28.05.2009

La Maison en Petits Cubes.(2009 Academy Award Winner)


81.oscar ödüllerinde en iyi kısa animasyon ödülünü alan japon yapımı oldukça hüzünlü animasyon "La Maison en Petits Cubes"...



12 dakikada anlatılan bi hayat,hüzünler ve bittiğinde farklı duygular içindesiniz.Hayattan 12 dakika çalın izleyin izlettirin...

3.05.2009

Altını Çizdiklerim


"Bil ki ey sevgili
Ben seni aklımdan hiç çıkarmadım;
ben sadece aklımı çıkardım
Ve böyle bilsin bütün dünya,
ben aklımı senin rağmına değil,
senin uğruna senden çıkardım"

Dücane Cündioğlu / Cenab-ıAşk'a Dair

21.03.2009

Mat Bir Gündü...


Mat bir gündü.İnsanın içine sıkıntı veren cinsten.Yağmurun hemen sonrası.Göklere dokunsak yağmur yine bardaktan boşalırcasına üzerimize yağacaktı.Konuşsak yağmur yağacaktı yeniden.Penceren dışarı çevirsek başlarımızı yağmur yağacaktı.Birimiz ayağa kalksa,bir diğerimiz gözlerini sım sıkıya yumsa,derin bir iç çeksek,ellerimizle yüzümünü kapasak,geçmişe dalsak durduğumuz yerde yağmur yağacaktı.

Ne yaparsak yapalım gök üzerimize yağacaktı.
Ne yaparsak yapalım kent üzerimize yağacaktı.

Albümlerde bekleşen fotoğraflar apartman saçaklarına sinmiş kuşlar çöp kutularının altına sığınmış kediler kitap aralarına iliştirdiğimiz çiçekler fanilalanın kenarına iliştirilmiş muskalar üzerimize yağacaktı.
Hayat aramızda kalmış utangaç bir çocuktu sanki.
Kent susmuş ve söylenecek bir çift lafın merakına dalmıştı.

Susuyorduk öylece...

Göz göze gelsek kör olacaktık.Konuşsak sözler bitecekti ve söylenecek bir çift söz kalsın diye konuşmuyorduk.Geriye dönebilecek bir adım kalsın diye susuyorduk,konuşmuyorduk.

Bir konuşsak gök üzerimize yağacaktı.
bir konuşsak kent üzerimize yağacaktı.

Gelinlik giymemiş genç kızların yüzü kararacak,ıslak asfaltta oturmuş yaşlı adam bir daha kalkmayacaktı.üzerimizde binlerce göz,odanın her yanında binlerce kulak,hepsi durmuş ve ilk sözün tedirginliğini yaşıyordu.
henüz akşam olmadığı halde ortalığı uğursuz bir karanlık kaplamıştı.Bir sokakta yalnız başına bırakılmış gibiydik.İlk kez bunca zamandır kapı çalınmıyor,telefon çalmıyor,sokak satıcıları bağırmıyor,okuldan dönen çocukların sesi soluğu çıkmıyordu.

Sensizlikten ilk defa korkuyordum.

Hayat,herkesin sustuğu bir anda kulaklarımızı yırtan bir çocuk ağlamasıydı.

ah çocuk zamanlarım!
çokomel kutusuyla yakalayıp,örümcek ağına attığım sineklerin çığlıkları,bilet parası bulamadığım zaman otobüse kaçak binmenin tedirgin edici aceleciliği,öğle paydoslarında bir çorbayla yenilen bir bütün ekmeğin utancı.Orda olmaktan başka , her zaman diliminde olmaya razıyım.Yaşanmış tüm korkuları,boğazıma sarılan tüm tedirginlikleri,burnumu sızlatan tüm ağlayışlarımı yeniden yaşamaya razıyım.

Mat bir gündü.

İnsanın içine sıkıntı veren cinsten.Gözlerimizi kaçırıyorduk.
Mülteci kampları ekmeksiz kalıyor,hücrelerde kısık sesliölüm öyküleri anlatılıyordu.Biz susup son sözü dilimizde saklıyorduk.Son sözü ağzımızda toplıyorduk.

Konuşsak , gece üzerimize yağacaktı.
Konuşsak, kentin gözyaşlarıyla sırılsıklam olacaktık.
Konuşsak, akşamüstü koşuşturmaları kalbimizi paramparça edecekti.

Köşede üstüste yığılmış duran kitaplar,kültablasında birikmiş sigara izmaritleri,kapakları açık kalmışalbümler,kanal düğmesi kopuk radyo,gözlerini üzerimizden kaçırıyordu.Odada ne varsa başka yana çeviriyordu gözlerini.

Mat bir gündü.

Aslında biz ne yaparsak yapalım kent üzerimize yağacaktı.
Başını yerden kaldırdın ve gök gürledi.Özenle yazılmışmektuplar,akrebi yorgun saat,duvardaki solgun poster,sararmış tül perde savruldu.

Gittin ve kent üzerimize yağdı.
Gittin kent gözlerimden boşaldı.
gittin ve hemen ardından yağmur yağdı...



"Kraliçenin pireleri" adlı kitaptan

11.02.2009

Şarkı Sözü Arası-Gayret Et Güzelim




Gitmem gerek bu şehirden
Bir rüya oldun sevdamın gergefinde
Neden çocuklar beni gösteriyor
Yağmur yağsa güneşin yerine

Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret

Sensizlikten olsa gerek
Çekilmez oldu buralar
Hep benle beraber bulamadıklarım
Bak cesaretim yok artık
Geç oldu yorgunum
Yine deli oldum sayende
Saçında rüzgar

Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret

Ayrılıktan olsa gerek
Gecikiyor sabahlar
Hep benle beraber unuttuklarım
Dönmüyor epeydir başım
Denizler yalan
Sevmek ateş olurmuş derler
Yanmak yalan

Şimdi öyle uzakki geldiğim yollar
Yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz

Bir çocuktum sevmiştim
Avuçlarımda aynalar
Gayret et güzelim elini uzat

Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret



Viva la vida!



51.Grammy ödülleri dağıtılmış ve ve "Viva la vida" yılın en iyi şarkısı seçilmiş.Bi grup bu kadar muhteşem olursa şarkılarından birinin seçilmesi de kaçınılmaz oluyo.

"Viva la Vida", yaşasın hayat gibi bi anlamı var sanırım pek benim hayata bakış açım böyle olmasa da seviyorum bu şarkıyı eee coldplay yapar da sevilmez mi :)
e bi de Chris Martin var tabiki ve O'nun buğulu, insanı alıp götüren sesi...
canlı performansını izlemek nasip olur mu acep belki, belki de :)


Aslında piyanoyu pek sevmezdim ben böyle soğuk gelirdi ama coldplay de hiç de öyle gelmiyo.
Benim favori parçam clocks, yo yoksa In my place mi ya da trouble, the scientisti de unutmamak gerek neyse neyse çoğu şarkısını çokça seviyorum.Hatta belki sayfa fonuna birini seçmeliyim. Bi düşüneyim bunu.
vel hasılı kelam grubumuza başarılar dileyelim ve chris martin hiç susmasın mümkünse...

Sevinmek için sevmedik!


-Adios dede, - AraGones, -Aziz yıldırım istifa!

Yoo yoo sandığınız gibi değil.
Artık sıkça duyduğumuz bu lafları etmiycem tabiki.
Belki bu tip tepkiler haklı olabilir ama ben feci sıkıldım.
Evet bişeyler kötü gidiyo ve biz bunları ilk kez yaşamıyoruz.
Evet belki mazoşistiz :)
Daha kötü zamanlar da geçirdik biz!
Aslında biz Fenerbahçeyi belki de bu yüzden seviyoruz,
hayatın tıpatıp kendisi olduğu için.
Hayat gibi çoğu zaman acı süprizlerle karşılaştırdığı için.
Ama yaşamaya mecburuz içine doğduğumuz ve kanımıza işlemiş bu renkleri... tıpkı hayat gibi.
Başka türlüsünü de bilmiyoruz.

Seni Seviyoruz Fenerbahçe herşeye rağmen,elimizde değil çünkü...

30.01.2009

Çocukluğumdan...

CLEMENTINE

Her cumartesi TRT'de yayınlanırdı muhteşem Fransızca bir jenerik şarkısı vardı. O günün çocukları arasında bugün ekol olmuş bir dizidir. Bu Clementine uçak kazası geçirip sakat kalmış bir kızcağızdı. Birgün buna kocaman bir küre içinde uça uça Hemera diye güzel bir cadı geliyordu. Sonra Clementine bu cadıyla dünyayı gezerek maceradan maceraya koşuyor, yürüyor,uçuyordu. Bu dizide çok korkunç ateşten adamlar vardı. Bunların patronu Malmot idi. Acayip tırsardım bu çizgi filmden :/


MOCK VE SWEET


çuç çu ri çuç çuu dorrik dorrik moguu moguu... Herhalde gelmiş geçmiş en sevimli,en şeker çizgi tipler, bu köstebek kardeşler Mock ve Sweet idi. Hele o Mock'un pilot şapkası ile gözlükleri çok bitirimdi :)

ATLI KARINCA (Carrusel)




Hafta içi akşamüzerleri yayınlanan çocuklar için yapılmış bir Meksika dizisiydi. Feride Çalıkuşu tadında genç muallime Himena, yaramaz öğrencilerle dolu bir sınıfın öğretmeni olarak çalışmaya başlıyordu. Tabii zamanla öğrencilerin kalbini kazanıp bunların dertleriyle uğraşmaya başladı. Aman ne tipler vardı bu sınıfta inanamazsınız, sarışın, zengin ve güzel Maria Huakina vardı, bu kız sürekli dantel eldivenler giyer ve diğerlerini küçümserdi. Sirilo vardı, fakir zenci oğlan, bu Maria Huakina'ya aşıktı, Maria da bunu ezer dururdu. Valeria vardı, ukala, gözlüklü birşey bunun sevgilisi David idi, ara sıra kıskançlık kavgaları çıkartırdı bu kız. Ama en unutulmaz tip Hayme Pahilyo denen toramandı kesinlikle.

ÇARLS İŞ BAŞINDA (Charles in Charge)


Çarls ev kirası vermemek için bir ailenin yanında yaşar, karşılık olarak çocuklara dadılık ederdi.Çarls'ın cerzebeli annesi ile düpedüz salak arkadaşı Badi diğer unutulmaz karakterlerdendi.

LAFF-A-LYMPICS OLİMPİYATLARI


Scoobyler, Yogiler ve de Gerçek Kötüler. Bütün karakterler diğer çizgi serilerden toparlama tanıdık tiplerdi. Gerçek Kötüler hep hile yapar, yaptıkları hile en sonunda ağır çekim gösterilirdi. Ama hiçbir zaman kazanamazlardı. Çünkü hep Scoobyler kazanırdı.Ben hep gerçek kötülerin kazanmasını isterdim içten içe onları tutardım hehe :D


SOKAK KURBİŞLERİ


Bunlar mütemadiyen iş arayan,sürekli pizza yiyen ve tuhaf tuhaf rap yapan birtakım kurbağalardı. Bu kuşakta ayrıca Karate Kit vardı."Benim ben bir karete makinasıyım" sözü o zamanlar bolca kullandığımız sloganımız olmuştu.

NEŞELİ MATEMATİK (Square One TV)



Harika bir matematik programıydı, herşeyi matematikle açıklar, ilerde bu ne işimize yarayacak dediğimiz şeylerin ne işe yarayacağını gösterirdi. Packman de vardı bu programda. Ama en güzeli en sonunda yayınlanan Matematik Dedektifleri idi. Bunlar Kate Monday ve George diye iki detektiftiler, büronun adı da Mathnet idi. Her olayı matematik kullanarak çözüp ispat ederler, sağlamasını da yaparlardı.




MUHTEŞEM İKİLİ (Perfect Strangers)




Kuzen Larry ve Kuzen Balki! İşte bu diziden sonra kuzenler birbirine isimleriyle değil kuzen diye seslenmeye başlamıştı! Bu dizide Yunanistan'dan kalkarak Şikago'da yaşayan kuzeni Larry'nin yanına taşınan Balki'nin maceraları anlatılırdı. Bunların sarışın ve güzel sevgilileri de vardı. Komik, eğlenceli ve çok sevilen bir diziydi. Oldukça sinirli ve geçimsiz olmasına rağmen ben Lerriyi severdim nedense :D

THUNDERCATS



Bunların hepsi kedigillerden insanımsı yaratıklardı. Liderleri Lyno adeleli ve kırmızı yeleli bir tipti.Gözleri görmüyodu ve sezgileriyle hareket ederdi. Pumara, Cheetara,Bengali,Tigra diğer karakterlerdendi. Bunların yanında Kit ve Kat diye iki de çömez kedigil vardı. Hep beraber Mummra'ya karşı savaşırlardı. Sanırım cheetaraydı çok hızlı koşardı ben hep onun gibi hızlı koştuğumu düşünürdüm..Bu arada mummra denen mumya bozuntusu acayip korkunçtu


ALACAKARANLIK KUŞAĞI (The Twilight Zone)


TRT'nin ödümüzü patlatan dizilerindendi. Çok şaşırtıcı bir sonla biten gerilim öyküleri gösterilirdi. Hepsinin en büyük numarası sonunda saklıydı ve olayı en akla gelmedik şekilde bitiren sürprizli finali izlerken insanın kanı çekilirdi.Özellikle de müziği! Hala tüylerim ürperir.


BU DÜNYANIN DIŞINDAN (Out of This World)


Bu dizi bir anne-kızın maceralarını anlatıyordu ama bu kızın, ki adı Evie idi, babası uzaylıydı! Babasıyla sihirli bi küre aracılığıyla iletişim kuruyodu. Ve Evie'nin çok acayip bir özelliği vardı: işaret parmaklarını birbirine değdirince zaman duruyordu. (bu özelliğini hep kıskanmışımdır :D)


ZİYARETÇİLER


Cumartesi gecesi geç saatte yayınlanan, hepimizi çok etkilemiş bir diziydi. Bu filme dair en net hatırladığım şey siyah saçlı uzaylı hatunun fareyi kuyruğundan tutup ağzına atmasıydı :/
İnsana benziyen bu uzaylılar yüzlerini soyduklarında birer ucubeye dönüşüyolardı...


not:
büyük bi kısmı alıntı...