğin gibi değil ölmememiştim ki hatta bi yaşına daha bile girdim geçen perşembe ne akla hizmet olduğunu bilmesem de...
Ölmedim dedim de eee yorgunluktan ölmeyi saymıyorum tabi.Evet çok yoğun geçiyo günler.İş işte...Bu aralar daha da yoğun.Çünkü projenin marta kadar bitmesi gerekiyomuş da ama hala yapılacak çok iş varmış da veee bunun içinde hafta içi mesai yapmamaız gerekiyomuş da hatta da cumartesileri de çalışmamız gerekiyomuş  da vs. Ondan pek uğrayamadım, daha doğrusu uğradım da yarı uykulu bişey yazamadım.Öyle işte. Zaten anlatılacak da pek bişey yoktu ki.
Ne demiştim heh doğum günüsü.hiç sevmem kutlamayı yahu insan doğduğu günü niye kutlar ki. Vasiyet ettim herkese benim öldüğüm günü kutlayın diye.Evet evet aynen böyle dedim. Kızdılar tabi.Ama niye ki ?? insan gerçek yurduna geri dönüyo bence kutlanmalıdır.Ama onlar doğum günümü kutladılar.pasta almışlar bi de sağolsunlar. Kocaman ben pasta üfledim güldüm de kendime.Ama en çok sevindiğim de aldığım hediye.Murat Menteş'in "Dublorün dilemması" 'nı amışlar bi sevindim ki anlatamam.Hem işe geldiğimde masamda buldum, harikaydı. Başladım  okumaya ama ancak toplu taşıma araçlarında okuyabiliyorum şimdilik evde uyuklamaktan vakit kalmıyo.Okuduğum en güzel roman bence.Sonra korkma ben Varım'ı da alıcam tabiki.
Sonra ben de hediye aldım kendime. Alper Canıgüz'ün "Tatlı Rüyalar'ını aldım.Dayanamayıp Ona da başladımsa da iki kitap aynı anda iyi sindiremiyorum diye merakımı yenip bıraktım.sonra Gizli ajansı da alıcam tabi.Kitaplara boğucam kendimi böylesi hayat çok daha çekilir yeniden anımsadım.

20.12.2010



Sabah 05:50'de kalk,
06:45 gibi evden çık.
Eğer minibüse bi kaç dakika geç kalırsan trafiğe kalabilir ve işe geç kalabilirsin.He tabi bi de minibüslerin 10 dk'lık yolu bile yarım saatte gittiklerini unutmamak gerek.En geç 07:10 gibi metrobüste olmalısın.Metrobüs yolculuğu 20 dakika sürmekte ve indikten sonra yürüyeceğin yolu ve soluklanma payını da hesap edersen en geç 07:45 de inmiş olmalısın zira mesai 08:00 da başlıyor.Geç kalırsan o geri zekalı,cahil,konuşmaktan aciz şef bozuntusunun nutuklarına katlanmak zorunda kalırsın ki inan bana katlanılmaz :|

Son bi kaç aydır yaşadığım süreç tam da yukarda anlattığım gibi...Ben hayattan kaçarken,tam da hayatın içine düştüm.Bu tıp bi yaşam ve koşuşturma en son istediğim şeydi! sanki kurulu bi robot gibiyim.Bu tehlikeli yaşam biçiminden bi an önce kurtulmalı, özgürlüğüme kavuşmalıyım...

19.12.2010


Sevgili Mary...

Gönderdiğim Noblet koleksiyonumu seni affettiğime dair
bir işaret olarak gör.Kitabını aldığımda,aklımdaki duygular sanki çamaşır kurutma makinesinin içindelermiş, çarpışıyorlarmış gibi hissettirdi.Acı, dudaklarımı birbirine
kazara zımbaladığım zamanki gibiydi.Seni affetmemin nedeni mükemmel olmamandandır.Sen mükemmel değilsin,
ben de öyle.Hiçbir insan mükemmel değildir...hatta apartmanımın dışındaki darmadağın olan adam bile.
Gençken, kendimin dışında kimse olmak istemezdim.Dr Bernard Hazelhof,eğer bir ıssız adaya düşseymişim ancak o zaman kendi arkadaş çevreme alışabileceğimi söylemişti
yalnızca ben ve hindistan cevizleri.Dediğine göre kendimi ve
kendi detaylarımızı seçemeyeceğimizi kabullenmem gerekiyormuş,hem de her şeyimle.Onlar bizim birer parçamız
ve onlarla yaşamak zorundayız.Neyse ki arkadaşlarımızı seçebiliyoruz...ve seni seçmekten çok mutluyum.Dr Bernard Hazelhof çok uzun bir yola benzer bir yerde yaşadığımızı da söylemişti.Bazıları iyi asfaltlanmıştır.Diğerleri ise benim gibi çatlaklara, muz kabuklarına ve izmaritlere sahiptir.Senin yolun da benim gibi, ancak muhtemelen benim ki kadar çatlak değildir.Umuyorum ki, bir gün yollarımız kesişecek ve bir kap konsantre sütü paylaşabileceğiz.
Sen benim en iyi arkadaşımsın.
Sen benim tek arkadaşımsın.
 
Amerikalı mektup arkadaşın,
Max Jerry Horowitz.

19.11.2010

Şımarık veletler:1,
melek:0

İtiraf etmeliyim,bayramda gelen misafirlerin yaramaz,çok yaramaz,feci yaramaz,etrafı karıştırıp dağıtan,şekerliği ele geçirip ve üstelik yapış yapış elleriyle sağı solu kurcalayan ve fakat annelerinin bütün bu olanlara seyirci kaldığı şımarık ukala ve çok bilmiş veletlerini evin muhtelif ıssız yerlerinde yakalayıp çeşitli uyarı yöntemlerini kullandığım ve hatta şakayla karışık tehdit ettiğim doğrudur!Ancak her seferinde onlar kazanmıştır nitekim çocuktur,velettir yapar.Dahası tehditlerime "seni anneme sölerim bak" diyerek cevap verip elimi kolumu bağlamışlardır:)bu savaş meydanında tek başıma savaşırken annemin: "melekkkk çocuklara bilgisayar aç oyun oynasınlar" nidaları bana öldürücü darbeyi vurmuştur.
Bi daha ki bayrama kadar çeşitli savunma stratejileri geliştirmeye çabalıycam :|

9.11.2010


Corpse Bride temalı düğün davetiyesi nasıl olurdu ??
Bence süper!
Di mi?
Eğer günün birinde evlenirsem sırf bu fikri hayata geçirmek için olcak :) Hatta kafiyeli mani yerine filmden replikler de eklerim harika olur :)

Umarım düğüne birileri gelir :))

30.10.2010

Küçükken babam bize hep cennetten bahsederdi hatta bi gazetenin verdiği iki ciltlik yeşil kapaklı kuran meallerinden cenneti anlatırdı.Altlarından ırmaklar akan cennetleri o minicik beynimde hayal etmeye çalışırdım.Orda ne isterseniz var demişti babam. peki baba çikolata? çikolata da var mı? olmaz mı çikolatadan nehirler var :)
İşte sanırım ölüme olan ilgim o zamanlardan başladı.Hep siz meleksiniz,günahınız yok derlerdi ee cennete gitmek için de günahsız olmak gerekmezmiydi? evet! o halde küçükken ölmek iyi bi fikirdi.O yüzden ölümden hiç korkmadım.Sadece bi daha salıncağa binemiycek olmak belki beni üzebilirdi.
sonra;
Büyüdüm,evet hala melektim ama sadece isimde:) ama büyürken de ölümden korkmadım hayır günahımın az olduğundan değil ama korkmadım işte.Biliyodum ki daha fazla yaşamak daha fazla acı ve günah getircekti ve ölüm daha iyi bi çözümdü.ve ölürsem az günahla sıyırabilirdim.hep 25 yaşıma gelmeden önce öleceğimi düşünürdüm ama...Ölmedim,
Şimdi;
ölüme hala sıcak baksam da hala ölmek istesem de artık korkuyorum biraz.Günahlar arttıkça,verilemeyecek hesaplar çoğaldıkça korkuyorum...
Bütün bunları neden yazdım ki,ne diycektim ki? hım tamam.Ölmeyi bu kadar isterken ölüme hiç yaklaşmadım ,hiç ölümden dönmedim mesela,hayati tehlike atlatmadım ama gelecek ay yani yeni maaşta uzun zamandır düşündüğüm şeyi yapıcam: Bungee jumping:) ve belki ölümün gözlerine bakıcam.
Abarttım tamam! öldürmüyo belki ya da şimdiye kadar ölen olmuşmudur araştırmadım ama videoları izlerken bile kalbim fazlaca sapıttı ve heyecanlandım.Düşündükçe de heyecanım artıyo.Kalbim buna dayanabilir mi bilmiyorum.ama denemeye değer :) Hem böyle ölüme can kurban di ama? hihiihi :)Hadi hakkını helal et madem :)

29.10.2010

Hatırlat da Haziranın sonlarında çocukluğumu yakalım!




Sen beni öpersen belki de ben Fransız olurum

 Şehre inerim bir sinema yağmura çalar
Otomobil icad olunur, Zarifoğlu ölür 
Dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-Senegalliler dahil değil

Sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
 Çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
O vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin 
Hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin


-Yoksa seni rahatsız mı ettim?

Sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
 Ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
Elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim 
Elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-Freud diye bir şey yoktur.

Sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim 
Belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
Bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
 Yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-Haydi iç de çay koyayım.


9.10.2010

lanet bankanızın da canı cehenneme!



Geçenlerde sınava girdim yine, aptal bi bankanın aptal sınavına.Sanırım bu denize düşüp yılana sarılmak gibi bişeydi.Bankalardan feci tırsarım zira.Mümkün olduğunca uzak durmaya çalışırım.Dahası kredi kartım bile yok! Lakin çalıştığım işten memnun olmadığımdan çıkış yolları arayıp duruyorum.ve arşiv günleri oldukça can sıkıcı bi hal almaya başladı.Böylesi çaresizlikle girdim sınava.Şükür olmadı :) aslında işsizliğe alışkınım.Özledim kendi dünyamda kendi kendimle olmayı ve bi de “kovulmak” der tyler, herhangi birimizin başına gelebilecek en iyi şey olurdu.böylece havanda su dövmekten kurtulur ve hayatlarımızla bir şey yapardık.
ama ,ama ya ,gidilmesi,görülmesi gereken yerler var ve bunun için de işim olmalı.
Bunun dışında kahrolası para umrumda değil!
Ne kadar kazanırsan ihtiyaçların o kadar artar ve daha çok kazanman gerekir ve bu durum beni korkutuyo,para beni korkutuyo.Mağzalar,eşyalar,alışveriş merkezleri de öyle umrumda değil!

22.09.2010




Empati...
Okuyorum bu aralar.bu aralar diyorum çünkü iş,güç,uyku dışında kalan vakitlerde ancak.empatiye göre Olasılıksız  -ki nasıl bi çılgınlıksa e-kitap olarak okumuştum :) - tek geçerim! ama yine de her daim Adam Fawer'a saygılar.

Empatiyle aynı anda "bir adam girdi şehre koşarak" sevgili hocam Tarık Tufanın son kitabı.okuyorum,bitmesin diye yavaş yavaş okuyorum,ilaç niyetine okuyorum.okudukça yalnızlığım azalıyo,iyileşiyorum.
Okuyorum, 
Karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir şehirde hayatta kalabilmek için...Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulabilmek için..

Korkarım biticek bugün yarın ama olsun be! 2011 'de çıkıcak kitabın ilk cümlelerini biliyorum.söylemem ama,teşekkürler Gökhan!

Bu arada sahaflar festivali Taksim gezi parkında 28 Eylül tarihine kadar... 

Sahi,sosyloji okumaya karar verdim ben! Hadi hayırlısı...

9.09.2010

Biraz daha passiflora lütfen...



Bolca misafir,ikramlar,tıkınma,suratta zoraki bi gülümseme;sokakta çatapat patlatıp kafa ütüleyen veletlerle,kalıplaşmış bayram mesajları ve bayramın 1 günü.... kutlu & mutlu olsun herkese !

4.09.2010

Sen hiç istemedin ki dostum!

 


— "İsteseydin, eğer gerçekten isteseydin, olmak istediğin, olmasını istediğin olurdu. Olmadığına göre sen henüz istememişsin demektir." 

Sen hiç istemedin ki dostum! İstemek nedir bilmedin ki! Hiç tutulmadın sen! 
Tutkuların için ölmedin ki! İsteseydin ölürdün, ölseydin olurdun! Sen hiç olmadın ki! Evet, olmadın, çünkü sen hiç ölmedin! Ölecek kadar istemedin, ölümün pahasına istemedin, ölümüne istemedin! İsteseydin ölürdün. Ölseydin olurdun. Ne öldün ne ...oldun. Çünkü sen istemedin. İsteğini, istediğini aslında dile bile getirmedin. Öyle ya, bir kere dile getirseydin, olurdun. Bir kez adam gibi aklından geçirseydin hemen orada olmuş ve ölmüş idin. 


Sen hiç istemedin ki dostum!

İstemesini bilmedin. İstemek nedir bilmedin.

Çünkü sen ol deyince
olduranı hiç tanımadın.

26.08.2010

opeth for star
Yükleyen tourniquet-slh. - Diğer müzik videolarına göz atın.



Opeth -to bid you farewell şimdi ve aslında bir hafta boyunca dinlediğim şarkıyla yabancılaştığım kendimle yüzleşip daha da karmançorman olurken ve evet bu geç kalmış bi ramazan yazısı...tuhaf biliyorum.
Geldi ve gidiyo bile.En gelmesi gerektiği zamanda geldi yine hep imdada yetişir gibi.evet sıcak ve çok sıcakta ama olsun,en çok özlediğim zamanda geldi.Zor, ama böyleyken daha da güzel.Umut etmenin,dua etmenin ve hatta ölmenin en anlamlı olduğu zaman diliminde ve şarkının en güzel kısmı da gariptir 3:26 gibi başlıyo...

8.08.2010



Daha önce bahsetmedim ama çalışmaya başladım hatta yarın 3.haftaya giriyorum.Geçici ,dönemsel bi iş ama kpss sürecinde ilaç gibi.Uzun zamandan beridir işsiz olduğumdan epey zorlandım başlarda(hergün 6:30'da kalkıyorum mesela) ama alışıyorum yavaş yavaş. ve yine arşiv... Mezarlık müdürlüğündeki maceramdan sonra ki -bunu bi ara anlatmalıyım - yeniden tozlu dosyalar arasındayım.Aslında belediye ortamı olması ve memurlarla aynı şartlarda çalışmak dışında uzun yol ve az ücretten dolayı çekilmezdi ve işi de daha ilk günden bırakabilirdim ancak alacağım cüzzi miktardaki maaşın akibeti hakkında o kadar çok planım var ki :) dayanmam gerektiğine karar verdim ve tabiki geçici olması fikri... yani tek dileğim kpss'den istediğim yere yeticek puan alıp arşivcilik kariyerime son vermek.Bu hayalle avutuyorum kendimi...
Onun dışında hergün insanlar,suratlar,sesler,maskeler,maskeler ... yorucu!
Neyse işte,
yarın sendromuyla birlikte pazartesi gidip uyusam iyi olcak.

20.07.2010



"Lacan'ın bakış açısını anladınız mı?
fanteziler gerçekdışı olmak zorundalar.
çünkü istediğiniz şeyi elde ettiğiniz anda artık onu istememeye başlarsınız.
İsteğin devam edebilmesi için objesinin sürekli olarak eksik olması gerekir.İstediğiniz o şey değildir.onun fantezisidir.
İstek çılgınca fantezileri destekler.
Sadece gelecekteki mutluluğumuzun hayalini kurarken gerçekten mutlu oluruz." derken pascal'in anlatmak istediği de buydu.
Bu nedenle "avlanmak, öldürmekten daha zevklidir." deriz.
ya da "ne dilediğine dikkat et."Ona sahip olacağın için değil.
çünkü ona sahip olduğun zaman artık onu istemeyeceğin için.
lacan'ın verdiği ders şu:İstekleriniz doğrultusunda yaşamak sizi asla mutlu etmez.Gerçek anlamda insan olmak demek fikirler ve idealler için yaşamak demektir.Hayatınızı istediklerinizin ne kadarını elde ettiğinizle değil yaşadığınız samimiyet, şefkat ve özveri anlarıyla ölçmek demektir.
çünkü sonunda kendi hayatlarımızı önemli kılmanın tek yolu diğer insanların yaşamlarına değer vermektir." 

Dr. David Gale/The Life of David Gale

15.07.2010

Sonunda bulabildim! Günlerdir kafayı yemek üzereydim. Lili gibi çook küçükken izlediğim ve hayal meyal hatırladığım bi film vardı ancak filmin adı,tarihi ya da oyuncuları hakkında hiçbişey hatırlayamadığım için bulmam epey zor oldu.Hatta bi ara umudumu kesmiştim.Anlattığım çoğu kimse de filmi hatırlayamayınca cidden uydurduğumu düşünmeye başlamıştım :)

Evett filmimizin adı Little Princess (1939) küçük yıldız Shirley Temple başrolde adını hatırlayamasam da bu sevimli suratı hiç unutmamıştım ve mimiklerini :)Babasının savaşa katılmasıyla Sara'nın değişen hayatı,lüle saçlı bebeği ,zengin mutlu bi çocukken hizmetçilik yapmak zorunda kalması,tavan arasındaki odası,çatılara açılan büyük penceresi aklımda kalanlar....
Sonra bu filmi ararken başka hayali filmlerimi de hatırladım.Bi tanesini daha buldum ve yine Shirley Temple!


The Blue Bird(1940);Bu sefer de fakir iki küçük kardeş peri Berlyune tarafından geçmişe ve geleceğe gider ve mavi kuşu ararlar...
Şimdi rahat bi uyku uyuyabilirim :)

7.07.2010


-Tarih tekrarı yapmalıyım yo yo coğrafya, hayır hayır Türkçeden yazım kurallarını tekrar etmem gerek,yok ya hepsini bırakıp deneme çözmeliyim...
kpss'ye son üç! Çıldırmak üzereyim!

Yukarıdakilerin hepsini yapmaya çalışıyorum.
Konudan konuya,dersten derse atlıyorum.Ama sanki yeterli olmuyo,kafam daha da karışıp ,bildiklerimi de yapamıycam diye korkuyorum...Acep hiç uyumasam sınava kadar,hiç durmadan çalışsam?

Üstelik aklımda filmler,replikler,fırat,faik ,diğer çizgiler,karikatürler,çıkın kafamın içinden!

neyse...
sınav sonrası görüşürüz ya da görüşmeyiz...
Görüşemezsek belki paraşütlerle ilgili hayalimi gerçekleştirmek üzere uzaklarda olurum.Evet olabilir :)